Bugün: 19.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • VİCDANİ SİSTEMİN ARAÇLARI

VİCDANİ SİSTEMİN ARAÇLARI

Ümmet sosyolojik bir kavramdır. İnanan ve inanmayan herkesin hakkını eşit savunma ve koruma düşüncesinin adıdır ümmet. Ümmet olunmadan Devlet olunmaz.

VİCDANİ SİSTEMİN ARAÇLARI

 

İslam coğrafyası dünyaya ışık tutan bir zenginliğe sahiptir.

Yüzyıllar süren bir uygulama modern devlet geleneği batılıların devşirmelerinden sonra sona ermişse de hala daha bu gelenek etkileri tüm dünyada görülmektedir. Bugün dünyada gelişmiş devlet organizasyonlarının temeli Hz. Muhammedin Medine de kurduğu modern yönetim devrimidir. Hz. Muhammedin vefatından sonra bu gelenek gelişerek devam etmiştir. Ancak bu gelişim sürecinde Kur an ı kerimin rafa kaldırılmasıyla hurafelerin etkisinde kalınmış ve birçok noktada ifrat ve tefrit yaşanmıştır.

 

Dünyanın neresine giderseniz gidiniz

Bozgunculuk

Adam Öldürmek

Zina yapmak

Hırsızlık yapmak

Gibi temel suçlar kötü ve “suç” olarak algılanır. Bu vahiy kültürünün tüm dünyaya yansımasıdır. Veya vahiy kültürü islam kültürünün TEK doğru olduğunun bir çeşit tescilidir.

 

İfrat ve Tefritin yaşandığı İslam coğrafyasında “fıkhı” aslında tek doğru ve tek hayat nizamı olan düşüncenin yönetim anlayışı demektir.  FIKIH terimi ile insanların yönetime katkıları ve yönetimin içerisinde oldukları bir sistem var. Orta çağ karanlığından kurtulmak isteyen batı insanı kendisini kucaklayan bir İslamla karşılaştırılamadı. Din hayatın kendisi olduğuna göre hayatın da Rehberi Vahiy olmalıydı. Rehber olan ve Yazılı kaynaklarda “tek” kaynak olan Vahiy rafa kaldırılınca Müslümanlar hayatın gereği hurafelere sarıldılar. Müslümanların hayatına giren hurafeler  dünyaya açılmalarını engellemiş ve Avrupadaki papaz bilim insanlarının papazlar tarafından katledilmelerinin önüne geçilememiştir. Tüm bunlar yetmezmiş gibi halifelerin Allah cc adına görevli oldukları hurafesine dayanılarak getirilen emir ve yasaklar helal ve haram niteliğine büründürülmüştür. O dönemlerde başlayan yanlışlar günümüz Müslümanlarının köşeye sıkıştırılmasına sebep olmuştur. Köşeye sıkıştırılan kedi misali eline silah alan ben Mücahidim diyerek dağlara ve sokaklara bağdaş kurmuştur. Oysa Mücahit öldürmek için olan değil diriltmek için olandır. Müslümanın mücadelesi öldürmek için değil diriltmek için olmak zorundadır.

 

Din hayattır düşüncesi bozulmamış olsaydı veya hayatın (dinin) Rehberi vahiy olarak okunmuş ve alınmış olsaydı bugün yeryüzünde insanlığı katleden kapitalizm yerine vahyi atmosferdeki vicdani sistem uygulanmış olacaktı. Tüm dünyanın fevç fevç koşacakları sistem Hz. Muhammedin Medine de uyguladığı sistemdir. 


Konumuz itibariyle Hz. Muhammedin Medinede uyguladığı sistemin bileşenlerine değinerek konumuza devam edeceğiz.

 

Yönetim Araçları  “din” in kaynakları olarak insanların hayatlarına girmişlerdir. Oysa dinin kaynakları değil yönetimin araçlarıdır. İnsanlar kurdukları otoritelerle birbirlerini yönetirlerken kullandıkları araçlardır.


