Bugün: 17.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • KAPİTALİZM ve YARADILIŞ MESELESİ

KAPİTALİZM ve YARADILIŞ MESELESİ


 KAPİTALİZM  YARADILIŞ
 
Kapitalizm, özel mülkiyetin üretim araçlarının ağırlıklı bir bölümüne sahip olduğu ve işlettiği; yatırım, dağılım, gelir, üretim ve mal ve hizmet fiyatlarının piyasa ekonomisinin belirlediği sosyal ve ekonomik sistemdir.
 
Bu sistemde genellikle bireylerin ya da grupların oluşturduğu tüzel kişiliklerin ya da şirketlerin emek, yer, üretim aracı ve para ticareti yapabilmeye hakkı vardır.
 
Kapitalist ekonomi pratiği Avrupa`da 16. ve 19. yüzyıllar arasında kurumsallaşmıştır, ama bazı niteliklerine ilk çağda da rastlanabilir, Orta Çağ döneminde de tüccar kapitalizminin erken biçimleri ortaya çıkmıştır.
 
Feodalizm sona erdiğinden beri kapitalizm Batı dünyasındaki hakim sistemdir, bütün dünyaya da İngiltere başta olmak üzere Avrupa`dan yayılmıştır.
 
Kapitalizm kavramı, tek başına ele alınırsa sınırlı bir analitik anlama sahiptir. Ama uygulandığı ülkelerde önemli farklılıklar olması, coğrafya, politika, zaman ve kültür öğelerleriyle birlikte değişmesi yüzünden kimi iktisatçılar karma ekonomi tanımının günümüzdeki iktisadi sistem(ler)i belirtmek için daha doğru olduğunu söylemektedir.
 
Kapitalizme 19. ve 20.yy larda önemli eleştiriler getirilimiştir, bu çeşitli eleştirilerin ortak yönü kapitalizmin ciddi anlamda insanlar arasında sosyal ve ekonomik eşitsizliğe yol açtığıdır.
 
 
Kapitalizmin niteliklerine bakış açıları
Klasik politik ekonomi
Ekonomik düşüncedeki “klasik” gelenek Britanya`da 18.yy sonunda ortaya çıkmıştır. Adam Smith, David Ricardo ve John Stuart Mill gibi klasik politik ekonomistler kapitalist ekonomide üretim, dağılım ve malların değişimi gibi konuların analinizi yaparak yayımlamışlardır ve bu çalışmalar günümüzdeki çoğu iktisadi çalışmanın da halen temelini oluşturmaktadır.
 
Adam Smith`in Merkantalizmi eleştiren ve “doğal özgürlüğün sistemi” mantığını açıkladığı Milletlerin Zenginliği kitabı klasik politik ekonominin başlangıcı sayılır. Smith, bu ünlü kitabında geliştirdiği çeşitli kavramları açıklar ve bu kavramlar bugün de kapitalizmle ciddi anlamda ilişkilendirilmektedir.
 
Bu kavramların başında da piyasanın görünmez el metaforu gelmektedir, kişisel çıkar isteğinin istemsiz olarak toplum için de en üst düzeyde ortak bir yarar sağlayacağını söylemektedir. Kendi zamanının tekellerini, gümrüklerini ve devletin getirdiği sınırlamaları eleştirmiştir ve piyasanın en adil ve etkili hakem olacağını söylemiştir.
 
Bu görüş, klasik politik ekonominin en önemli ikinci ve modern çağı etkileyen en önemli ekonomistlerden biri olan David Ricardo tarafından da paylaşılmıştır. Ekonomi Politik ve Vergi Prensipleri (1817) isimli kitabında, bir grubun bir malı göreceli olarak daha az maliyetle üretebildiği bir durumda ticaretin ticaret yapan her iki taraf için de nasıl faydalı olacağına dayanan Karşılaştırmalı üstünlükler kuramını açıklar.
 
Bu ilke serbest ticaret anlayışını destekler. Ricardo, enflasyonun paranın ve kredinin niceliğindeki değişmeyle yakından ilgili olduğunu da söylemiş, azalan verim kuramının da savunuculuğunu yapmıştır.
 
Klasik politik ekonomi anlayışı, hükümetin ekonomiye müdahalesini en aza indirgemeyi savunan geleneksel liberalizm doktriniyle yakından ilişkilidir.
 
