Bugün: 19.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Demokrasi; Elitlerin Sistemidir!..

Demokrasi; Elitlerin Sistemidir!..

Bir Müslüman ben Demokratım diyorsa veya Demokrasiyi övüyorsa İman tazelemesi gerektiğini düşünüyorum.

Demokrasi Elitlerin Özgür Olduğu Sistemdir

Demokrasinin tarihçesi
Antik Dönem 
Demokrasi ilk olarak eski Yunanistan`da, şehir devletlerinde uygulandı. Doğrudan demokrasiye çok yakın olan bu sistem Atina demokrasisi olarak da anılır. Teoride bütün yurttaşlar mecliste oy verme ve fikrini söyleme hakkına sahipti fakat o günün koşullarına göre kadınlar, köleler ve o şehir-devletinde doğmamış olanlar (metikler, yerleşik yabancılar) bu haklara sahip değillerdi.

Bu sistemin en güçlü uygulayıcısı olarak Atina`yı ele alırsak: M.Ö. 4. yüzyılda nüfusun 250.000-300.000 arasında olduğu tahmin edilir. Bu nüfusun 100.000`i Atina vatandaşı ve Atina vatandaşları arasında da sadece 30.000`i oy verme hakkına sahip yetişkin erkek nüfusu bulunduğu tahmin edilir.

Roma İmparatorluğu döneminde uygulanan devlet sistemi, temsili demokrasiye yakın bir nitelik taşımaktaydı. Demokratik haklar genellikle sosyal sınıf ayrımına göre şekillenirdi ve güç elitlerin elindeydi. Bununla beraber, Eski Hindistan`da bazı bölgelerde uygulanan sistemler de temsili demokrasiye benzetilir. Roma İmparatorluğu ile paralel olarak, kast sisteminin varlığı, gücün varlıklı ve asil bir azınlığın elinde olduğu söylenebilir.

Orta çağ
Orta çağda demokrasinin gelişme süreci içindeki en büyük olay İngiltere`de kralın yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlayan Magna Carta Libertatum`un (Büyük sözleşme) ilan edilmesidir. Bu belge doğrultusunda ilk seçimler 1265 yılında yapılmıştı. Fakat bu seçimlere, yapılan kısıtlamalar sebebiyle, halkın çok az bir bölümü katılabilmişti.

Birçok ülkede devlet yönetiminde zaman zaman demokrasiye benzer uygulamalar yapılmıştı. Örneğin İtalyan şehir devletlerinde, İskandinav ülkelerinde, İrlanda`da ve değişik ülkelerde bulunan küçük otonom bölgelerde demokrasinin prensiplerinden seçim yapılması, meclis oluşturulması gibi uygulamalar oluyordu. Fakat hepsinde demokrasiye katılım erkek olma, belli miktarda vergi verme gibi standartlarla kısıtlanıyordu.

18. ve 19. yüzyıllar:
18. ve 19. yüzyıllarda demokrasi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile hızlıca yükselen bir değer haline gelmiştir. Bu yüzyıllardan önce demokrasi büyük devletlere değil, sadece küçük topluluklara uyan bir hükumet şekli olarak anılıyor ve esas itibariyle doğrudan demokrasi olarak tanımlanıyordu. Amerika`nın kurulmasını sağlayanların oluşturduğu sistem ilk liberal demokrasi olarak tanımlanabilir. 1788 yılında kabul edilen amerikan anayasası hükumetlerin seçimlerle kurulmasını ve insan hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlıyordu. Bundan daha önce de koloni döneminde Kuzey Amerika`daki kolonilerin birçoğu demokratik özellikler taşıyordu. Koloniden koloniye farklılaşmakla beraber, hepsinde belli miktarda vergi veren veya istenen bazı sıfatları karşılayabilen beyaz erkeklerin seçme hakları vardı. Amerikan İç Savaşının ardından 1860 larda yapılan değişikliklerle kölelere özgürlük sağlandı ve demokrasinin temel ilkelerinden biri olan oy verme hakkı On Beşinci Anayasa Değişikliği ile tanındı ancak güney eyaletlerinde siyahlar 1960`lara kadar oy verme hakları yoktu.

