Bugün: 17.01.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • ALLAH IN İNSANA VERDİĞİ LÜTUFLAR

ALLAH IN İNSANA VERDİĞİ LÜTUFLAR

İslami olmayan misyonlar Ümmet şuurunu alarak yerine sırasıyla 1-Ulusçuluğu 2-Irkçılığı 3-Yöreselciliği 4-Kabileciliği 5-Aileciliği

 

EY İNSAN DÜŞÜN VE ZEKANI ÇALIŞTIRARAK "AKLET"

 

 

 

Yaratıcının İnsana Verdiği Lütuflar

 

Vicdan

 

Sözlükte "bulma, bir şeyi bir halde görme, duygu ve kalb ile hissetme" gibi manalara gelen vicdan, terim olarak, insanın kalbine doğan gizli bir his olup iyilik işlemekten hoşlanan, kötülük etmekten huzursuz olan, iyiyi kötüden ayıran ve seçici bir yapıya sahip olan duygudur

 

 

 

İnsandaki bu seçici ve ayırt etme melekesine vicdan denir. İnsanın fiilleri ve davranışlarının olumlu olmasında başrolü üstlenir. Vicdan kişinin içe ve dışa dönük işlerinde bir "oto kontrol" görevini yapar

 

 

 

Bununla birlikte, vicdan yalnız başına bir delil olamayacağı gibi, hakkı bulmada da yeterli değildir Çünkü herkesin vicdanı kendi çevresine ve öğretisine, anlayışına ve iradesine bağlı ve değişkenlik arzedebilir. Dolayısıyla hüküm ve sonuç bakımından bağlayıcı olması için mutlaka vahiyle buluşmalıdır.

 

 

 

“İyiyi kötüden ayırt ettiren, iyilik etmekten lezzet alan ve kötülükten elem duyan insanın ilk bilgi kaynağı.”

 

 

 

O, bir şeye “evet” dedi mi, onu ne zeka yalanlayabilir, ne de duyu organları.

 

 

 

Her vicdan diyor ki, “Allah var” Ne insan başıboş bir divane, ne şu âlem sahipsiz bir fabrika... İnsanı bu tezgâhta dokuyan biri var...

 

 

 

Vicdan Allah cc donatısıdır.

 

 

 

“Ona fücurunu ve takvasını ilham etti” (ŞEMS 8)

 

 

 

`Fücur; Lügati manası; yarmak, bir şeyi genişçe yarıp açmak anlamına gelmektedir. `Fecir` de aynı anlamdadır.

 

 

 

Bu kökün fiil hâli ve `fecr` kelimesi olumlu anlamda, yarılıp açılmak, fışkırmak, yeri açıp kaynak fışkırtmak manalarında kullanılmaktadır.

 

 

 

Ayetteki anlamı olumsuzdur. Yarmak, yırtmak anlamını ise `fücur` kelimesi karşılamaktadır. `Fücur`, din veya dindar¬lık örtüsünü çekinmeden yırtmak, günaha dalmak, hak¬tan batıla sapmaktır.

 

 

 

Takva; korunma, sakınma demektir. Yüce yaratıcıya karşı sorumluluk duyarak, her türlü günahlardan kendini korumanın niyet ve gayreti içinde olmadır. Yüce Allah’ın rızasını kazanmak için, O’nun himayesine girerek emirlerine sımsıkı sarılmak ve yasaklarından da sakınmaktır.

 

 

 

“2- Şüphesiz Biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.”

 

 

 

“3- Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.”

 

 

 

Biz ona (hayır ve şerri) her iki yolu da göstermedik mi? (Beled 10)

 

 

 

Biz insanı en güzel bir biçimde, en güzel duygularla, ilâhî ahlâk ile ahlaklanacak güzellikte, hayat şartlarına katlanabilecek, dünyadaki sorumluluğunu üstlenebilecek mükemmeliyette imkân ve kabiliyetlerle yarattık. (Tın 4)

 

 

 

 

 

Zekâ

 

İnsanın düşünme, akıl yürütme, nesnel gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tümüne zekâ denmektedir.

