Bugün: 22.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • YA VİCDANİ SİSTEM YA VAHŞİ KAPİTALİZM

YA VİCDANİ SİSTEM YA VAHŞİ KAPİTALİZM

Tercih Senin Ey İnsan


"YA" VİCDANİ SİSTEM "YA" KAPİTALiZM

"""""""""""""""Tercih Sizin""""""""""""""""

 

İnsanların yaratılış sırasına göre ikinci sahneleri olan dünya hayatı ilk yaratılışta verilen sözün test edildiği sahnedir. Bu sahneden bazıları kazanarak çıkacak bazıları da kaybederek çıkacaktır. Her gün binlerce kişinin ölümüne tanık olan insan ne yazık ki dünyevi düşünce ve ihtiraslarından dolayı bu ölümleri okuyamamaktadır.

 

İnsanlar tek din ve tek ümmet olmakla emrolunmuşlardır. Bu dinin adı İslam bu düşünce sistemininde adı da Ümmettir. Tüm insanlar İslam dinindendir. Ancak tüm insanlar İslam ümmetinden değillerdir. Ümmet demek kendin gibi düşünmeyenlerin hak ve hukukunu kendi hak ve hukukun gibi görmek ve uygulamanın adıdır. İnsanoğlu yeryüzü hayatına bir topluluk olarak başladığı hayatın/dinin rehberi olan vahiyde belirtilmektedir.(Nisa 1) Bu topluluk "eşit" şartlarda hayata başlamıştı. Allah cc bu topluluğun içerisinden birisi olan Adem e elçilik görevi vererek imtihan kurallarını göndermiş ve hayatın/dinin kullara kulluk yapmadan yaşanmasını istemişti. Uzun yıllar tüm insanlar yaşadıkları hayatı/dini aynı karede beraberce yaşadılar. Ancak daha sonra Tek dinin ve Tek ümmetin mensupları dünyevi ihtiraslarından dolayı ayrılığa düşerek ümmetten sınıflara bölündüler. (Bakara 213)

 

Bu ayrılış beraberinde imtihan kuralllarını ihlal etme ve kurallara uyulmayarak şer işleme noktasında yarışlara başladılar. Dünya sahnesine ne için geldiklerini unuttular. Ümmet birliktelikleri kaybolunca çoklu bölünmeler devam etti. Ekonomik olarak bölündüler. Coğrafi olarak bölündüler. Renk ve millet olarak bölündüler. Bölge ve yöre olarak bölündüler. Kabileler olarak bölündüler. Bölünmeleri aile içlerine kadar sirayet etti. Öyle ki esmer kardeş ile beyaz tenli kardeş birbirlerinin kardeşi olamayacağını belirterek bölündüler. Her bölünme beraberinde kin ve nefret dolu bir hayat tarzı getirdi. Birbirleriyle savaşmaya başladılar. Güçlüler güçsüzleri öldürdüler. Mallarına ve ırzlarına dokundular. Bu durum günümüze kadar böyle geldi.

 

İnsanlığın son halkasında Hz. Muhammed elçi olarak seçildi.

Mekke bu dönemde hayatın/dinin tam aksine yaratılışın ve vahyi atmosferin 180 derece uzağında bir hayat yaşıyordu. Son elçiye bu dönemde görev verilmişti. Tüm elçilerden görevi daha zor ve daha meşakkatli olacaktı. Nitekim de öyle olmuştu. Mekke deki mücadele semeresini vermiş ve Medine hayatı başlamıştı.

 

Medine de öyle bir hayat organize edilmişti ki yeryüzünün yeniden yapılandırılması günü olan mahşer gününe kadar örnek olacak bir medeniyet başlamıştı. On yıl üçgenindeki üç tane süper güce rağmen bir model bir otorite bir tarz ortaya çıkmıştı. On yılın sonlarına doğru haberin ulaştığı tüm insanların koştuğu bir yer bir otorite olmuştu Medine ve Hz. Muhammed in uyguladığı sistem.

 

Hz Muhammedin uyguladığı sistemin yozlaşarak değişen bir adı olmayacaktı. Çünkü Hz. Muhammed İslam dinini ve İslam ümmetini otoriteleştirmişti. Tüm insanların dini/hayatı olan tek dinin temsilcileri İslam Ümmetini sosyal hayatta, içtimai hayatta, ekonomik hayatta, askeri hayatta, aile hayatında kısacası insan hayatının tüm yönlerinde uygulamıştı. Bu sistem vicdanlara/fıtratlara aykırı değil vicdanların/fıtratların kendisi idi.

 

Romalısı, Bizanslısı, İranlısı duyan herkes fevç fevç Medine deki otoriteye koşuyordu. Bu üç süper güç tarih içerisinde medeniyetler kuran güçlerdi. Süper oluşları ellerinde bulundurdukları asker ve diğer ekonomik malzemelerdi. Medine devletinin bunlara sahip olmak gibi bir derdi yoktu. Çünkü Medine devleti fıtratın kendisini otorite sahnesine koymuştu. Hangi inanç ve hangi düşünceden olursa olsun tüm insanlar fıtratın otoritesinde temsil ediliyorlardı. Çünkü yaratılış/fıtrat otoriteleşen hayatın kendisi idi. Adalet mekanizmasını oluşmasına gerek kalmamış ve gelirler eşit dağıtılarak adalet sağlanmıştı.