1789 Fransız Devriminde ise bir anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı. Ulusal Konvansiyon hükumeti genel oy ve iki dereceli bir seçimle iş başına geldi. Fakat ilerleyen yıllarda Napolyon`un başa geçmesiyle demokrasiden oldukça uzaklaştı.

20. yüzyıl
20. yüzyılda demokrasi hızlı bir değişme ve gelişme göstermiştir. Yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı`nın sonunda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının yıkılmasıyla birçok yeni devlet ortaya çıktı ve bu yeni ülkelerin devlet yönetimi genellikle, o döneme göre, demokratik sayılabilecek yöntemlere sahipti. 1929 yılında ortaya çıkan Büyük Buhran döneminde Avrupa, Latin Amerika ve Asya`da birçok ülkede diktatörler ortaya çıktı. İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz`de Faşist diktatörlükler ortaya çıkmışken, Baltık ve Balkan ülkelerinde, Küba, Brezilya, Japonya ve Sovyet Rusya`da demokratik olmayan yönetimler iktidara geldi. Bu sebeple 1930`lar Diktatörler çağı olarak nitelendirilir.

II. Dünya Savaşından sonra sömürgecilik anlayışı son buldu ve tekrar birçok bağımsız ülke ortaya çıktı. Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa`da yoğunlaştı. Almanya ve Japonya`da diktatörlükler son buldu, silahlanma politikası yerine, II. Dünya Savaşı sonunda imzalanan anlaşmalarında etkisiyle, refah devleti olma amacını güttüler.

20. yüzyıldaki en büyük çekişmelerden biri de demokratik olmayan Sovyet Bloğu ülkeleriyle Batı demokrasileri arasında gerçekleşen Soğuk Savaş`tı. Komünizmi yaymaya çalışan Sovyet Rusya ile diğer demokrasi çeşitleri arasından sıyrılmış liberal demokrasiyi yaymaya çalışan ABD liderliğindeki batı gurubu arasındaki çekişme 1989 yılında son bulmuştur. Francis Fukayama Tarihin Sonu adlı makalesinde, Soğuk Savaşın bitmesiyle artık liberal demokrasinin tüm dünyada yayılacağı haberini verir. Nitekim bu demokratikleşme süreci, yakın dönemdeki Gürcistan`daki Gül Devrimi, Ukrayna`daki Turuncu Devrimi ile devam etmektedir.

Tüm Bu uygulamalar gösteriyor ki demokrasi aslında kaliteye ulaşmış ve insanların mutluluğunu sağlayan bir sistem değildir. Bugün de dün gibi demokratlar toplumun elitlerinden seçilmekte halk demokratların kulu kölesi olmaktadır. Siyasi partilerin durumu vekil olacakların durumu Cumhurbaşkanı seçileceklerin durumu..Vatandaş önüne koyulan isimleri seçmekle özgür..Ancak vatandaş ben bunları istemiyorum deme hakkına sahip değil. Zengin isen tüm kurumlar emrindedir. Emniyet ve Adalet mekanizması zenginlere buyurun hoş geldiniz derken fakirlere ceza vermekle mağdur etmekle görevlidirler. Bu durum Türkiye dede aynıdır. Demokrasi uluslararası Emperyalizmin/Kapitalizmin/Siyonzimin sömürü aracıdır. Kralları sömürdükleri müddetçe sesleri çıkmayan zalim sömürücü kapitalistler sömüremedikleri bölgeye Demokrasi getirme adı altında işgal eder milyonlarca insanı öldürür sömürü çarklarını kurar ve devam ederler. İnsanlık Demokrasi denen sömürü sisteminden kurtulmadığı müddetçe rahat edemeyecektir.

Fıtrat Sistemimiz VİCDAN-I SİSTEM dir.
İnsanı yaratan Allah cc onun hayatına nelerin egemen olabileceğini de belirtmiştir. İnsanın donatılarından vicdan fıtratımızın sistemi olan Vicdanı sistemin "otonom"  temelini oluşturur. Vicdanlara aykırı hiç bir otorite kurulamaz işletilemez. Yasama, yürütme ve yargı "vicdan" denetiminde hareket eder. Vicdan tüm canlıların ortak donatısı olduğundan hayatı düzenleyen otonom kuraldır.