 

 

 

Bireyin gerek sorunları çözerken gerek çevreye uyum sağlarken var olan tüm yetenek ve becerilerini kullanması ile ortaya çıkan düzeydir.

 

 

 

Zekâ, beynin öğrenme, anlama, soyut düşünme, sebeplendirme, planlama, problem çözme gibi zihinsel işlevlerine verilen isimdir. Kelime olarak çok geniş anlamda kullanılsa da psikologlar tarafından yaratıcılık, kişilik, karakter, bilgi ve akıl gibi değişik kategorilere ayrılmıştır.

 

 

 

Zekâ; Kavramlar ve algılar yardımıyla soyut ya da somut nesneler arasındaki ilişkiyi kavrayabilme, soyut düşünme, muhakeme etme ve bu zihinsel işlevleri uyumlu şekilde bir amaca yönelik olarak kullanabilme yetenekleri zekâ olarak adlandırılmaktadır.

 

 

 

Zekânın bu işlevleri yerine getirirken en fazla müracaat ettiği kaynak vicdan olur. Vicdan zekâya adeta hareket alanı sağlar. Eğer zekâ vicdanının sesine kulak vermiyor ise o zaman o zekânın birçok işlevini yerine getirmede sorunlar yaşaması muhtemeldir.

 

 

 

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu ALLAH’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız? (Enam 32)

 

 

 

“Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.” (Mülk 10)

 

 

 

 

 

Elçi

 

Allah cc ile kulları arasında vasıtadır. Resul,

 

 

 

PeygamberYaratıcı kullarına dünya sahnesindeki rollerinde bilgi ve yöntemlerini anlatabilmek için kullandığı aracı. Yalvaç, peygamber, resul, nebi denir

 

 

 

Bir uzlaşma sağlamak veya iş bitirmek için birinin yanına gönderilen kimseye elçi denir

 

 

 

Elçilerde vicdan ve zekâ araçlarını kullanırlar. Yani elçilerde insan olduğu için her insanda olması gereken vicdan ve zekâya sahiptirler. Diğer insanlardan farklılıkları Allah cc adına insanlara elçi olmaları ve artı olarak genelinin “hikmetle” bazılarının da vahiyle de desteklenmiş olmalarıdır.

 

 

 

 

 

 

 

Vahiy

 

Lügatte Vahiy, işaret etmek, yazı yazmak, yazılmış name ve kitabe, elçi göndermek, ilham etmek ve gizlice söz söylemek manalarına gelir.

 

 

 

Vahiy, Allah Teâlâ”nın, peygamberliğe seçtiği kişilerle (elçi) emirlerini iletmek amacıyla, niteliği bizim his ve idrakimizi aşan bir tür tekellüm (konuşma) şeklidir.

 

 

 

“Biz, Nuh"a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik”

 

 

 

Buradaki vahiy emir sigasıyla gelen ve insanların hayatlarında uyması gerekenleri anlatan vahiydir. Peygaberlere gelen vahiy tüm insanlığı bağlar.

 

 

 

Başka bir vahiyde Allah cc dilediğine vahyeder. Bu vahiy çeşidi sadece vahyedileni bağlar

 

 

 

“Rabbin bal arısına vahyetti ki: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin”

 

 

 

“Musa"nın anasına şöyle vahyettik: Onu (Musa"yı) emzir sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil nehrine) bırakıver. Sakın korkma ve üzülme! Biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız”

 

 

 

Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi vahyin temel durumu “emir” dir. Allah cc emirlerini yukarıda bahsettiğimiz şekilde elçisine iletmektedir. Biz kitapta vahyi genelde kur an ı kerim olarak zikrettik.

 

 

 

“Rabbinizden size indirilene, Kur’anı kerime tabi olun, Kur’an ı kerimi uygulayın. Evliya (veli) gibi dostlara, otoritelere tâbi olmayın, uymayın. Ne kadar kıt düşünüyor, az öğüt tutuyorsunuz.” (Araf-3)

 

 

 

“Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? (Enbiya 10)

 

 

 

 

 

Sanatsal Bilgi

 

Sanatçı, nesneye yönelerek onda gördüğü bir şeyi elindeki malzemeyle ifade etmeye çalışmasıdır. Doğadaki nesneleri kullanmasına rağmen, doğada olmayan bir güzelliği ortaya çıkarır ve esere dönüştürerek insanlığın hizmetine sunar.

