Bugün: 17.01.2018

NALINA DA MIHINA DA

Gezi eylemcilerinin fazla içkiden olacak ki devrim yaptıkları sanıyla camide içki içmeleri ve söylenmemesine rağmen başka kötülüklerinde yapıldığını gördük. "örgütlü bir azınlık" her zaman dağınık çoğunluğu yönetir mantığı camide kırılmıştı.


Örgütlü Sekülerizm ve İslam

Arap Baharına emperyalist oyunu diyenlerin (TGB, kolektif, antikapitalist sosyalist Müslümanlar vs.) tam tekmil Taksim`de "türk baharı" moduna girdiler.


Dikkat çeken 90`larda gençlik içinde sosyalistler, islamcılar ve taşrada da ülkücüler organizeydi. Ancak bugün gezi parkı eylemlerini kısa sürede domine eden kitle, seküler-ulusalcı-kemalist sivil ve gençlik kitlesi. Ulusal milliyetçilik parolasıyla sağ ve sol kanattan oldukça yüksek oranda destek bulan bu kitle gezide herşeyini kaybederek yeniden başa dönmüştü.


Gezi Parkı, konformizm ve devlete sırtını dayama rahatlığına sahip olan Sözüm ona Müslümanları savururken bir şekilde seküler kitle sivil örgütlenmesini gerçekleştirmişti.


Eylemin ilk günlerinde alanı dolduran ve biraz daha spontan harekete geçen gruplar daha renkli bir yelpaze oluşturuyordu. Bunlar küçük küçük gruplardı.  Sonradan eylemlere hakim olan ve daha agresif olan ekip ise marjinal olmaktan çok uzak ve kitlesel-örgütlü bir hareketti. Belki de plan buydu


Bu azgınlaşmış her tarafı yakıp yıkan eylemlerin arkasında dış güçlerin aranması doğal olandı. Nitekim çok geçmeden Başta İsrail olmak üzere neredeyse tüm dünyadan destek bulmuştu. Zaten daha sonrada dış bağlantılar ortaya çıkarılmış oldu.


Yazar Aytunç Altındal yıllardır bir örgütten bahsediyordu. İlluminati Örgütü. Bu örgüt Yahudilerin dünyayı seküleştirerek ele geçirme planlarından birisi olduğunu söylüyordu. Türkiye de hemen hemen herkes Aytunç Altındal a “komplocu” mantığı ile bakıyorduk. Beklide böyle bakmamızın sebebi Aytunç Altındal ın Ulusalcı kitle ile ilişkilerindendi.


Eşcinsellik ve Sekülerizm

sekülerizm, ahiret olgusu yerine dünya nimetlerine yönlendiren bir siyonist eylem planıdır.

Gezi eylemcilerinin fazla içkiden olacak ki devrim yaptıkları sanıyla camide içki içmeleri ve söylenmemesine rağmen başka kötülüklerinde yapıldığını gördük. "örgütlü bir azınlık" her zaman dağınık çoğunluğu yönetir mantığı camide kırılmıştı.


Camideki hadiseleri Taksim Gümüşsuyu yokuşundaki pankart ve diğer gelişmeler takip etti. Görüldü ki bu eylemleri yapanların yurt içerisinde organize olurlarken sadece istihbarat teşkilatlarından korkmuşlardır. Halkın duyarlı davranıp davranmayacakları noktası onları ilgilendirmemiş. Belki yıllardır cumhuriyet bizimdir sloganlarıyla yatıp kalkmalarındandır ama artık dünya milletleri özgürlük peşindedir. Artık dünya milletleri değerlerine sahip çıkmaktadır.


“Dünyanın birçok ülkesinde Müslüman eşcinseller ve çoğunluğu Müslüman olan ülkelerdeki eşcinsel hareket tarafından din ile cinsel yönelimin ve kimliğin bağdaşmaz olduğu fikri uzun bir süredir sorgulanmaktadır”. Dolayısıyla bu tartışmanın muhatabı, herkesten önce Türkiyeli Müslümanlardır.


Ancak bu tartışmalarda çok daha ciddi bir mesele gündeme gelmektedir. Burada gözlemlediğimiz şey, bir egemen din tanımlayıp, onun tek tip yorumunu dayatıp, heteroseksist, ataerkil ve milliyetçi bir ahlaki söylemin kamusal ve özel alanı yönetmesinde karşı çıkılamaz bir söylem ve mekanizma kurma çabasıdır. Diyanetin imsak vakti ile ilgili ayetin gereğini yapma yerine bazı yazarlar tarafından desteklenmesini istemedi gibi.


Müslüman kadınların yüksek öğrenim alma ve kamu dairelerinde çalışma haklarını engelleyen bir ülkede yaşadığımızı hatırlarsak, eşcinsellik tartışmalarının, Müslümanlıktan ziyade Müslümanlık üzerinden toplumu belirli normlar üzerinden düzenleme çabasına hizmet ettiklerini söyleyebiliriz.


