Bugün: 14.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Vakti Yakalayabilen ve Kendisi Olabilenler

Vakti Yakalayabilen ve Kendisi Olabilenler

Modern cihazlar insanların hayatlarına girdikçe, konforizm bir o kadar daha revaç buldu.

Vakit, hayat sermayesinden her geçen gün düşülen bir gerçek, hayatın bizzat kendisidir. İnsanlara göre vakitleri, vakit saçanlar, vakit kayıranlar ve vakit ayıranlar olarak sınıflandırabiliriz. Vakitlerini saçanlar bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın diyerek vakit öldüren insanlardır. Bu kısım insanlara kahvehane köşelerinde ömür tüketenler, modern cihazlarla oyun, müzik, sosyal iletişim peşlerinde olanlar, dizi, spor, yarışma programları üçgeninde kendini kaybedenler vb. örnekler verilebilir. Vakitleri kayıranlar ise daha ziyade dünyanın kendi etraflarında döndüğünü düşünen insanlardır. 

Bu kısım insanlara eğitimi, kariyeri, ailesi ve zevklerini her şeyden daha fazla öncelemiş, kendileri için yaşayan insanlar örnek verilebilir. Vakit ayıran insanlar ise hayatlarını belli amaçlar uğruna tüketebilmiş, başkaları için yaşayan ve başkalarının hayatlarının bir parçası olmayı başarmış insanlardır. Bu kişiler dünyada görmek istedikleri değişimin bir parçası olma yolunda çalışan insanlardır.

Kuran vakit hususunda o kadar hassas ki, asra(zamana)yemin ediyor, biz onlara düşünebilecekleri kadar zaman vermedik mi? uyarısında bulunuyor ve dahası kuranda zamanla ilgili yüzlerce uyarı ve ikaz bulmak mümkün. Müminlerin özelliklerini tanımlar iken ise onlar ki tamamıyla boş işlerden yüz çevirmişlerdir diyerek inanan insanlara vaktin israf edilemeyecek kadar kıymetli bir olgu olduğunun vurgusunu yapıyor. Yine zamanı kendi lehine döndürmeye çalışan, başkaları adına bir şeyler yapıyormuş gibi görünen, lakin kendi şahsi menfaatleri adına işler çeviren insanlara, üzerinde toprak bulunan bir kayanın üzerine sağanak yağmur düştüğünde onu nasıl çırılçıplak bıraktığını salık veriyor. İman ve salih amel ile hak ve sabrın tavsiyesine kulak verenlerin ise kurtuluşa erdiklerini tüm kâinata duyuruyor.

Günümüz kapitalist düzeni insan hayatından ölüm olgusunu çıkardığından bu yana, insanlar daha bir gençleşme yarışına girdiler. Memlekette yetmiş yaşını geçkin insanların dahi giyimini kuşamını hayretle seyreder bir durumdayız. Gençler medyadan ve birbirlerinden aldıkları cesaretle daha bir açılım gerçekleştirdiler. Dişiliklerini teşhir ile insanlar üzerinde etki bırakmaya çalışırken, kişilikleri ile hiç sahaya inemediler. Dişiliklerin teşhiri ile insani ilişkilerde de bir gevşeme yaşandı. Erkek ve kadın sınırlarında bir siliklik ve bulanıklık cereyan etti. Neredeyse lavabolardaki sınırlar dahi uygulamadan kaldırılacak bir konuma gelindi.

Fıtrata yerleştirilen kendisi gibi olabilme, erkek veya kadın gibi davranabilme bu karışıklık ve hengâmenin ortasında kalan fertlerce mümkün olamadı. Kadınlar kadınsı, erkeklerde erkeksi duygularını bir potada eritmek suretiyle bir elmanın aynı tarafları oldular. Fertler doğru ve yanlışlar hususunda kendi tercihlerine mahkûm edildiler. Kendi prensiplerini kendileri üretmeye çalışsalar da başarılı olamadılar. Çünkü kültür, örf, gelenek ve dinden uzak bir yaşantı şeklinde doğrular tek bir kapıya çıkıyorken, şahıslar kendi başlarına bırakıldıklarında milyonlarca yaşantı şekli oluşabiliyordu. Ve bu yaşantı şeklinde bireyin özgürlüğü adına fuhşiyat, kumar, içki pislikleri sokaklardan taşar bir hal alıyordu. Bu yaşantı uğruna evler caddelere çıkıyor, vakitler su gibi akıtılıyordu.

İzlenen batı tarzı filmlerin, televizyon programlarının arasına sıkıştırılan ve bireylerin psikolojilerini etki altına alan, ruhsal dengelerini ve zihinlerini bulandıran (ölümsüzlüğün keşfini, kıyametten kaçışı, paralel evreni, üstün yeteneklerle donatılmayı, aşırı mutluluk ya da öfkeyi, bireylerin beden özgürlüğünü, paraya kesin itaati içeren) mesajlar neticesinde bireyler artık merhamet yoksunluğu, kanaatsizlik, asabilik, egoistlik, kincilik, emir vericilik, işten kaçmak gibi karakteristik davranışlar gösteren fertlere dönüştüler. Öyle oyunlar, filmler, sinemalar, yarışma ve dizi programları, sosyal paylaşım siteleri tasarlanmıştı ki insanlar için adeta insanı esir alıyor, geçen saatlerin farkında dahi olunamıyordu. Sanki beyinler tutsak edilmiş ve kişinin düşünmemesi için her şey düşünülmüştü. Beyinleri bulandırılmış, depresyonun eşiğine sürüklenen bu fertler dönen bir dünyayı ve bu dünyada olup bitenleri pekte önemsemiyorlardı.

Projenin diğer ayağında ise bireylerin borçlandırılması vardı. Ve bireyler borçlanma batağına sürüklendiler. On onbeş yıl vadeli evler, arabalar zihinlere âdete ölmemeyi telkin ediyordu. Ölüm hayatın bir kenarına itilmiş, ödenmeyi bekleyen kredi kartı, okul, eşya taksit hesapları, mahşer hesabı bilincinden önceye alınmıştı. Borçların biteceği umuduyla zamanın bir an önce geçmesi için eller dua eder bir hal alıyordu.

Modern cihazlar insanların hayatlarına girdikçe, konforizm bir o kadar daha revaç buldu. Yetişkinler plazma, led derken koca koca ekranların, gençler tablet, cep telefonu derken küçücük ekranların, kadınlar elbise, mobilya, makine derken eşyanın esiri oldular. Sade bir hayatın dışına çıkıldı. Lüks ve israf hayatımızın birer parçası haline geldi. Lüks bir yaşantı, içerisinde sınır barındırmadığından dolayı bir şeylere sahip olmak daha fazla zaman harcamak, daha fazla mesai yapmak gerekiyordu.

Hayatı bu kadar kuşatan olgular varken, kirlenmiş zihinlerimizi biraz düşünmeye zorlayalım, zamanı siz mi yönetiyorsunuz yoksa bazı güçlerin güdümünde nasıl tüketmemiz isteniyor ise o şekilde mi tüketiyorsunuz? Gerçekten anı durdurup kendinizi silkeleyebilecek, kendin olmalısın diyecek kudreti kendinizde bulabiliyor musunuz? Kendimiz gibi yaşadığımıza, kendinizi inandırabiliyor musunuz? Dünyayı gücü tükenmiş, hayatın gerçeklerinden ve zorluklarından soyutlanmış bir ruh hali ile mi selamlıyorsunuz?

“ O halde ne kadar da az düşünüyorsunuz.”

  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1048

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.