 

 

 

Özneldir. Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre değişir. Evrensel ve tümelin bilgisini hedefler. Kısaca açıklamak gerekirse düzensiz bilgidir(empirik).Tecrübeler ve yaşananlar sonucunda edinilir.

 

 

 

Kişinin duyuş ve düşünüş biçimine göre Subje ile obje arasındaki anlam bağını kavramaya yönelik bakıştır.

 

 

 

Kitapta Allah cc kâinat içerisine serdettiği sanatını inceleyerek elde edilen bilgi olarak alınmıştır. Bu bilgi türü vicdan, zekâ, elçi ve vahiyle kucaklaştığında anlam kazanır.

 

 

 

“Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünemediler, düşünme yeteneklerini mi kaybettiler, göremediler, görme yeteneklerini mi kaybettiler. Çünkü gerçekte gözler değil, düşünceler kör olur. (Hacc 46)

 

 

 

 

 

Gözlemsel Bilgi

 

Neden ve kanunlarını bulmak için olayları doğada oluştuğu gibi incelemek amacıyla yapılan faaliyete gözlem denir.

 

 

 

Gözlem, aynı zamanda sosyal öğrenme veya modelleme olarak bilinen öğrenme ki insanlar başkasının bu davranışı gerçekleştirmek izleyerek yeni davranış elde öğrenme şeklidir. Kişi davranış performans modeli olarak bilinir.

 

 

 

Bir bilgin önceden benimsenmiş bir düşüncenin veya herhangi bir varsayımın gerçek olup olmadığını araştırmak için gözlemde bulunabilir ve bu gözlemi yapmak için yerini değiştirerek tüm dünyayı gezebilir.

 

 

 

Aslında gözlemsel bilgi deneysel bilginin eş anlamlısı veya alt yapısını oluşturan bir bilgi modelidir. Gözlemleri gerçekleştirirken vicdan, zekâ, elçi, vahiy, sanatsal bakış bir bütünlük içerisinde olmasına dikkat edilmelidir.

 

 

 

 

 

Deneysel Bilgi

 

Herhangi bir maddenin özellikle ticaret malının birleşiminin anlaşılması, saflık derecesinin tespit edilmesi, bozulma veya hile durumlarının meydana çıkarılması için yapılan analizler.

 

 

 

Bazı kanunların uygulanması veya ileri sürülen bazı fikirlerin doğruluk derecesinin tespiti için yapılan işlemler. Mesela gaz kanunlarından birini laboratuarda talebelere yaptırıp sonuçlarının kanuna uygun olduğunu göstermek için yapılan işlemler. Araştırma bakımından ise, demirin paslanmasında nemin rolünü incelemek için nemli ve nemsiz ortamlarda paslanma derece ve hızının tespiti için yapılan deneyler misali.

 

 

 

Bir bilimsel gerçeği ya da varsayımı kanıtlamak, bir yasanın doğruluğunu göstermek amacıyla yapılan uygulama sonucu elde edilen bilgilere deneysel bilgi denir. Bugün dünyanın teknolojik gelişmelerini sağlayan bilgiler deneysel sonucu ortaya çıkan bilgilerdir.

 

 

 

Dünyamızın son derce üstün bir teknolojik bir çağ yaşadığı ortada. Ancak teknik olarak mükemmellikleri yakalayan dünyamız insanı, insanlık acısından çağdışı bir durumu yaşamaktadır. Elde edilen teknoloji onu elde edeni öldürmekten başka bir işe yaramamaktadır. Oysa bu teknoloji ile Afrika da açlıktan ölenler kurtarılabildi. Dünya insanı huzur ve mutluluk içerisinde hayatlarını sürdürebilirdi. Komşuluk ilişkileri daha iyi noktalara varabilirdi.