Marksist politik ekonomi
Karl Marks, üretici güçler ve üretim ilişkilerinin belirli bir tarihsel andaki ilişkileriyle üretim biçimini belirlediğini söyler, kapitalizm de üretim araçlarına ve sermayeye sahip olan burjuva sınıfının çıkarına işleyen, onu meşru kılan bir sistemdir.
 
Marks, metaların kullanım değeri ve piyasa içindeki değişim değerini birbirinden ayırır. Marks`a göre sermaye, yeni bir meta üretmek amacıyla satın alınan metanın yarattığı ekstra değişim değerinden oluşur. Emek gücünün kendisi kapitalizmde bir meta haline gelir, emek gücünün değişim değeri ücret olarak yansır, fakat bu da kapitalist için ürettiği değerden daha azdır. Bu farklılık artı değer yaratır ve kapitalistin sermaye birikimini ve karını oluşturur.
 
Kapital isimli kitabında Marx, kapitalist üretim biçiminin işçilerin yarattığı artı değere el koyma biçimiyle farklılaştığını yazar bundan önceki toplumlarda da artı değere el konulurdu, fakat kapitalizm buna üretilen metaların satış değeri aracılığıyla el koyduğu için bir ilktir. Sermaye sahibi veya burjuvanın çıkarına çalışan bu döngü de sınıf savaşının temelini oluşturur.
 
Vladimir Lenin, Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916) çalışmasında Marxçı bakış açısını yenileyerek, kapitalizmin yeni kaynaklar ve piyasalar bulmak amacıyla zorunlu olarak tekelci kapitalizme – Lenin bu durumu emperyalizm olarak da tanımlıyordu – sebep olacağını, bunun da kapitalizmin son ve en yüksek aşamasını temsil ettiğini söylerdi.
 
 
Weberci politik sosyoloji
 
Alman sosyolog Max Weber, kapitalizmin tanımlayıcı niteliklerinin anlaşılmasında büyük bir etki yaratmıştır. Weber`e göre piyasa değişimi, üretime göre kapitalizmin daha belirleyici bir özelliğidir. Kapitalist girişimler, önceki ekonomik sistemlerdeki faaliyetlerin aksine üretimi rasyonelleştirmişler, bu da verimlilik ve üretkenliğin en üst seviyeye çıkarılması isteğidir.
 
Weber, henüz kapitalist ekonomiye geçilmediği zamandaki çalışanların, loncadaki usta ile çırak gibi, kişisel ilişkilere dayanan çalışmayı anladıklarını söyler.
 
Weber, Protestan Ahlakı ve Kapitalizm Ruhu (1904-1905) isimli kitabında kapitalizmin, geleneksel ekonomik hareketleri nasıl değiştirdiğinin izini arar. Rasyonel aktivitenin ruhu, kapitalist değişimi önleyen geleneksel kısıtlamaları ortadan kaldırmış ve modern kapitalizmin gelişmesini sağlamıştır.
 
Bu ruh giderek tedvin edilmiş bir hukuka dayandırılmıştır, bunların arasında ücretli işçilerin emeğini yasal olarak satabilme “özgürlüğü”, teknolojinin rasyonel ilkelere dayanan bir üretimin organizasyonunu sağlayabilmesi için desteklenmesi, işçilerin ev ve işyeri arasındaki hayatının kamusal ve özel yaşam olarak ayrımının net olarak belirlenmesi sayılabilir.
 
Bu yüzden Weber kapitalizmi, Marx`ın aksine, üretim araçlarının değişmesinin birincil sonucu olarak görmez. Onun yerine kapitalizmin kökeni, politik ve kültürel dünyada ortaya çıkan yeni girişimcilik ruhunun yükselmesinde yatar. Protestan Ahlakı`nda, bu ruhun doğuşunun da Protestanlığın, özellikle Kalvinizmin yükselişiyle ilgili olduğunu söyler.
 