 

Hz. Muhammedin Medine de on yıl uyguladığı sistemin sonraki dönemlere yansımaları doğal olarak doğru tespitlerde olmuşsa da hayatın Rehberinden uzaklaşılması beraberinde hurafeleşmeyi getirerek mükemmel sistemin mükemmel yönetilememesi sorunuyla karşı karşıya kalınmıştır.

 

Bugün Müslümanların kesinlikle uygulama alanına koymaları gereken Hz. Muhammedin Medine yönetimi ve Medine bileşenleridir. Geliştirilen sistemlerin içeriği Medine Bileşenleriyle doldurularak tüm insanlığı sömüren uluslararası emperyalist/Kapitalist/Siyonistlerin demokrasisinden kurtulmalı ve insanlığa yeniden huzur ve mutluluk getirilmelidir.

 

Biz “vicdanı sistem” adını verdiğimiz sistemin Hz. Muhammedden sonraki uygulamaları ve uygulamaların nerelerinde hata yapıldığını açıklamaya çalışacağız.

 

 

VİCDANİ SİSTEMİN ARAÇLARI

İslam coğrafyası dünyaya ışık tutan bir zenginliğe sahiptir. Yüzyıllar süren bir uygulama modern devlet geleneği batılıların devşirmelerinden sonra sona ermişse de hala daha bu gelenek etkileri tüm dünyada görülmektedir. Bugün dünyada gelişmiş devlet organizasyonlarının temeli Hz. Muhammedin Medine de kurduğu modern yönetim devrimidir. Hz. Muhammedin vefatından sonra bu gelenek gelişerek devam etmiştir. Ancak bu gelişim sürecinde Kur an ı kerimin rafa kaldırılmasıyla hurafelerin etkisinde kalınmış ve birçok noktada ifrat ve tefrit yaşanmıştır.

 

Dünyanın neresine giderseniz gidiniz

Bozgunculuk

Adam Öldürmek

 Zina yapmak

Hırsızlık yapmak Gibi temel suçlar kötü ve “suç” olarak algılanır. Bu Allah cc tan gelen Hukukun tüm dünyaya yansımasıdır. 

 

İfrat ve Tefritin yaşandığı İslam coğrafyasında “fıkhı” güncel sorunları çözmede kullanılan oldukça modern bir uygulamadır. Bugün meclislerin yaptığını o günlerde fıkhı yeterliliğe sahip kişiler yapmaktaydı. Fıkhın neticesi yaşandığı döneme aittir. Sonuçları tartışılabilir. Sebep ve sonuç ilişkisi günceldir.

 

Din hayatın kendisi olduğuna göre hayatın da Rehberi Vahiydir. Müslümanlar üç kitap okumakla mükelleftirler.

Alak suresinin ilk beş ayetine göre

1) Kainat Kitabı

2) İnsan Kitabı

3) Kur an Kitabı

Bu üç kitap vahiydir. Üç kitapta bahsedilenler ayetlerdir.

 

Hayatın Rehberi olan Vahiy rafa kaldırılınca Müslümanlar hayatın gereği hurafelere sarıldılar. Müslümanların hayatına giren hurafeler dünyaya açılmalarını engelleyerek insanlığın kurtuluşuna vesile olabilecek olan sistem duyurulamamıştı.

 

Düşüncelerin yozlaşmasıyla insanları öldürmeyi mücahidlik zannedenler oluşmuş ve aslolan mücahidin dirilişe sebebiyet vermesi düşüncesi kaybolmuştur.

 

Din hayattır düşüncesi bozulmamış olsaydı veya hayatın (dinin) Rehberi vahiy olarak okunmuş ve alınmış olsaydı bugün yeryüzünde insanlığa kan ve gözyaşı sunan uluslararası Emperyalizm/Siyonizm/Kapitalizm yerine vahyi atmosferdeki vicdani sistem uygulanmış olacaktı. Tüm dünyanın fevç fevç koşacakları sistem Hz. Muhammedin Medine de uyguladığı sistemdir. Bu sistem yeniden uygulama alanı bulmalı ve yeniden insanlık fıtrat sistemine koşmalıdır.

 

Hz. Muhammedin Medinede uyguladığı sistemin bileşenlerine değinerek konumuza devam edeceğiz.

 

“”””Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyası Fukaha””””

 

Yönetim Araçları “din” in kaynakları olarak insanların hayatlarına girmişlerdir.

 

Oysa dinin kaynakları değil yönetimin araçlarıdır. İnsanların toprak parçası üzerindeki gelirleri eşit dağıtma ve huzurları için kurdukları otoritelerin uygulama alanında kullandıkları araçlardır.