Hz. Muhamedin Medine dönemine baktığımız zaman Fıtrat sistemi olan herşeyin insan vicdanına göre düzenlendiği ve uygulandığı on yıl görmekteyiz. Medine de öyle bir hayat organize edilmişti ki yeryüzünün yeniden yapılandırılması günü olan mahşer gününe kadar örnek olacak bir medeniyet başlamıştı. On yıl üçgenindeki üç tane süper güce rağmen bir model bir otorite bir tarz ortaya çıkmıştı. On yılın sonlarına doğru haberin ulaştığı tüm insanların koştuğu bir yer bir otorite olmuştu Medine ve Hz. Muhammed in uyguladığı sistem.

Hz Muhammedin uyguladığı sistemin yozlaşarak değişen bir adı olmayacaktı. Çünkü Hz. Muhammed İslam dinini ve İslam ümmetini otoriteleştirmişti. Tüm insanların dini/hayatı olan tek dinin temsilcileri İslam Ümmetini sosyal hayatta, içtimai hayatta, ekonomik hayatta, askeri hayatta, aile hayatında kısacası insan hayatının tüm yönlerinde uygulamıştı. Bu sistem vicdanlara/fıtratlara aykırı değil vicdanların/fıtratların kendisi idi.

Romalısı, Bizanslısı, İranlısı duyan herkes fevç fevç Medine deki otoriteye koşuyor otoritenin ana fikrine teslim oluyorlardı. Bu üç süper güç tarih içerisinde medeniyetler kuran güçlerdi. Süper oluşları ellerinde bulundurdukları asker ve diğer ekonomik malzemelerdi. Medine devletinin bunlara sahip olmak gibi bir derdi yoktu. Çünkü Medine devleti fıtratın kendisini otorite sahnesine koymuştu. Hangi inanç ve hangi düşünceden olursa olsun tüm insanlar fıtratın otoritesinde temsil ediliyorlardı. Çünkü yaratılış/fıtrat otoriteleşen hayatın kendisi idi. Adalet mekanizmasını oluşmasına gerek kalmamış ve gelirler eşit dağıtılarak adalet sağlanmıştı.

Hz. Muhammedin Medine de on yıl uyguladığı sistemin sonraki dönemlere yansımaları doğal olarak doğru tespitlerde olmuşsa da hayatın Rehberi olan Kur an Vahyinden uzaklaşılması beraberinde hurafeleşmeyi getirerek mükemmel sistemin mükemmel yönetilememesi sorunuyla karşı karşıya kalınmıştır.

Bugün Müslümanların kesinlikle uygulama alanına koymaları gereken Hz. Muhammedin Medine yönetimi ve Medine bileşenleridir.

Geliştirilen sistemlerin içeriği Medine Bileşenleriyle doldurularak tüm insanlığı sömüren uluslararası emperyalist/Kapitalist/Siyonistlerin demokrasisinden kurtulmalı ve insanlığa yeniden huzur ve mutluluk getirilmelidir.

Fıtrat gereği olması gereken Vicdanı sistemde Aile Hukuku, Veraset Hukuku, Ticaret Hukuku ve Kamu hukuku bulunmaktadır.

“Vicdani sistemde hapishane yoktur.
“Vicdanı sistemde Komşuluk vergisi (sadaka) Fakirlik vergisi (zekat) Savunma ve Eğitim vergisi (infak) mevcuttur. Otorite vergisi ise gelir yerine servetten alınır.

Vicdanı sistemin kamu hukuku dört suçla sınırlandırılmıştır.
-Bozgunculuk (Cezası Maide 33 ve 34 le birlikte verilir)
-Adam Öldürmek
-Zina Yapmak
-Hırsızlık Yapmak (cezası Maide 38 ve 39 ile birlikte verilir)
Bu suçların cezaları peşindir. Hapsetmek öldürmekten daha kötüdür.

Vicdanı sistem Adaleti gelir dağılımında gerçekleştirmeyi hedefler ve uygular. Adli yargı sonuçtur.