Weber`e göre kapitalizm, insanlık tarihinin en gelişmiş ve karmaşık ekonomik sistemidir. İlerlemiş iş ortaklıkları, kamu kredisi ve modern dünya bürokrasisi kapitalizmle yakından ilişkilidir. Gene de Weber kapitalizmin rasyonelleşmiş eğilimlerinin, kültürel değerler ve kurumlar için potansiyel bir tehdit oluşturduğunu ve insan özgürlüğünü bir “demir kafes (stahlhartes Gehäuse)” içine sıkıştırabileceğini söyler.
 
 
 
Alman Tarihçi Okulu ve Avusturya Okulu
 
Alman Tarihçi Okulu`na göre, kapitalizm esas olarak piyasalar için var olan üretim teşkilatlarına dayanarak tanımlanır. Bu görüş Weber`le benzer bir kuramsal temeli paylaşır fakat para ve markete yaptığı vurguyla ondan farklı bir yere konur. Alman Tarihçi Okulu takipçilerine göre, geleneksel iktisadi hareket biçimlerinden kapitalizme geçiş, kredi ve para üzerindeki orta çağ kısıtlamalarının yerini kar güdüsüyle yakından ilişkili para ekonomisinin almasıyla ortaya çıkar.
 
19. yy sonlarına doğru Alman Tarihçi Okulu`ndan daha farklı bir yere oturtulan Carl Menger ile ortaya çıkan Avusturya Okulu, sonraki jenerasyon takipçileriyle birlikte [20. yy]]`da da etkili olmuştur. Avusturya Okulu`nun öncülerinden Joseph Schumpeter kapitalizmin “ister istemez her kapitalist teşebbüsün ergeç bu gelişime uymak zorunda olacağı” yaratıcı yıkımına vurgu yapmıştır.
 
Piyasa ekonomilerinin sürekli değişim geçireceği gerçeğine dayanan bu düşünce, sürekli yükselen ve düşen sanayilerin olacağını söyler. Schumpeter`in popülerleştirdiği bu düşünce, çağdaş ekonomistleri etkilemiştir ve ekonominin büyümesi için kaynağın küçülen sanayilerden gelişmiş sanayilere doğru akması gerektiği sonucu çıkmıştır. Ama kaynağın düşen sanayilerden çekilmesinin, kurumsal direnmenin değişik biçimlerinden dolayı, güç ve yavaş olacağını gerçeğini de belirtmişlerdir.
 
Avusturyalı ekonomistler Ludwig von Mises ve Friedrich Hayek piyasa ekonomisini 20. yüzyıldaki planlı ekonomi düşüncesine karşı savunmuşlardır. Sadece piyasa kapitalizminin kompleks ve modern bir ekonomi yaratacağını söylemişlerdir.
 
Çünkü modern ekonomi, birbirinden çok ayrı ve geniş bir mal ve hizmetler düzeni, oldukça fazla tüketici ve şirket pozisyonu yaratır ve piyasa kapitalizmi dışındaki herhangi bir ekonomik düzende bilgi, o düzenin bilgiyi elinde tutabilme kapasitesini aşar ve bu da bilgi ve haberleşme sorunu yaratır. Arz ekonomisi düşünürleri Avusturya Okulu çalışmaları üzerine kurar ve “her arz kendi talebini yaratır” diyen Say Kanunu`nu özellikle vurgular.
 
Avusturya Okulu, laissez-faire kapitalizminin ideal ekonomik sistem olduğunu söyleyen özgürlükçülük ideolojisi üstünde büyük bir etki bırakmışlardır.
 
Herhangi bir sistem ve düşünce de ilk yaradılış ve yaratana ait bir öngörü yoksa o sistem insanlığa huzur ve mutluluk yerine kan-gözyaşı ve zulüm getirecektir. bugün dünya kapitalizmi dünyanın birçok yerine açlık, kan, gözyaşı ve zulüm getirmiştir.
 
Yaradılış konusunu işleyerek sistemlerin geliştirilmesi huzur ve mutluluk için temel prensiptir. Yartanı olmayan ve yaratana boyun eğmeyen hiç bir düşünce huzur ve mutluluk veremez. Namaz eylemi bunun ilk işaretidir. Namaz eylemi ile yaratana boyun eğeceklerini yaratılana sla boyun eğmeyeceklerini haykıranlar dünya ve ahiret hayatlarına huzur getirenlerdir.
 