 

Resulüllahın uygulamasında ve sonradan gelen uygulamalarda cumhuriyet yönetimini görmekteyiz. Şura meclisleri, müşavere heyetleri, âlimler şurası gibi hepsi yönetimde çoğulculuk ifade eden oluşumlardır. Cumhurun görüşü her zaman geçerli olan görüş olmuştur. Fıkıh demek eldeki doneleri insanların lehine yorumlamak demektir. O dönem tek done olarak hadisler kullanılmışlardır. Olması gereken vahiy raflara kaldırılmış ve o gün bugün ölülerimize okur hale gelmişiz. Okumamız gereken üç kitap gözardı edilmiştir.

 

 Hadisi doneler vahyin atmosferik ortam oluşturmaması nedeniyle vahyin yerine de kullanılmıştır.

 

1. Kitap"Kitap" denildiğinde Kur`an-ı Kerim akla gelir

Din hayattır. Hayatın Rehberi Vahiydir. Vahiy, toplayıcı, birleştirici, özgürleştirici özelliklere sahiptir. Dini hayatın kendisi olarak algılamak ve imtihan kurallarının yazıldığı rehberinde vahiy olduğunu bilmek meseleyi anlamak demektir. Kur an ı kerimin bir “anayasa” olarak algılanıp hedefinden çıkartılmaması gerekir. Kuran ı kerim anayasa değildir. Anayasalar kuşatıcı olmazlar. Anayasa insani bir kavramdır.

 

Otoritelerin daha verimli işleyebilmeleri için toplumsal sözleşmelerin özetine “anayasa” denmektedir. Hz. Muhammedin Medinedeki 47 Maddelik (medine vesikası) adındaki sözleşme anayasa niteliğinde olabilir. Anayasalar yasalarla genişletilir. Yasalar yönetmeliklerle genişletilir. Yönetmelikler yöneticiler tarafından uygulama sırasında insanların lehine genişletilirler. Modern devlet yönetimleri bu şekilde olur. Günümüzde de yönetimler böyledir.

 

Yasa Yapmak 

Şura meclisinin veya bugünkü deyimle yasa yapacak olan meclislerin yapacakları yasaların atmosferik olarak kur an ı kerimle çelişmemesine dikkat edilir.

 

Batıdaki otoritelerle Müslümanların otoriteleri arasındaki temel fark anayasa, yasa ve yönetmelik ve yöneticilerin yapacakları tüm işlemler “Vicdanlara aykırı” olamazlar. Yasalar vicdanları zedelemeyecek şekilde çıkartılır. Yasama buna dikkat ederken yürütme ve yargıda vicdanları zedeleyecek uygulama ve kararlardan imtina eder.

 

İnsan temel faktördür. İnsanın özgürlüklerini kısacak veya insanın sosyal-psikolojisini etkileyebilecek tüm uygulamalar otomatikman yok sayılır. Batıdaki otoritelerde her şey kapital ile ölçülürken Müslümanlarda herşey “hayata hizmettir” . hayatın içerisinde bulunan canlı ve cansız tüm valıklara hizmettir.  Bu hayatı yaratanların hayata verdikleri vicdanı özelliktir. Hayatı paylaştıklarımızın tümüne hizmet vicdani görevdir. Vahyin Rehberliğinde oluşturulan otorite vicdanları rencide edecek hiçbir iş yapamaz.

 

 

Vicdanı Sistem de Kamu Hukuku. Aile Hukuku, Veraset Hukuku, Ticaret Hukuku bulunmaktadır.

 

Hukuk kelimesi Arapça "hak" kökünden gelir ve hak kelimesinin çoğulu olarak bilinmektedir (galat-ı meşhur). Arapçda "hak" kelimesinin çoğulu "ah`kak"tır.

 

Vicdani sistemde Kamu hukukuyla beraber Aile hukuku, Veraset Hukuku, Ticaret Hukuku toplumsal yaşamı düzenleyen sistemleridir. Hukuk haktan yani Allah cc tan gelen olduğu için Hukuk ile Fıkıh birbirinden ayrılmıştır. Hukuk evrensel ve değişmeyendir. Fıkıh günceldir ve değişkendir.

 

Vahyi düzlemde modern bir devlet oluşturan Hz. Muhammedin Tüm mücadelesini insanlık için harcaması Medine de otoriteleşerek meyvelerini vermiş ve insanlığı Medineye cezbetmişti.

 

Hz. Muhammedin Vefatından sonra  vahyin rafa kalkmasıyla yönetim acziyetine düştüklerini görmek bizlere üzüntü vermektedir. Çünkü vahiy insanlık için vardır. Vahiy insanın özgürlük alanını genişleten ve imtihan kurallarını belirleyen bir rehberdir.

 

İnsanlar İslam fıtratı üzere yaratılmışlardır. Yani din hayatın kendisidir. Dolayısıyla yönetim ve hukuk insanlığın malıdır. Hukuku fevrileştiremeyeceğimiz gibi hukuku bir kesime ait halede getiremeyiz. Böyle yapıldığında alan daralması olur ve bir süre sonrada sizin hukuk dediğiniz uygulamalar insanlık tarihinin çöplüğüne giderler. Tarih içerisindeki kamu hukukunun 4 maddelik suç tespiti ile güncel olan fıkhı uygulama birleştirilerek hepsine “İslam hukuku”  denilmesi Medine de örneğini gördüğümüz bu sistemi tarihin çöplüğüne itmiştir.

