Bugün: 17.01.2018

SOSYALİST KARDEŞLERİME

Vicdan, zeka, elçi, vahiy, sanatsal bilgi, gözlemsel bilgi ve deneysel bilgi ışığında insanoğlunun önderliğini yapmak, Elinizde ve elimizdedir.
Sosyalist Kardeşlerime
Sosyalizm, iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Ancak hiç bir zaman pratikleşememiş bir düşünce sistemi olarak tarihe geçmiştir.

Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Oysa değil insanlık aleminde, hayvanlar aleminde de sınıfsız topluluklar yoktur. 

Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Oysa demokrasi sistemi de uluslararası emperyalizme hizmet eden bir sistemdir.

Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir.

Marksist teoride sosyalizm, kapitalizmin yerini alacak ve daha sonra sosyalist yapı kendiliğinden söneceğinden komünizme dönüşecek bir topluma işaret eder.marksizm ve kominizm sosyalizmin dallarıdır. Tabii ki yukarıda anlatıldığının tam tersi de anlatılır ki bu da önce komünizm sonra da sosyalizm e dönüşmüş hali diye.

Terimin ilk kullanılışı 19. yüzyılın başına kadar gider. İlk kez 1827’de İngilizcede, özgönderimsel olarak,robert owen ’ın takipçilerini adlandırmak için kullanılmıştır. Fransa’da, yine özgönderimsel olarak, 1832 yılında l’Encyclopedie nouvelle’deki,saint simon ardından pierre ve J. Regnaud’un fikirlerinin takipçisi olanlar için kullanılmıştır. 

sosyalizm terimi ezline insan topluluklarının ezilmişliğini kullanarak kendilerine zemin nhazırlayan yeni bir elit tabaka oluşturulması için kullanılmıştır. Özellikle karanlık çağda İslam dininin hurafeleşerek toplum hayatından uzaklaşması ve ortaçağ karanlığına müdahale edememesinden sonra gelişen hareketler içerisinde son olarak boşluğu doldurmak için varsayımlarla veya ütopik düşüncelerle toplumlardan bir miktar insanı koparıp yeni bir mücadele modeli oluşturmak için kurulmuştur.

Sosyalizme inananlar, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyetin kamu mülkiyetine geçmesi ile tüm sorunların çözümleneceğini iddia etmiyorlar. Sosyalizm, ne şeytanları meleğe dönüştürecek, ne de cenneti yeryüzüne indirecektir. iddia edilen şey, sosyalizmin kapitalizmin büyük kötülüklerine çare bulacağı, sömürüyü, sefaleti, güvensizliği, savaşı ortadan kaldıracağı ve insanlar için daha büyük bir refah ve mutluluğun kapılarını açacağıdır.

Sosyalizm, kapitalizmin yırtıklarınını yamanarak düzeltilmesi değildir. Sosyalizm, devrimci bir değişme, toplumun büsbütün farklı bir çizgide yeniden kurulması demektir.Bu hedefler için öngürülen sistemin temel meselesi aslında toplumda huzur ve güveni ortaya koyacak hak ve adaleti üstün tutarak yeni bir sistem geliştirecekti. B u düşüncelerle harekete başlayıp dünya üzerindeki bir takım araçları kullanmak istemesidir. Kullanmak istediği araçların kapitalizmin can damarı oluşu kapitalizm sosyalizm çatışmasını çıkarmıştır.

Ancak meselenin böyle olmadığını SSCB döçneminde tüm dünya görmüştür. Kullandıkları araçların aynı olması hasebiyle tüm sosyalistlerin kapitalist olması hasebiyle SSCB dönemi bitmiş ve dünya genelinde hem komünizm hem de sosyalizmin sona erdiği ilan edilmiştir.
Bireysel kar için bireysel çaba yerine, ortaklaşa yarar için ortaklaşa çaba düşüncesi eşyanın tabiatına aykırıdır.

Kullanım için yapılacak planlı üretimin, herkese, her zaman iş sağlayacağı bilinmesi ile, insanların içindeki ekonomik depresyon, işsizlik, yoksulluk ve güvensizlik duygusu kaybolacak, bunun yerini beşikten mezara kadar ekonomik güvenlik duygusu alacaktı.