Resulüllahın uygulamasında ve sonradan gelen uygulamalarda cumhuriyet yönetimini  görmekteyiz. Şura meclisleri, müşavere heyetleri, âlimler şurası gibi hepsi yönetimde çoğulculuk ifade eden oluşumlardır. Cumhurun görüşü her zaman geçerli olan görüş olmuştur. Fıkıh demek eldeki doneleri insanların lehine yorumlamak demektir. O dönem eldeki doneler hadisi doneler olmuştur. Olması gereken vahiy raflara kaldırılmış ve o gün bugün ölülerimize okur hale gelmişiz. Hadisi doneler vahyin atmosferik ortam oluşturmaması nedeniyle vahyin yerine de kullanılmış.

 

1. Kitap

"Kitap" denildiğinde Kur`an-ı Kerim akla gelir

Din hayattır. Hayatın Rehberi Vahiydir. Vahiy, toplayıcı, birleştirici, özgürleştirici özelliklere sahiptir.

Dini hayatın kendisi olarak algılamak ve imtihan kurallarının yazıldığı rehberinde vahiy olduğunu bilmek meseleyi anlamak demektir. Kur an ı kerimin bir “anayasa” olarak algılanıp hedefinden çıkartılmaması gerekir. Kuran ı kerim anayasa değildir. Anayasalar kuşatıcı olmazlar. Anayasa insani bir kavramdır. Otoritelerin daha verimli işleyebilmeleri için toplumsal sözleşmelerin özetine “anayasa” denmektedir. Hz. Muhammedin Medinedeki  47 Maddelik (medine vesikası) adındaki sözleşme anayasa niteliğinde olabilir. Anayasalar yasalarla genişletilir. Yasalar yönetmeliklerle genişletilir. Yönetmelikler yöneticiler tarafından uygulama sırasında insanların lehine genişletilirler. Modern devlet yönetimleri bu şekilde olur. Günümüzde de yönetimler böyledir.


Yasa Yapmak

Şura meclisinin veya bugünkü deyimle yasa yapacak olan meclislerin yapacakları yasaların atmosferik olarak kur an ı kerimle çelişmemesine dikkat edilir.


Batıdaki otoritelerle Müslümanların otoriteleri arasındaki temel fark anayasa, yasa ve yönetmelik ve yöneticilerin yapacakları tüm işlemler Vicdanlara aykırı olamazlar. Yasalar vicdanları zedelemeyecek şekilde çıkartılır. Yasama buna dikkat ederken yürütme ve yargıda vicdanları zedeleyecek uygulama ve kararlardan imtina eder. İnsan temel faktördür. İnsanın özgürlüklerini kısacak veya insanın sosyal-psikolojisini etkileyebilecek tüm uygulamalar otomatikman yok sayılır. Batıdaki otoritelerde her şey kapital ile ölçülürken Müslümanlarda herşey tüm canlılarda aynı olan VİCDAN lardır.  Vahyin Rehberliğinde oluşturulan otorite vicdanları rencide edecek hiçbir iş yapamaz.

 

VİCDANİ SİSTEMİN “İslam hukuk” CMK olarak dört tanedir.

Bozgunculuk Yapmak

Adam Öldürmek

Zina Yapmak

Hırsızlık Yapmak

İslam CMK sı dörtten fazla değildir. Demek ki toplumların oluşturacakları otoritede cezai müeyyideli kurallara çok fazla gerek yoktur. Allah cc bunu dörtle sınırlamış ise buraya dikkat etmek lazımdır.

 

Hukuk kelimesi Arapça "hak" kökünden gelir ve hak kelimesinin çoğulu olarak bilinmektedir (galat-ı meşhur). Arapçda "hak" kelimesinin çoğulu "ah`kak"tır.


Türk Dil Kurumu`na göre hukuk kelimesi, "Toplumu düzenleyen ve devletin yaptırım gücünü belirleyen yasaların bütünüdür". Bu terim vahye aykırı bir terim olduğu gibi kullanım alanında zulmeden bir sistemden bahseden terimdir. Bu terim daha çok “din” nedirin karşılığı gibi durmaktadır.