 

Sürekli değişken olan fıkıh ile değişmeyen olan hukuk birleştirilerek ilahi özellikli hale getirilmiş ve fıkhın içeriğinde insan fıtratına aykırı binlerce içtihad Allah adına uygulandığı iddiasıyla işlevini kaybetmiş ve tarihin çöplüğüne bırakılmışlardır. Oysa fıkıh o döneme ait olan bağlayıcılığı olmayan uygulamalardır. Otorite müntesiplerinin huzur ve mutluluğu için güncel sorunların insan lehine yorumlanmasına içtihad neticesine de fıkıh denmektedir. Hukuk kavramı evrensel olduğu gibi içtihadlar da kuralsal olarak evrenseldir. Bugün dünyanın tamamında içtihad müessesesi kural olarak devam etmektedir. Mesela Danıştay ve Yargıtay bir kaç yıl önce verdikleri bir kararın aksine karar verebilmektedirler. Güncel sorunlara çözüm üretme sanatının adıdır fıkıh. O günü bağlar bugün ise anın fıkhı lazımdır. İlmihal deyimi bu meyandadır. O günkü halin ilmi veya bilgisi anlamında kullanılır.

 

İslam fıkıh uygulamalarına baktığımızda birçok konuda insanlığa zulmetmekten başka bir iş yapılmadığı görülmektedir. Vicdani hiçbir öğreti ve öğütün olmadığı bu sistemde vahyin de hiçbir öğretisi ve öğüdü yoktur. Oysa hukuk ile fıkıh ayrı tutulacak hukuk dogmatik olması hasebiyle Allah cc sünneti olarak süreklilik arz edecek ancak fıkıh sürekli güncellenerek değişecekti. Fıkıh hayatın okunmasıyla başlayan bir ameliyedir. Ikra emri ile Allah cc ın adıyla hayat okunmaya başlanılacak ilk okuma kainat ve insan ile devam edecek vahiy ise bunların tümüne rehberlik edecekti. Vahyin rehberliği olmayan tüm uygulamalar insanlığa zulmederler. Bu okumalarla Hayattaki ikramlar alınacak ve bu ikramlar kaydedilerek tüm insanlık için kullanılacaklardır. Bu şekilde hayattaki bilgiler hayatın sahibiyle buluşturulduğunda ilim ortaya çıkacaktır. Bunu yapanlara da “alim” bilenler sınıfına gireceklerdir. Tarih içerisinde bu okuma ve bu uygulama maalesef yapılmamıştır. Bundan dolayıdır ki ortaya çıkan “fıkıh” insanlara zulümden başka bir şey getirmemiştir. Daha sonra da bu fıkıh hukuk nitelemesiyle tarihin çöplüğüne bırakılmıştır.

 

Kamu hukuku dört tane suç tespiti yapılarak bunlara verilecek cezalarda önerilmiştir.

 

Bozgunculuk.

Adam Öldürmek,

Zina Yapmak,

Hırsızlık Yapmak

 

Bozgunculuk

Allah cc deyimi ile bozgunculuk adam öldürmekten daha kötüdür. “bozgunculuk” suçunu işleyeceklerin Müslüman olamayacaklarını maide 33 ayetten anlıyoruz. Bozgunculuğa verilecek cezalar maide 33 ve 34  de belirmiştir.

 

İnsanların yaşadıkları toprak parçası üzerinde kendilerine daha iyi hizmet ettirmek için kurdukları otorite karşı yapılacak eylemler otoritenin bozulmasıyla oluşacak kaos ortamında hak ve adaletin olmayacağı hasebiyle yaratıcı bozgunculuk yapmayı adam öldürmekten daha kötü addetmektedir.

 

İnsanoğlu kendi tecrübeleriyle oluşturdukları siyasi otorite kendilerine hizmet yerine zulüm ediyorsa o yerdeki otoriteyi elbirliği ile değiştirmek o insanların üzerine farz olur. Dikkat edildiğinde görülecek ki siyasi otoriteye baş kaldırışlarda kullanılan tüm figürler “diktatörya” üzerine kurulur. Bu sosyolojik bir gerçektir.

 

Halk huzur ve mutluluk içerisinde yaşıyorsa o ülkede otoriteye karşı girişilecek her eylemin karşılığı öldürülmeleri veya idam edilmeleri veya Ayaklarının ve Kollarının çaprazlama kesilmeleri veya sürgün edilmelerini önermektedir. Eğer tevbe eder Müslüman olurlarsa bu cezalar düşerler. Maide suresinin 33 ve 34 . Ayetleridir..

 

Bozgunculuk Hak Arama Değildir.

Bozgunculuk yakıp yıkmak, insanların ölmelerine sebep olmak, vatandaşların mağduriyetini artıracak işler yapmak, kamu ciddiyetini zaafa uğratacak işlerde bulunmak bozgunculuk demektir.