Kar peşinde koşanların, fazla mallarını satabilecek ve fazla sermayelerini yatırabilecek dış pazar avcılığından doğan emperyalist savaşlar son bulacaktır, çünkü artık ne fazla mal ne de fazla sermaye olacak, ne de gözünü kar hırsı bürmüş sermayeciler.

Üretim araçları özel ellerde olmadığı için toplum, artık işverenler ve işçiler diye sınıflara bölünmeyecektir. bir insan başkasını sömürmeyecek, onun emeğinden kar sağlamayacaktı.
Kısacası, ülke bir avuç insanın malı olmaktan çıkacak ve bütün halkın malı olacaktır ve %100 halk tarafından yönetilecekti.

Ancak bunların hiç birisi olmadı. Tam aksine SSCB de kömünist parti polit büro üyeleri kral halk ise köle olmuştu. Aile mefhumu yok olmuş kimkime dumduma bir dönem başlamıştı. SSCB de olağanüstü zenginler oluşmuş halkın ise tutunacak tek bir dalı bile yoktu. Bugün bile Rusya ya baktığımız zaman Rusya nın toplamda 4-5 kişinin olduğunu görüyoruz.
Temelde kapitalizme karşı hareket ettiğini söyleyen sosyalizm en büyük kapitalistleri yetiştirmişti.

Ülkenin yada üretim araçlarının "halk yararına halk tarafından yönetilmesi" ütopyası
Bu durum bir ütopya idi. Yani hayalden öteye gitmeyen bir durum idi ve öyle oldu. Komünist ülkelerde durum sosyalizmin dediğinin tersi olmuştu. halk kitleleri kandırılmış ve ellerinde ki tüm mallar devlete geçmiş devlette bu malları polit burö üyelerine devretmişti. Sabahları asker gibi bir düdük çalar herkes bir meydanda toplanır ve çalışma yerlerine polit burö üyeleri nezaretinde gitmekteydiler. 

Bütün ülke için merkezi planlamanın güç bir iş olduğu besbellidir. Bu, o denli güç bir iştir ki, kapitalist ülkelerdeki pek çok kimse (özellikle üretim araçlarını ellerinde bulunduranlar ve kapitalizmi mümkün olan düzenlerin en iyisi sayanlar) bu merkezi planlamanın yürümeyeceğinden çok emindirler. Onlara göre, "bir avuç insan, bütün halkın faaliyetlerini başarılı bir biçimde planlamak, yönetmek ve hızlandırmak için gerekli bilgiye, görüş gücüne ve kavrayışa sahip olamaz.."Anlayışı ile hareket eden sosyalizm, bir süre sonra aynı potaya düşerek erimek ve yokolmaktan kurtulamaz.

1928 yılında SSCB ilk 5 yıllık planını yaptı ve ardından ikincisi ve üçüncüsü geldi. Daha sonraki yıllarda II. Dünya Savaşı ve SSCB`nin yanlış politika izlemesi ve başka nedenlerden dolayı Sovyet Sosyalizmi pek başarılı bir yol izleyemedi. ABD ile rekabete girmeye çalışması, bütçenin yarısının askeriyeye ve savunmaya harcanması, fabrikalarda eski teknolojilerin kullanılmaya devam edilmesi, tarıma yeteri önem verilmemesi, ağır sanayiye çok önem verilirken tüketim maddeleri sanayisine fazla önem verilmemesi, ve hepsinden önemlisi kendi kendine yetme politikasını izlemek istemesi sebebiyle Sovyet Sosyalizmi başarılı olamadı ve 90 larda yıkıldı. 
SSCB`nin yıkılmasında yukarıda söylediğim faktörlerin hepsinin etkisi olmuştur ama dediğim gibi en önemlisi kendi kendine yetme politikasını izlemesi olmuştur. Böylece kendini dışarıya kapamış, teknoloji ve bilgiyi içeriye transfer edememiş, gerekli hammaddeleri temin edememiştir. 

Bugün Türkiye ölçeğinde bir hareket "milli ekonomi modeli" adı altında sovyet rusyasının yaptığını yapmaya ve anadolu insanına özendirmeye çalışmaktadır.