 

Din nedir diye soracak olursak “hayatın tüm yönlerini kapsayan kanun ve kurallara din denmektedir”

 

İslam tarihinde Müslümanlar Allah cc kitabındaki cezai müeyyidelere “hukuk” derken kendilerinin yönetim sırasındaki yorumlarına da “fıkıh” demişlerdir. Bu yaptıkları tamamen doğru bir işlemdir.

 

Vahyi düzlemde modern bir devlet oluşturan Hz. Muhammedin Tüm mücadelesini insanlık için harcaması ancak kendinden sonra geleceklerin vahyi rafa kaldırmasıyla yönetim acziyetine düştükleri görmek üzüntü vermektedir. Çünkü vahiy insanlık için vardır. Vahiy insanın özgürlük alanını genişleten bir rehberdir.

 

İnsanlar İslam fıtratı üzere yaratılmışlardır. Yani din hayatın kendisidir. Dolayısıyla yönetim ve hukuk insanlığın malıdır. Hukuku fevrileştiremeyeceğiniz gibi hukuku bir kesime ait halede getiremezsiniz. Böyle yaptığınızda alan daralması olur ve bir süre sonrada sizin hukuk dediğiniz uygulamalar insanlık tarihinin çöplüğüne giderler. Tarih içerisindeki 4 maddelik hukuk ile binlerce fıkhı uygulama birleştirilerek “hukuk” haline getirilmiştir. Sıkıntıda buradan kaynaklanmaktadır. Sürekli değişken olan fıkıh ile değişmeyen olan hukuk birbirine karışmış ve bugün tarihin çöplüğüne bırakılmıştır.

 

İslam fıkıh uygulamalarına baktığımızda birçok konuda insanlığa zulmetmekten başka bir iş yapılmadığı görülmektedir. Vicdani hiçbir öğreti ve öğütün olmadığı bu sistemde vahyin de hiçbir öğretisi ve öğüdü yoktur. Oysa hukuk ile fıkıh ayrı tutulacak hukuk dogmatik olması hasebiyle Allah cc sünneti olarak süreklilik arz edecek ancak fıkıh sürekli güncellenerek değişecekti. Fıkıh hayatın okunmasıyla başlayan bir ameliyedir. Ikra emri ile Allah cc ın adıyla hayat okunmaya başlanılacak ilk okuma insandan başlayacaktır. Hayattaki ikramlar alınacak ve bu ikramlar kaydedilerek tüm insanlık için kullanılacaklardır. Bu şekilde hayattaki bilgiler hayatın sahibiyle buluşturulduğunda ilim ortaya çıkacaktır. Bunu yapanlar da “alim” bilenler sınıfına gireceklerdir. Tarih içerisinde bu okuma ve bu uygulama maalesef yapılmamıştır. Bundan dolayıdır ki ortaya çıkan “fıkıh” insanlara zulümden başka bir şey getirmemiştir. Daha sonra da bu fıkıh hukuk haline getirilerek tarihin çöplüğüne bırakılmıştır.

 

Vahyi düzlemdeki hukuk dört tane ile sınırlı tutularak bunlara verilecek cezalarda önerilmiştir.

 

Bozgunculuk ilk sırada yer almıştır.

Çünkü bozgunculuk adam öldürmekten daha kötüdür. Ayrıca dört suç içerisinde “bozgunculuk” sucunu işleyeceklerin Müslüman olamayacaklarını da önerdiği cezai müeyyidelerde belirtmiştir.

 

İnsanların yaşadıkları toprak parçası üzerinde kendilerine daha iyi hizmet ettirmek için kurdukları otorite karşı yapılacak eylemler otoritenin bozulmasıyla oluşacak kaos ortamında hak ve adaletin olmayacağı hasebiyle yaratıcı bozgunculuk yapmayı adam öldürmekten daha kötü addetmektedir.