 

Hak arama ve kitlelerin hakkının yendiğini kitlelere ulaştırmak için toplantılar düzenlenir. Mitingler yapılır. Konferanslar düzenlenir. Vatandaşı zora sokmayacak alanlarda yürüyüşler tertiplenebilir. Bozgunculuk işlevi olabilecek tüm unsurlardan azami ölçülerde uzak durulur. Bunları yapmak her insanın asli görevleri arasında yer alır. Otorite bu insanlarla oturup görüşür ve o insanların istekleri tüm halkı ilgilendirecek istekler ise otorite bu istekleri bir paket haline halkın oyuna (referandum) sunar.

 

Medine de şekillenen modern devlet yönetimi ileriki safhalarda emir ve yasakların da gelmesiyle son şeklini almıştır. Vahyi dayanağı olan vahyin atmosferindeki sistemleri yönetenlerin halkına zulmetmekten uzak durmaları mecburidir.

 

Zeka enerjisi vicdan donatısını kullandığında meydana gelecek sistem otomatik olarak “vicdani” sistem olacaktır.

 

Statik olan Yazılı vahiy, rehberlik ederken sürekli inen vahiyde hayatın her evresinde olan hayatın içerisinde olan kainat vahyi takip edilecek ve ibretler alınacak olması içindir. Yazılı vahiy toplama ve birleştirme görevlerini yerine getiren ve imtihan kurallarından bahseden rehberdir. Kainattaki vahiy ise hayatın güncellenmesini gerektiren okumalarla olabilecektir.

Yağmur ayetini güneş ayetini bitki ayetini yazı kışı okuyamayanların hayatları DONAKLAŞACAK ve bir süre sonra devre dışı kalacaklardır.

 

Adam Öldürmek

Vahyi öngörüde adan öldürmek bozgunculuk sucundan hemen sonra gelmektedir. Önerdiği cezai müeyyide kısas veya diyettir. Allah cc tavsiyesi diyetten yanadır.

 

Zina Yapmak

Vahyi öğretide zina sucu adeta gizlenmeye çalışılan suçlardan gözükmektedir. Aileler bireylerden oluşmakta olduğu için Allah cc aile mefhumunu korumak için zinayı adeta görmezlikten gelin gibi bir tavır bir yöntem izlemektedir. Zina yapanları tespit için kullanılan kelime ilginçtir. Dört şahide zina olsa olsa şehir parkında olabilir. Zina sucu isnat etmenin cezası da zinaya verilen cezadır. Allah cc zina sucunu işleyenlere sembolik olarak şehir meydanında 100 kırbaç cezası önermiştir. Uygulamalarda evlendirme ve sürgün etme gibi cezaların da verildiği tarih içerisinde vuku olmuştur. Recm cezası diye bir ceza İslam lugatında bulunmamaktadır.

 

Yahudilerden gelme bir hurafedir Recm.. Kim Recm cezası uygularsa insan katletmiş olur.

 

Hırsızlık Yapmak

Allah cc hukukunda dördüncü suç olarak hırsızlık yapmayı görüyoruz. Bu suçların hepsi toplumun temelini ilgilendirmektedir. Bu suçların cezai müeyyideleri peşindir. Tarih içerisindeki meal anlamlandırmalarıyla hırsızlık yapanların kollarının veya ellerinin kesileceği anlatılmıştır. Oysa İslam lugatında böyle bir ceza yoktur. Vahyi öğretide ihtihad edilerek ortaya konulabilecek ceza ceza Rehabilitasyon merkezlerine alınarak hırsızlık yapmayacak şekilde eğitilerek etkisiz hale getirilmeleri olabilir. Bir Müslümanın nefsine uyarak hırsızlık yaptığını düşünün eli kolu kesilirse nasıl ibadet edecektir. Bu Müslüman ailesinin maişetini nasıl temin edecektir. İslam dinine ait böyle bir ceza yoktur.

 

2. Sünnet

Önce sünnet kelimesi üzerinde duralım.Lugat manası; "adet, takip edilen yol, tabiat" manalarına gelir. Araplar "Sünnet" kelimesini takip edilen uygulanan yol manasına kullanıyorlardı.

 

Sünneti daha geniş manada algılayabilmek için vahyin piratilize edilişini Hz. Muhammed’den ve dolayısıyla onun hayatından örnekleyerek dikkate almaya sünnet denilmektedir. Sünnet mecburiyeti olmayan örneklik demektir. Sünnet bir başka deyimle Hz. Muhammedin güncel sorunları çözmede kullandığı yöntemdir. Bu yöntem fıkıh adıyla süreklilik arz eder ancak konu edilen olaylar ve olaylara bakışlarda farklılık olabilir. Bu bağlamda sünneti o dönemin sorunlarına getirilen çözümler olarak görmek yerinde olandır. Sünnet tartışmalarının analitik çözümlemesi ancak böyle olur.

 

İslamın sistem araçları arasında gösterilen sünnet, Hz. Muhammed in insanlığa hediye ettiği modern devlet anlayışı ve vicdani yönetim biçimidir. Herkesin örnek alması gereken boyutu budur. 10 yıllık Medine devletinde hapishane yoktur. Hapse giren tek vatandaş yoktur. İnsanlar mükemmel bir hoşgörü içerisinde yönetildiklerini görmekteyiz. İnansın veya inanmasın tek kişiye zulmedilmemiştir.