Sosyalizmin bu hedefleri hiç bir zaman tutmamış ve tutmasıda mümkün değildir. Çünkü sosyalizm temel yaradılış düşüncesiyle de sorunlu bir ütopyadır. Kainatın yaradılışı ve tüm yaradılış bilgisiyle ters düşen bir sistemin uygulama alanı olmadığı gibi sadece hayallerde kalacak bir süre sonra da lanetli olarak insanların terk edecekleri bir ütopyadır. Tüm yaradılış bilgilerine baktığımız zaman hepsinde de sosyal yapı ve hiyerarşik bir düzen görmekteyiz.
oysa sosyalizm bunların hiç birisini kabul etmemekte ve hala daha kapitalizme karşı mücadele edeceklerine yandaşlarını inandırmaya çalışmaktadır.

Aslında tüm bunların sebebi Müslümanlardır.
Müslümanlar nasıl bir sistem istediklerini hala daha ortaya koyabilmiş değillerdir. Kur an ı kerimin "rafa" kaldırılmasından sonra Müslümanlarda ortaya çıkan yançalma düşüncelerin oluşturduğu yeni sistem ki bu sistemin adı bile yok. Bugün İslam memleketlerinde hala daha "islam sistemi" diye bilinen bu sistemin islamla uzaktan yakından alakası yoktur. 

Bir sistemin halkla beraber hareket edebilmesi için iki önemli noktayı elde etmesi lazım.
1-Maddiyat gücünü
2-Maneviyat gücünü

Maddi gücü elde etmek için dünya da ekonomik olarak güçlü olmak ve nufuz alanlarını genişletmek gerekmektedir. Bu durum islam memleketlerinde olmasına rağmen Müslümanlarda yoktur.

Maneviyat gücü elde edebilmek için rasyonel kaynaklara müracaat etm ek lazım. İslam dinine göre tek gerçek kaynak Kur anı kerim dir. Bugün müslümanlar Kur an ı kerimi mezarlıklarda okumakta veya hala daha ölülerine okumaktadırlar. Oysa Kur an ı kerimden "yaradılış" bilgisini alacak ve her şeyin temelini bu bilgiye göre kurgulayacaklardı. Müslümanların her iki alanda da güçlerinin olmayışı yeniden dünya üzerinde "izm" lerin hareekte geçmesine sebep olmuştur.
Müslümanlar dünya topluluklarına yön verecek durumdan çok uzak durmaktadırlar. Oysa herşey Müslümanların lehinedir. İslam sistemi diye bir sistem aslında yoktur. İslam sınıfsal savaş vermez. Sınıf savaşı İslam dininin temeline aykırıdır. 

Vahyi atmosferde hareket eden tüm toplulukları "islam" nitelemesi ile kabul eyler. Geniş bir alan tutar. Bu geniş alan içerisinde inanmış ile iman etmiş toplulukların durumuna işaret ederek hareket eder. İnanmış topluluklardan çok fazla özveri istemezken İman etmiş topluluklardan özveri talep eder.

Polis devleti mantığı ile hareket etmez. Haramlarla insanların düşüncelerine hitap eder. Yeryüzünde iktidar verilmiş olanlardan ferdi anlamda Namaz gibi olmazsa olmaz bir dinamiği isteyerek, sosyal alanda iyiliği emr-kötülüklerden men görevi üstlenmelerini ister. Sistematik kuramlarda da dünya da cezai müeyyide uygulayabileceği üç tane suç gösterir.
Gösterdiği suçlarda da insanoğlunun haddi aşmamaları için sınırlarını koyarak toplumu düzenler.

Zina- Adam Öldürme- Hırsızlık gibi toplumsal enerjiyi zaafa uğratacak hal ve hareketlerde yol göstererek insanoğlunun huzur ve mutluluğunu düzenler.

Yaradana boyun eğmeyenlerin yaratılana boyun eğeceklerini hesap ederek Namz gibi olmazsa olmaz boyun eğme hareketini şart koşar. kainatın sahibine boyun eğmeyenlerin kainatta yaratılmış olan nesnelere boyun eğdikleri gerçekliğini ortadan kaldırarak insanoğlunu yücelten ibadeti getirmiştir. Namaz İbadeti insanoğlunu yücelten bir ibadettir. Namaz gibi boyun eğme hareketini yerine getirenlerin kainatta yaratılanların en üstünü olduğunu beyan etmiştir. Namza sadece Allah cc boyun eğmek diğer tüm varlıklardan daha şerefli olduğunu ilan etme eylemidir.
Namaz eylemini yerine getirmeyenler ise kainatın sahibine boyun eğmedikleri için kaainatta yaratılan diğer varlıklara boyun eğme ve kul olma durumundadırlar. Zaten düşünsel yapılarındada bu mevcuttur. İnsanların taptıklarının bu kadar çok olmasının sebepleri bunlardır. Namza varsa sadece yaratılanan tapmak var Namaz yoksa yaratana tapmak yerine başak birden çok şeylere tapmak var.