Bunlar yetmezmiş gibi eşcinsellerle beraber taksime yürümek ve bu yürüyüşü kendilerinden göstermeye çalışmaları. Dahası ne istiyorsunuz sorusuna 3. Köprüyü istemiyoruz, Kanal İstanbulu istemiyoruz, Dünyanın en büyük havaalanını istemiyoruz eklenince artık dış bağlantılar ayyuka çıkıyordu.


Anadolu insanı bu numarayı yutmamıştı

AKP genel merkezinin telefonları tıkanmış, e-mail adresleri dolmuş, Anadolu teyakkuza geçmişti.

Gezi eylemleri Recep Tayyip Erdoğan a değil direkt devletin bekasına yönelik eylemler olduğu ortaya çıkmıştı. Recep Tayyip Erdoğan tespit edilen doğru figürdü. Tüm bunlar anlaşılınca başta Yiğit adam ortaya çıkıyor ve Türkiye ye karşı oynanan oyunlara dikkat çekiyordu. Peşinden Ankara B. Belediye Başkanı çıkıyor dış bağlantılarını açıklıyordu. Tabii ki burada emniyet istihbarat sınıfta kalmıştı. Türkiye cumhuriyetini yıkmak, Selçuklulardan beri kullandığımız bayrağımızı yok etmek, camilerimizi meyhaneye çevirmek gibi hain emellere kimlerin hizmet ettiğini emniyet istihbaratın bilmesi gerekmezmiydi.


Anadolu halkı devletten daha öne geçmişti.

Başbakanına sahip çıkarak Türkiye cumhuriyetine, bayrağına ve camilerine sahip çıkmıştı.

Dış güçlerin kolektif ortaklarının ulusal milliyetçi kisve ile halkı kandırdıkları ortaya çıkmıştı.


Yazar Aytunç Altındal  bu olaylardan sonra en fazla üzülen kişi olduğunu düşünüyorum. Oysa Sayın Altındal ın bu değerli çalışmalarını Sayın başbakanla paylaşması gerekirdi diye düşünüyorum. Gezi bize gösterdi ki bu ülkenin gerçek milliyetçileri Başbakanına sahip çıkan Anadolu halkıdır.


Gezi eylemcilerinin halk desteğini kaybetmelerinden sonra, otorite boşluğu bularak taksimde yürüyüş yapan eşcinsellerin desteğine başvurmaları panikatak hale gelmelerinin neticesiydi.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti, bir yandan laik bir devlet olduğunu iddia ederken, diğer yandan da Diyanet işleri teşkilatı ile sadece bir mezhebi öne çıkarması eylemsel düşüncenin alt kültürünü oluşturmaktaydı. Son günlerde alevi vatandaşları sokaklara dökmeye çalışan dış güçler ve yerli işbirlikçileri Diyanetin tamamen kaldırılmasını isteyeceklerdir.


Bir tarafta kendine çok güvenen bir devlet varken diğer tarafta da sürekli hak aradığını iddia eden bir kesim var. Öyleyse burada yapılacak olan şey Diyanetin mezheplerin dışına taşınarak Kur an ı kerim şemsiyesi altına alınmasıdır. Aklın yolu da zaten budur. Ama bunu engelleyen faktörler var. Bu faktörlerin başında “hurafe” kültür gelmektedir. Diyanet söz verdiği halde hadis tahriçleri kitabını bastırarak insanlığın hizmetine sunamamıştır. 80 tane bilim adamının beş yıllık çalışması kim bilir hangi dolapta gizlenmiştir.


Diyanetteki kafanın sahur vaktini belirleme de bile Kur an ı kerime göre değil devlet mantalitesine göre hareket ettiğinin görülmesi gerekmektedir. Kış aylarında akşam namazı ile yatsı namazının arasını 1,5 saate indiren, yaz aylarında 2 saate çıkartan düşünceden kimseye bir fayda gelmez. Hurafelere dayanan köhnemiş düşüncelerini halkın üzerinde demoklesin kılıcı gibi kullanma hastalığı Diyanetle beraber devleti de sıkıntıya sokacaktır.


Sekülerizm vahiyle yüzleştirilmelidir. Ancak diyanetle yüzleşmesi halinde sekülarizm haklılığını ortaya koyar. Din üzerinden egemen söylem kurmak diyanetin en belirgin uygulamaları arasındadır.


Din hayatın kendisidir. Din, yemek, içmek, yatmak kalkmaktır. Kısacası din yaşamın tümüdür. Böyle olunca her düşünce dine karşı eylemsel hareket içerisine girecektir. Bugün dünyada bu yaşanmaktadır. Fakat Müslümanlar bu gerçekten fersah fersah uzaklaşmışlardır.


Devletin dini tanımlamamalıdır.

Din hayatın tüm yönlerini kapsadığı için devletin dini tanımlaması kitleleri tetikleyerek devlet adındaki organizasyonu darmadağın eder. Diyanet bir hizmet kuruluşu olarak algılanmalı ve öyle de olmalıdır. Diyanetin dini algısı toplumun üzerinde hassasiyetten çok nefreti doğurmaktadır.