 

And olsun! Allah ı ve ahireti uman ve Allah cc ı çokça zikredenler için Allah cc Resülün de en güzel örnek vardır. (Ahzap 21) Demektedir.

 

İşte Allah cc bize örnek olarak gösterdiği Hz. Muhammedi mücadele etmekte, dini Allah cc has tutarak hurafelerinden arındırmakta, davet sırasında gelen tepkilere karşı direnmekte gördüğümüz gibi devlet yönetimindeki organizesi ve hoşgörüsüdür. Özellikle İnsanları yönetme gibi niyeti olan herkesin örnek alacakları tek kişi Hz. Muhammed olmalıdır.

 

Medine de bozgunculuk çıkartarak ahidlerini bozan ve dış güçlerle birlikte hareket eden beni kureyza Yahudilerine karşı devletin tüm gücü kullanılarak etkisizleştirilmişlerdi.

 

Vahyin önerdiği 4 tane suçtan sadece bir tanesiyle karşı karşıya kalınmış ve onunda cevabı verilmiştir. Çünkü bozgunculuk savaş hukukuyla da alakalı bir boyuttadır.

 

Medine de adam öldürme suçundan kısas uygulanan tek kişi yoktur. Medine de zinadan dolayı kırbaçlanan kimse yoktur.

 

Medine de hırsızlıktan dolayı kolları hayatı kazanmaktan etkisizleştirilen tek kişi yoktur

İşte sünnet kelimesinden anlamamız gereken budur. Hz. Muhammedin devlet yönetimindeki uygulamaları bugün tüm dünyayı hayrete düşürmektedir.

 

Bizlerde Hz. Muhammedin uygulamalarını örnek alarak devleti yönetme işini gerçekleştirirsek işte o zaman tüm dünyada İslam dinine fevc fevc topluluklar halinde insanların koşacağını göreceğiz.

 

3. İcma-ı Ümmet

icma kelimesinin lûgat manası üzerinde duralım. İcma Arapça bir kelime olup; "azm, kasd ve ittifak"manalarına gelir.

 

İcma-i ümmet

Müşavere meclisi demektir. Vahyin atmosferinde gelişecek olan sistemde kur an ı kerime hakim belagatı çok iyi bilenlerle aralarında her bilim dalından alimlerin bulunduğu meclisin alacağı kararlardır.

 

İcma-i ümmet deyimi üzerinde biraz duralım.

Bugün ÜMMET kelimesi doğru kulvarda kullanılmamaktadır. Ümmet kelimesi sosyolojik birlikteliktir. Ümmet Sosyolojik birliktelik anlamına geldiği halde kavramlardaki erozyon ümmet kelimesini zamanla inanç ve iman birliği olarak anlayarak asli yörüngesinden çıkarmıştır.

 

Oysa Allah cc Ancak Müminler kardeştir diyerek ümmet ile müminleri iman edenleri ayırmıştır. Ümmet demek "kendin gibi düşünmeyen ve inanmayanların hakkını hukukunu kendi hakkın ve hukukun gibi görme" düşüncesidir. İcma ümmet bu bağlamda değerlendirilmelidir. Gündelik sorunların çözümü için karar veren mekanizma karar verirken tüm insanları eşit kabul etmelidir. İşte tarihimizde bunu görmekteyiz.

 

Ümmet için yapılacak icmalara (ittifak) fıkıh denmektedir. Bu icmalar müşavere sonucu elde edilen ittifaklar yukarıda bahsettiğimiz gibi vahyi atmosferde ve vicdanların kontrolünde olmak zorundadır. Aksi halde tarihte yaşandığı gibi halka insanlığa zulmeder hale gelirler. Rehberin öngörmediği bir fıkıh yani vicdanları rahatsız eden bir ictihad halkına zulmeden kişi ve topluluklar haline getirir.

 

Hayatın tüm yönleriyle ilgili yasaları koymadan önce müşavere edilerek ittifak edilir. İşte bu işlem vatandaşın hayatının ıkra ile yeni gelen kainat ayetlerinin okunmasıyla güncelleşmesi demektir.

İctihad etme durumundakiler üç kitabı da okumaları gerekli olanlardır. Kainat kitabını, İnsan kitabını ve Kuran kitabını.

 

TBMM veya müşavere meclisi her halükarda vahyi atmosferde ve vicdanların kontrolünde olmalıdır. Zaten kurgulanacak sistem kendi kendisini otomatikman düzenleyecek ve kontrol edecektir.

 

4. Kıyas-ı Fukaha

Kıyas; Arapça bir kelime olup "K-Y-S" kökünden (kâyese`nin) dili geçmiş masdarıdır. Lugatta "iki şeyi birbiri ile ölçmek, mukayese atmak ve iki şey arasındaki benzerlikleri tespit etmek " anlamına gelir.