 

 

 

Konu ettiğimiz bilgi ile dünyamızda huzur ve mutlu bir yaşam sergilenebileceğini Asr-ı saadet örneği ile ilişkilendirerek anlaşılmalıdır. Sanatsal, gözlemsel ve deneysel bilgiler sonucu elde edilen modern yaşam ve teknolojik çağda insanlar topluca katlediliyorsa, her gün bu teknik malzemeler onlarca insanı öldürüyor veya sakat bırakıyorsa bu işte bir sorun var demektir.

 

İnsanoğlunun dünya sahnesindeki rolüne başlamasıyla sırasıyla vicdan, zekâ, elçi, vahiy, sanatsal bilgi, gözlemsel bilgi ve deneysel bilgiyi aynı ortamda birleştirerek hareket etmesi halinde insanlık ölme ve öldürme yerine daha uzun süre yaşamak ve daha modern bir yaşam içerisinde olmak gibi bir döneme girecektir. Deneysel bilgilerle elde edilen modern malzemeler insan öldürme yerine insanları öldürenlere karşı caydırıcı bir güç haline dönüşeceklerdir. İnsanlık dünya sahnesindeki rolünde başarı elde edecektir. Bununla birlikte ebedi hayatı kurtulmuş ve kâinatın sahibi tarafından vaad edilen cennetlere girmiş olacaktır.

 

 

 

Gençlerimizin ve genç beyinlerinin bu konular hakkında düşüneceklerini ve hayatlarında çok önemli değişiklikler olacağını ümit ediyorum. Rabbim muvaffak eyleye.

 

 

 

 

 

Asr-ı saadet

 

İnsanlığın tarihinde yaşadığı ve günümüzde de övgülere mazhar olan Asr-ı saadet vicdanın ve zekânın vahiyle birleşmesi ve bu birlikteliği işlevsel hale getiren Hz. Muhammedin bilgeliği ile oluşmuştur.

 

 

 

Bilge insanın kurguladığı bu 23 yıllık dönemde, İnsanda var olan şuur, irade, adalet-iyilik-güzellik eğilimi, sevinç, üzüntü, beğenme-nefret etme, gelecek endişesi, utanma, insaf gibi duyguların kaynağı olan vicdanın en çok hayata katıldığı dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

 

 

 

 

Ferdi Vicdan

 

Bir toplumu meydana getiren fertlerin vicdani hükümlerinin toplamı veya çoğunluğunun ortak görüşleri, eğer adalet ekseninde buluşuyorsa bu toplumsal vicdan olur. Hz. Muhammed önderliğinde bu gerçekleşmiş ve insanların huzur bulduğu bir ortam oluşmuştu.

 

 

 

 

 

 

 

Toplumsal Vicdan

 

Bir iyilikten toplum fertlerinin tümünün hoşnut olması ve ona destek çıkması; bir kötülüğe karşı da topyekûn karşı çıkma ve ondan rahatsızlık duyulmasıdır. Toplumsal vicdan, toplumda iyilik ve güzelliklerin hâkim olması ve sürecin devamını sağlayan, süreci yöneten çok önemli bir kontrol mekanizmasıdır. Kur an ı kerim, İslam toplumuna iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma görevi ve sorumluluğunu yükleyerek bu gücü sürekli olarak aktif tutmayı sağlamıştır.

 

 

 

Kur an ı kerim, hedeflediği iyi/hayırlı/yararlı insanı yetiştirmek için, öncelikle onun iç dünyasını inşa etmekle işe başlamıştır. Nitekim ilk inen ayetler, insanın iç dünyasının düzenlenmesiyle ilgilidir. Güçlü bir iman ve o iman doğrultusunda oluşacak iyi niyet, iyiye temayül, iyiden taraf olma gibi hususlar Mekke döneminde inen ayetlerin en temel konusudur. Bu konudaki yönlendirmeler, Medine döneminde inen ayetlerle de devam etmiştir.

 

 

 

Hz. Muhammedin önderliğinde gelişen insani ve vicdanı duygular, iç bilinç düzeyini aktif hale getirmiş ve toplumsal güzelliklerin yeşermesi sağlanmıştır.