Devlet yasama, yürütme ve yargı gibi iç dinamiklerini vahyi sistemin öngörüsü “vicdani” sisteme göre düzenlemelidir. Yasamanın yasaları, yürütmenin yönetimi ve yargının kararlarını vicdanları rahatsız etmeyecek şekilde düzenlenmelidir. Hapishane kültürü olmayan vahyin atmosferindeki vicdani sistem derhal getirilmeli ve geliştirilmelidir.


Hapishanesiz sistem dünyaya yeni umutlar getirecek ve dünya milletleri bu sistemin ana kaynağı olan İslam dinine fevc fevc koşacaklardır. İşte Asr-ı saadette bu olmuştu.


Bunu ne diyanet kafası ile ve nede bugünkü devlet kafası ile yapma imkanınız yoktur.


Devlet millet bütünlüğünde yeni bir düşünce geliştirilmelidir.


Gezi olaylarını tetikleyen kültürlerinden bir tanesi de hapishane kültürüdür. Ömür boyu hapis cezası vermek İslam dinine aykırıdır. Hapis cezaları vermek İslam dinine aykırıdır. Hapishane de okumuşlarla okumamışları terbiye etme imkanınız yoktur. Cezaları Allah cc vermelidir. Hapishanesiz ceza kültürü geliştirmelisiniz. Tabii ki bu satırlar bazılarına hoş gelecektir. Ancak unutulmaması gereken İslam dini her eyleme bir öneri sunmuştur.


İnsan, toprak ve insanların kendilerine daha iyi hizmet etmeleri için oluşturulan otoriteye devlet diyoruz. Herkes bu otoritenin insanlara daha iyi hizmet vermesi için mücadele etmelidir. Otorite hizmet yerine zulüm etmeye başladığından herkesin bu otoriteyi yeniden düzenleme hakkı vardır. Sokak eylemleri bu doğrultuta olursa mükemmel bir iş yapılmış olur. Ancak sokak eylemleri otoriteye sahip olarak başkalarına zulmetmeyi hedefliyorsa işte o zaman gezicilerde olduğu gibi tersine teper.


Hiçbir ferdin bir başkasına tahakkum hakkı yoktur.


Devlet organizasyonunda otorite zulüm etmekten ziyade hizmet etmek içindir. Hizmet eden otoriteye karşı vahyin emri itaattır. Zulüm eden bir otoriteye karşı vahyin emri karşı durmaktır. Burada karşı durulacak şeyin sadece ve sadece “otorite” olduğu kaçırılmamalıdır. Gezi eylemleri devleti oluşturan tüm faktörlere karşı düzenlenmiştir. İnsanlar katledilmiş, kamu düzeni bozulsun diye mücadele edilmiş, ülkenin toprak bütünlüğü gitsin diye mücadele edilmiş. İşte bu ortamda vahyin ceza önerisi gayet net olarak ortaya çıkmaktadır. “öldürülme”


Vahyi düzlemde bu işleri yapanlara “bozguncu” denmekte ve bozguncuların da hapsedilmeleri değil öldürülmeleri istenmektedir. 


Ben burada kimse öldürülsün demiyorum. Zaten vahyi gerçekler ortada yokken insanları suçlamanın bir anlamı da yoktur. Hep birlikte insan ve toprak bütünlüğüne zarar vermeden otoriteyi düzenleyelim. Zalim her yerde zalimdir. Zulüm her yerde zulümdür. Dünyanın cenneti Anadolu da yaşıyoruz. Kimsenin kimseye tahakkum edemeyeceği vicdani sistemi kuralım. Bu tüm insanlık için önemli olacaktır. Gelin canlar bir olalım.


Bu iradeyi gösterdiğimiz de sevdiklerimizi hapislerden kurtaracağımız gibi demokrasi gibi her adıma bir ceza öneren sahte sistemlerden de kurtulmuş olacağız. Unutmayalım ki demokrasi, uluslararası kapitalizmin sömürü çarkıdır.Vesselam

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1521

YORUMLAR (3)

şu sorouyu sormak lazım. dini başkasının aklı ile ölçmek ne kadar yararlı? o şahıs yani taberani dini kendi aklı ile ölçmüş olmuyormu. yada siz ahirette başkasının aklının yaptıkları ilemi yoksa kendi aklınızın yaptıkları ilemi hesaba çekileceksiniz.15.03.2014 20:59
birde adınızı yazsaydınız ya..hangi makaleyi eleştirdiğinizide bilmiyorum..yazarsanız memnun olurum28.06.2013 20:24
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur`andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mek. Rabbani] Hadis-i şerifte, (Kur`an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruldu. (Nesai) Herkes sizin gibi kendi görüşünü ortaya atarsa ortada din diye birşey kalmaz. Sizin yaptığınız Alimcilik oynamaktır. Ben de size kur`an`dan ayet ve peygamber efendimizden hadis ve bu zamana dinimizi yücelterek getirenlerin sözlerini ortaya koyarım. İnsanların imanlarıyla oynamayın.. 28.06.2013 15:27

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.