Adaleti gelir dağılımında sağlamak Kur an vahyinin gereğidir. İnsanlar yeryüzünde oluşturdukları otoritelerle o bölgelerin gelirlerini o bölgede yaşayan insanlara eşit dağıtmak mecburiyetindedir. Aksi otorite sahiplerinin tüm gayret ve çalışmaları boşa gitmiş çalışmalar olacaktır. Çağımızda gelirler kapitalistlerde toplandığı için ortaya çıkan kaos ve kargaşalardan sonra Adli yargıyı devreye sokarak insanlara zulmedilmektedir. Ülkemizde uygulanan vahşi kapitalizmden dolayı başkaldıranlar hapishaneler tıkılmış halkımız patlama noktasına gelmiştir.

Demokrasiyle yönetildiği iddiası olan Türkiyede “yönetsel erkler” özgür diğer halk köle gibidir. Zenginlerin çoğundan vergi alınamazken çoğuna da vermesi gereken vergiler bir şekilde iade edilmektedir. Oysa fakir fukara vatandaş vergisini kuruşu kuruşuna kadar vermezse kamuda iş yürütme imkanı olmadığı gibi icra zoruyla vergiler ve diğer borçlar tahsil edilmektedir. Hükumetler Asgari ücretli ve Emeklileri görmezken iş adamlarına Milyarlarca TL lik paketler açabilmektedirler. Bankaların vatandaşı soymasına göz yumulmakta İslam inancına aykırı olan icra mahkemeleri bankalara çalışmaktadır. Demokrasinin zulmünü saymakla bitiremeyiz. Müslüman yöneticiler Demokrasiyi övdüklerinde başta Devit Nicholos ROCKEFELLER olmak üzere Emperyalistlerin ağızları kulaklarına varırcasına gülmektedirler..

Hz. Muhammed önderliğindeki Medine Devletinde tüm bileşenler insanların menfaatleri ve özgürlükleri için kullanılmış ve bu olayı duyan herkes fevc fevc Medine devletinin boyunduruğu altına girmeye çalışmıştı. Tarih kesitinde bu döneme SAADET ASR-I Huzur dönemi gibi adlar kullanılmıştı.

Medine yi güncellediğimiz de; 
Yasama: vicdanlara aykırı yasa yapamayacak
Yürütme: vicdanlara aykırı yönetim yapamayacak
Yargı: vicdanlara aykırı hüküm veremeyecektir.

İşte fıtratımız gereği vicdani sistemin ana bileşenleri. 
Bir Müslüman ben Demokratım veya ben Demokrasiye inanıyorum dediğinde iman tazelemesi gerektiğini söylemekte bir beis görmüyorum. Demokrasinin arızlarını ve ne olduğunu izah ettikten sonra bir Müslümanın hala daha Demokrasiden dem vurması Müslüman olamayacağının belgesi olarak yeterlidir.

“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” düsturu Hz. Muhammedin Medine uygulamasının tıpa tıp şeklidir. Oysa bugün bunu dillerinden düşürmeyenler tuttukları insanları hapishanelere tıkmaktadırlar. Kamu davalarına baktığımız zaman olayın hangi boyutta olduğunu görürüz. Kamu davası sadece ve sadece “bozgunculuk” suçlarıyla sınırlandırılmalıdır. Zira bozgunculuk adam öldürmekten daha kötüdür.

Tüm insanların dikkatle incelemesi ve uygulamaya koymaları gereken sistem Fıtratımızın sistemi VİCDANI SİSTEM dir. Vesselam..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2133

YORUMLAR (3)

şu sorouyu sormak lazım. dini başkasının aklı ile ölçmek ne kadar yararlı? o şahıs yani taberani dini kendi aklı ile ölçmüş olmuyormu. yada siz ahirette başkasının aklının yaptıkları ilemi yoksa kendi aklınızın yaptıkları ilemi hesaba çekileceksiniz.15.03.2014 20:59
birde adınızı yazsaydınız ya..hangi makaleyi eleştirdiğinizide bilmiyorum..yazarsanız memnun olurum28.06.2013 20:24
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur`andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mek. Rabbani] Hadis-i şerifte, (Kur`an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruldu. (Nesai) Herkes sizin gibi kendi görüşünü ortaya atarsa ortada din diye birşey kalmaz. Sizin yaptığınız Alimcilik oynamaktır. Ben de size kur`an`dan ayet ve peygamber efendimizden hadis ve bu zamana dinimizi yücelterek getirenlerin sözlerini ortaya koyarım. İnsanların imanlarıyla oynamayın.. 28.06.2013 15:27

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.