 

 

 

“De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” (enam 19)

 

 

 

Vahiyle özgürleşen insan vicdanı, vahyin ışığıyla hareket alanı bularak, sahibini mutlu edecek, onu stres ve buhranlardan koruyacaktır. Zira vicdanlı insan, temiz kalpli insan, mutlu insandır. Vicdanları vahiy dışı terbiye edicilerle terbiye edilen insanlar ise kötülükleri yaşayan insanlar olup hayatlarının her safhasında stres ve buhranların adamları olurlar.

 

 

 

İyi insan olabilmek için iyilik düşünmek, iyiliği sevmek, iyiliği benimsemek ve onu içselleştirmek gerekir. Zira iyi düşünen iyilik işler, kötülük düşünen ise kötülüklere düşebilir. Bunun için kişinin fikri neyse zikri de odur denilmiştir.

 

 

 

Kitapta dikkatlice işlemeye çalışılan vicdan, zekâ, elçi, vahiy, sanatsal –gözlemsel ve deneysel bilginin aslında bir bütünün parçaları olduğudur. Eğer bu bütünlük sağlanabilirse o zaman tüm insanlığın özlemini çektiği hem yönetsel hem de yaşamsal hayat huzura kavuşacaktır.

 

 

 

 

 

ELÇİ ve VAHİY

 

Düşünsel hayatımızda elçi ve vahiy yoksa yerlerine ne gelir.

 

 

 

Düşünsel ve sosyal yaşamımızdan elçi çıkartırsak vahyi de elçi ile beraber çıkartmış oluruz.

 

 

 

Bugün İslam aleminde elçi Allah cc ın görevlendirdi anlamda bilinmemektedir.

 

 

 

Elçiye iki çeşit yaklaşım mevcuttur ki hiç biri İslami değildir.

 

 

 

1-Gelenekçi yaklaşım- Elçi ile Allah cc ı eşitleyen demektir.

 

 

 

2-Modernist yaklaşım- Hz. Muhammedi postacı gören yaklaşım

 

 

 

Vahyin hayatımızda olmayışı ile elçiye yüklenen İslami olmayan misyonlar Ümmet şuurunu alarak yerine sırasıyla

 

 

 

1-Ulusçuluğu

 

 

 

2-Irkçılığı

 

 

 

3-Yöreselciliği

 

 

 

4-Kabileciliği

 

 

 

5-Aileciliği

 

 

 

Koymuştur. Ümmet şuuruna sahip olmak için yeniden düşünmeliyiz.

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2569

YORUMLAR (3)

şu sorouyu sormak lazım. dini başkasının aklı ile ölçmek ne kadar yararlı? o şahıs yani taberani dini kendi aklı ile ölçmüş olmuyormu. yada siz ahirette başkasının aklının yaptıkları ilemi yoksa kendi aklınızın yaptıkları ilemi hesaba çekileceksiniz.15.03.2014 20:59
birde adınızı yazsaydınız ya..hangi makaleyi eleştirdiğinizide bilmiyorum..yazarsanız memnun olurum28.06.2013 20:24
(Dini, aklı ile ölçen kadar zararlı kimse yoktur.) [Taberani] Hadis-i şerifte buyuruldu ki: (Kur`andan kendi aklı ile, kendi düşüncesi ve bilgisi ile mana çıkaran kâfirdir!) [Mek. Rabbani] Hadis-i şerifte, (Kur`an-ı kerimi, kendi görüşü ile açıklayan, doğru olsa dahi, mutlaka hata etmiştir) buyuruldu. (Nesai) Herkes sizin gibi kendi görüşünü ortaya atarsa ortada din diye birşey kalmaz. Sizin yaptığınız Alimcilik oynamaktır. Ben de size kur`an`dan ayet ve peygamber efendimizden hadis ve bu zamana dinimizi yücelterek getirenlerin sözlerini ortaya koyarım. İnsanların imanlarıyla oynamayın.. 28.06.2013 15:27

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.