 

Usulü fıkıhta "kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükmün; illet ve sebeplerini dikkate alarak, hakkında nass bulunmayan (fakat aynı illetlere sahip olan) meselenin hükmünü ortaya koymaya kıyas denilir"

 

“Onlara güven ve korkuyla, emniyet ve tehdit ile ilgili stratejik bir haber gelince bu bilgileri yayarlar. Halbuki bu tür bilgileri ilahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Resulüllah a ve kendi içlerinden olan ulül emirlere, savunma görevini yürüten yetkililere götürselerdi, bu bilgilerden sonuç çıkarma yeteneğinde olan uzmanlar, devleti, milleti, insanlığı ilgilendiren emniyetin ve tehdidin mahiyetini anlarlar, stratejik bir değerlendirme yaparlardı. Allah cc ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hepiniz şeytana ve şeytani güçlere uyardınız”. (Nisa 83)

 

TBMM veya Şura Meclisi bir konu hakkında yasa çıkartacağı zaman bunu mutlaka o konuyu bilenlere sormalıdırlar. Bilginlere, alimlere sormadan çıkartılacak yasalar vicdani sistemin denetim mekanizmaları tarafından yok sayılacaktır. Bundan dolayı her yasa ve kural o konudaki ilim sahiplerinin vereceği bilgilerle şekillenmelidir. Eğer daha önce bir konuyla ilgili karar verilmiş ise o karar iptal edilerek yeni içtihat yapılmalıdır. İçtihat yapılırken kıyaslama sistemi ile yapılana fakihlerin yani ince düşünenlerin kıyası denmektedir.

 

Şura meclisi yasa hazırlarken bu yasanın konusu hakkında gerek geçmişlerde ve gerekse şimdiki zamanda dünyanın başka yerindeki uygulama ve kararları incelemesine kıyas-ı fukaha denir. Yani ince düşünen şura meclisi üyeleri veya alimlerin koyacağı kuralın araştırılmasına verilen addır. Tüm bu yasak ve emirler Allah adına konulamaz ve kutsanamazlar. Allah cc önerdiği dört tane hukuk vardır. İnsanların fıkhederek, icma ederek kıyas yaparak geliştirdikleri kurallara fıkıh denir ki bu hiçbir zaman Allah cc atfedilemez. Bu yasak veya kurallar değişkendir değişken olmak zorundadır. Kurgulanacak sistemde meclis ihtisas komisyonları kurarak bu yasa ve kuralları ilmi değere taşır ve vicdanlara aykırılığını denetler.

 

5- İstislah:Lugat manası maslahat bulunan yönü almak, bir şeyin islâhını, düzeltilip iyi bir hale getirilmesini istemek manalarına gelir.

 

"Salaha" kökünden gelen maslahat; iyi olma, düzelme, elverişli bulunma manasınadır. Zıddı ise "Fesede" kökünden gelen mefsedettir.

 

Yasa koyucuların (fıkıh) geçmişte kullandıkları bu metotlar günümüzde de kullanılmalıdır.

 

6-Örf ve Adet:Lûgatta Örf kelimesi; ma`ruf ve irfan ile ilgili olup, "irfan ehlinin razı olduğu davranışlar" manasınadır.

 

İslam Bilgini Kurtubi: "-Selim akıl sahiplerinin razı olduğu ve insanları mutmain eden davranışlara örf denilir" tarifini yapmıştır.

 

Yaygın olan tarif şudur: "Vahyi atmosfere aykırı olmayan ve akl-ı selim sahibi kimselerin iyi ve hoş bulduğu davranışlara örf denilir."

 

Örf ve âdette dikkat edilecek husus "vahyen ve aklen iyi ve hoş" olmasıdır.

Allah cc ıkra hayatı oku derken işte insanların hayatlarının daha büyük ve daha kuşatıcı olduklarını söylemek istemektedir. Hayat okunacak, hayatın okunmasına insandan başlanacak, elde edilen bilgiler ikram olarak kabul edilecek ve duyurulacak bu bilgiler hayatın sahibiyle buluştuğunda ilim ve alim ortaya çıkacaktır.

 

İşte bu hayatta insanların kendilerinin geliştirdikleri örf ve adetler vahyin imtihan kurallarıyla ters düşmediği müddetçe geçerliliğini koruyacaklardır.

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız konu insanların hayatları boyunca süreklilik devam ettiren bir uygulamadır. Hiçbir adalet sistemi bu tür örfleri yasaklamaz ve hatta yasaklayamaz. Vahyi atmosferde yasaklanan örf yaratıcıya “şirk” koşma eylem ve söylemleridir. Bunu da kur an ı kerim yasakladığı için yasaklanır. Yoksa halkın örflerine kimse bir yasak getiremez. Örfler İlk insan topluluğundan beri gelen yaşamsal uygulamalardır.

 

7-İstihsan:

Lugatta "Bir şeyi iyi ve güzel görmek, tercih etmek" manalarına gelen "Husn" kökünden gelmektedir.

İmam-ı Serahsi istihsan`ın müsamaha ve ruhsat esasına dayandığını beyan etmiş ve "Kıyas-ı hoş" olarak isimlendirmiştir.

 

Resûl-i Ekrem (sav)`in: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin" dediği rivayet edilir.

 

Yukarıdaki tüm açıklamalara baktığımızda insanlığın huzuru için yaratıcı tüm imkanları insanın emrine sunmuştur.

 

Geçmişteki bu hatalardan dolayı bugün İslam dini yönetim alanından çekilmek zorunda kalmıştır. Yıkıldığımız yeri tamir ve tahkim ederek ayağa kalkmaktan başka çaremiz yoktur.