Sosyalizm diğer izm ler gibi insanların dünya hayatlarında huzur bulabilecekleri düşüncesiyle başvurdukları bir ütopik sistemin adıdır. Niyet huzur ve mutluluktur. Ancak huzur ve mutluluk arayanların vahyi incelemeleri ve vahyin atmosferinde bir hareket tarzı oluşturmaları gerektiğini anlamaları gerekmektedir. Tüm sosyalistleri seviyorum. Sosyalizm taraftarlarını kutluyorum. Ancak aradıkları huzur ve mutluluğun Kur an kerim atmosferinde gerçekleşeceğini bilmelerini de istiyorum.

Bugünkü Müslümanlara bakarak hareket etmemelerini ve kendilerinin kur an ı kerim atmosferinde ASR-I SAADET uygulamalarını araştırmalarını ve toplumlara bunları önermelerini gönülden arzu ediyorum. Eğer bugünkü sosyalizm taraftarları Kur an ı kerim atmosferinde huzur ve mutluluk sistemini insanlığa önermeye başlarlarsa bilmeleri gerekir ki karşılarına çıkacak olanların klasik kültüre sahip veya bozulmuş, hurafelerşmiş inançlara sahip gelenekçi Müslümanların karşılarına oturacaklarını bilmeleri lazımdır.

İşte o zaman ne kadar doğru yolda olduklarını kendileri test edecek ve gerçekten dünyaya huzur ve saadet getirecek vahyi sistemin öğretileri altında formüller geliştirerek batıl olanlardan kurtularak hem dünya hem de ahiri hayatlarını huzur ve mutululuğa dönüştürmüş olacaklardır.
Sosyalizme gönül vermiş olan kardeşlerimize seslenerek diyorum ki, Müslümanların elinde maddiyat gücü var ancak kullanımını kapitalistlere kaptırmışlardır.

Sosyalizme gönül vermiş kardeşlerime seslenerek diyorum ki, aidiyeti müslüman ların olan ancak rafa kaldırdıkları vahyi ele alarak maneviyat gücüne sahip olmak ve dünyayı yeniden yaşanabilir hale getirmek sizlerin ve bizlerin elindedir.

Monarşiye karşı Anarşiyi desteklemektense, Yaratana boyun eğmeyerek yaratılanlara boyun eğmeyi bırakarak asil şahisyetimize dönerek tüm dünyaya ışık tutmak elinizde ve elimizdedir.
Eşrefi malükat şerefine sahip çıkarak Vahyi öğretilerin zekamızı eğitmesini arzu ederek dünyaya yeniden asr-ı saadet huzurnu yaşatmak. 

Vicdan, zeka, elçi, vahiy, sanatsal bilgi, gözlemsel bilgi ve deneysel bilgi ışığında insanoğlunun önderliğini yapmak, Elinizde ve elimizdedir.
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ

YORUMLAR (3)

şu sorouyu sormak lazım. dini başkasının aklı ile ölçmek ne kadar yararlı? o şahıs yani taberani dini kendi aklı ile ölçmüş olmuyormu. yada siz ahirette başkasının aklının yaptıkları ilemi yoksa kendi aklınızın yaptıkları ilemi hesaba çekileceksiniz.15.03.2014 20:59
birde adınızı yazsaydınız ya..hangi makaleyi eleştirdiğinizide bilmiyorum..yazarsanız memnun olurum28.06.2013 20:24
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur`andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mek. Rabbani] Hadis-i şerifte, (Kur`an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruldu. (Nesai) Herkes sizin gibi kendi görüşünü ortaya atarsa ortada din diye birşey kalmaz. Sizin yaptığınız Alimcilik oynamaktır. Ben de size kur`an`dan ayet ve peygamber efendimizden hadis ve bu zamana dinimizi yücelterek getirenlerin sözlerini ortaya koyarım. İnsanların imanlarıyla oynamayın.. 28.06.2013 15:27

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.