İnfak sistemi ile, Sadaka sistemi ile, Zekat sistemi ile sosyal hayatın dengelenmesini sağlayan düşünce sisteminden daha güzel ne olabilir.
 
istediğin kadar kazan ancak kazancın gereğini yap diyen bir sistemden daha güzel ne olabilir ki.
 
Kapitalizm maddiyat gücüne sahip olma halidir. Maneviyat gücüne sahip olma hali ise İslamda mevcuttur. Kur an ı kerim öğretileriyle hareket eden toplulular hem maddiyat gücüne hem de maneviyat gücüne sahip olarak dünya ve ahiret hayatlarının mutlu ve huzurlu olmasını sağlamış olurlar.
 
Bugün sosyalizme ve kapitalizme hizmet edenler haklı olarak bunları yapmaktadırlar. Çünkü Müslümanlar hala daha kur an ı kerimi rafa kaldırmış ve ölülerine okumaya devam etmektedirler. Oysa vahyi atmosferde gelişecek olan hayat tarzlarında özgürlüklerin her alanda daha çok olduğu ve adeta yasaksız bir toplumun meydana geldiği görülecektir.
Kur an ı kerimin rafa kaldırılmasıyla Müslümanların hayatlarına hükmetenlerin "hurafeler" olduğunu anladığınız da ne sosyalizm ve nede kapitalizm yerle bir olacaktır.
 
Dünya nimeti olan  maddi güç ile Yaratanın verdiği "yön" kuvveti olan manevi güç asliyetine kavuştuğunda dünyaya huzur ve mutluluk getireceklerdir.
 
Vahye göre yeryüzünde iki tane güç bulunmaktadır.
 
1-MADDİ GÜÇ
 
2-MANEVİ GÜÇ
 
Maddi gücün alanlarında ekonomik zenginlikle otorite zenginliği zaman zaman birlikte hareket eder. Her iki zengiliği de manevi güç denetler. Manevi güç tüm halkın elinde olan güçtür. H.z Muhammedden sonra maddi güç ile manevi güç tek elde toplandığı için zalim sultanlar döönemi diye adlandırılan dönem yaşanmıştır. Bunun sebebide Kur an ı kerim mushaf haline getirildikten sonra valilere ve kadılara verilmesiyle olmuştur.
 
Oysa kur an ı kerim halkın elinde olmalı ve halk kur an ı kerim ile maddi güç sahiplerini denetlemeliydi. ASR-I SAADET te halk Hz. Muhammedi vahiyle denetlerlerdi. Halkın elinden denetim gücü olan olan manevi gücü alıp maddi güücn emrine verdiğinizde maddi güç istediği zaman maddi gücüyle istediği zamanda manevi gücüyle hareket edeceğinden insanlık zalimlerin önderliğinde zulümlerle idare edilmiş olacaktır. İşte İslam tarihinde bu olmuştur.
 
Sonraları maddi güç hadis ve Fıkıh ile beslenerek Vahyi Kudsallaştırarak rafa kaldırmıştır. O gün bugün bu uygulama devam etmektedir. Manevi güç olan vahiy yeniden insanların hayatlarına girecek olursa yeniden ASR-I SAADET gibi huzur ve saadet içerisinde yaşam dünyaya gelmiş olacaktır.
 
 
 
 
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ

YORUMLAR (3)

şu sorouyu sormak lazım. dini başkasının aklı ile ölçmek ne kadar yararlı? o şahıs yani taberani dini kendi aklı ile ölçmüş olmuyormu. yada siz ahirette başkasının aklının yaptıkları ilemi yoksa kendi aklınızın yaptıkları ilemi hesaba çekileceksiniz.15.03.2014 20:59
birde adınızı yazsaydınız ya..hangi makaleyi eleştirdiğinizide bilmiyorum..yazarsanız memnun olurum28.06.2013 20:24
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur`andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mek. Rabbani] Hadis-i şerifte, (Kur`an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruldu. (Nesai) Herkes sizin gibi kendi görüşünü ortaya atarsa ortada din diye birşey kalmaz. Sizin yaptığınız Alimcilik oynamaktır. Ben de size kur`an`dan ayet ve peygamber efendimizden hadis ve bu zamana dinimizi yücelterek getirenlerin sözlerini ortaya koyarım. İnsanların imanlarıyla oynamayın.. 28.06.2013 15:27

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.