 

Fıkıh ile hukuk ayrılmış olsaydı hatalar İslam dinine mal edilmeyeceklerdi. İnsani olanla Allahtan olan ayrışmış olacaktı. Bugün insanlar Allah cc hukukunu aramaya çalışacaklardı.

 

Yeniden organize etmek zorunda olduğumuz Asr-ı saadet modeli olan Vicdani Sistemi bu sıkıntıları kaale alarak düzenlemeliyiz. Kadir süresinde Allah cc o gece melekler inerde iner diyerek her sene kainata yeni ayetler yeni vahiyler geldiğini söylemektedir. İşte bundan dolayıdır ki Şura meclisleri Muşavere heyetler, her yıl güncellemeler yaparak başka bir deyimle reformlar yaparak devam etmelidirler. Allah cc ın hukuku değişmeyendir. Ancak insani olan fıkıh değişmeli ve sürekli reforme edilmelidir.

 

İslam aleminin mutlaka bilmesi gereken gerçek şu ki ümmet olmak emir, devlet ise lütuftur. Ümmet olamayanların devlet isteme hakları yoktur. İlk olarak topluluklarla birlikteliğimizi kuracağız. Hılful-fudul gibi cemiyetlerde bir araya gelerek toplumsal birliktelik ümmet şuuru gelişecek sonrasında ise bizler hak ettiğimiz yere gelmiş olacağız. Bugün acaba nerelerdeyiz diye bir soru soracak olursak değil toplumsal birliktelik Müslümanlar kendi aralarında bir cemiyette bir araya gelememektedirler.

 

Allah cc siz kendinizdekini değiştirmezseniz ben sizin durumunuzu değiştirmem diyerek insanlığa bakışımızı değiştirmemiz gerektiğini bugünkü gibi bize telkin etmektedir. İnsanlık için hazırlana İslam hayat sistemini dar bir kesime hapsedenlerin Rad suresi 11 . ayetten almaları gereken dersi almadıklarını görmekteyiz.

 

Bugün Müslümanlar yeniden düşünmelidir.

Sadece Müslümanlara has değil tüm insanlığı kucaklayacak düşüncelere sahip olduklarında ümmet bilinci gelecek ve yaratıcı da bizim hakkımızdaki durum değişikliğini onaylayacaktır. Asl olan şey ümmet bilinci ile insanlığı kuşatabilmektir. Bunu başardığımızda Allah cc bize devlet olma lütfunu verecektir.

 

Geçmişte atalarımızın uyguladıkları sistem aslında modern devlet yönetim sisteminin kendisi idi. Ancak vahyi yozlaşma bu durumu dumura uğratarak buralara kadar gelmesine sebep olmuştur.

 

Müslümanlar hayatın tüm yönlerine muhatap olarak insanların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize olmak zorundadırlar.

 

Yönetim şekliyle başlayan ihtiyaçlar ekonomik sistem, çalışma hayatı, sosyal ve içtimaı hayat, askerlik ve savunma ve adalet gibi hayatın tüm yönlerindeki sıkıntılara çözümler üretmek ve dünyaya sistemlerini önermek zorundadırlar.

 

10 yıllık Medine devlet deneyiminde adalet gelir dağılımında sağlanarak adli yargıya iş düşmemiştir. Adli yargı da adalet sağlanmaz. Adli yargı sonuçtur. Hz. Muhammed gelir dağılımında adaleti sağlayarak sorunu tamamen çözdüğünden iletişim ulaşan her topluluk fevç fevç Medineye koşmaya başlamıştı.

 

Vahyin dinamikleri olan komşuluk vergisi “sadaka” fakirlik vergisi “zekat” savunma ve eğitim vergisi “infak” işletilerek Medine ve çevresinde geçim sıkıntısı çeken tek kişi kalmamıştı. Bugün bu vergilere otorite vergisi dediğimiz “servet” vergisi eklendiğinde dünyanın hiçbir yerinde geçim sıkıntısı çeken tek kişinin kalmayacağını görürüz. Vicdani sistemin ekonomik modelini bunlar oluşturmaktadır. İnsan odaklı sistem. Gelir vergisi sistemi kapitalizmin sömürü araçlarındandır.

 

Rabbimizde bu duyarlılıklar içerisinde hareket etmemizi dileyerek selam ve dua ile

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2481

YORUMLAR (1)

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM İNSAN NASIL İMAN ETTİM DEDİĞİ ZAMAN O İMANINI SALİH AMELE DÖNÜŞTÜRMEDEN HİÇ BİR ANLAM TAŞIMIYORSA İNANDIĞI DİNİN KURALLARINI GEREĞİ GİBİ YAŞAM HAYATINA KOYMADIKÇA BİR ANLAM TAŞIMAZ. DUA ;İSTEKLERİN VE ARZULARIN FİİLLE BUUŞMASSININ ADIDIR. FİİLE DÖNÜŞMEYEN BİR DUA İÇERİSİNDE SU BULUNMAYAN BOŞ BİR TESTİYE BENZER..29.07.2014 02:51

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.