 

İnsanoğlu kendi tecrübeleriyle oluşturdukları siyasi otorite kendilerine hizmet yerine zulüm ediyorsa o yerdeki otoriteyi elbirliği ile değiştirmek o insanların üzerine farz olur. Dikkat edildiğinde görülecek ki siyasi otoriteye başkaldırışlarda kullanılan tüm figürler “diktatörya” üzerine kurulur. Bu sosyolojik bir gerçektir.

 

Halk huzur ve mutluluk içerisinde yaşıyorsa o ülkede otoriteye karşı girişilecek her eylemin karşılığı öldürülmeleridir. Kur an ı kerim bunu bozgunculuk olarak alır ve karşılığında da öldürülmeleri veya idam edilmeleri veya Ayaklarının ve Kollarının çaprazlama kesilmeleri veya sürgün edilmelerini önermektedir. Eğer tevbe eder Müslüman olurlarsa bu cezalar düşerler. Maide suresinin 33 ve 34 . Ayetleridir..

 

Bozgunculuk Hak Arama Değildir.

Bozgunculuk yakıp yıkmak, insanların ölmelerine sebep olmak, vatandaşların mağduriyetini artıracak işler yapmak, kamu ciddiyetini zaafa uğratacak işlerde bulunmak bozgunculuk demektir.

 

Hak arama ve kitlelerin hakkının yendiğini kitlelere ulaştırmak için toplantılar düzenlenir. Mitingler yapılır. Konferanslar düzenlenir. Vatandaşı zora sokmayacak alanlarda yürüyüşler tertiplenebilir. Bozgunculuk işlevi olabilecek tüm unsurlardan azami ölçülerde uzak durulur. Bunları yapmak her insanın asli görevleri arasında yer alır. Otorite bu insanlarla oturup görüşür ve o insanların istekleri tüm halkı ilgilendirecek istekler ise otorite bu istekleri bir paket haline halkın oyuna (referandum) sunar.

 

Medine de şekillenen modern devlet yönetimi ileriki safhalarda emir ve yasakların da gelmesiyle son şeklini almıştır. Vahyi dayanağı olan vahyin atmosferindeki sistemleri yönetenlerin halkına zulmetmekten uzak durmaları mecburidir.

 

Yaratıcı tüm canlılara aynı ölçütlerde olan “vicdan” vermiştir. İnsanlar artı zeka donatısı de yüklenmiştir. Vicdan hayatı doğruya itekleyen lokomotif yönlendiricidir. Zeka enerjisi vicdan donatısını kullandığında meydana gelecek sistem otomatik olarak “vicdani sistem olacaktır.

 

Vicdani sistemde Yasama çıkartacağı tüm kanunlarda vicdani kontrole dikkat eder. Yürütme yaptığı yönetimlerde vicdani kontrole dikkat eder. Yargı vereceği tüm kararlarda vicdani kontrole dikkat eder. Vicdan tüm sistem üzerinde “otokontrol” vazifesi görür. İşte Hz. Muhammedin Medinedeki yönetimi böyle bir yönetimdi. Bugün itibariyle Anayasa Mahkemesi vahyi atmosferdeki vicdani sistemde “vicdan mahkemesi” olur.

 

Yazılı vahiy olduğu gibi sürekli inen vahiyde hayatın her evresinde olan hayatın içerisinde olan kainat vahyidir. Yazılı vahiy toplama ve birleştirme görevlerini yerine getiren ve imtihan kurallarından bahseden rehberdir. Kainattaki vahiy ise hayatın güncellenmesini gerektiren okumalarla olabilecektir. Yağmur ayetini güneş ayetini bitki ayetini yazı kışı okuyamayanların hayatları DONAKLAŞACAK ve bir süre sonra devre dışı kalacaklardır.

 

Adam Öldürmek

Vahyi öngörüde adan öldürmek bozgunculuk sucundan hemen sonra gelmektedir. Önerdiği cezai müeyyide kısas veya diyettir. Allah cc tavsiyesi diyetten yanadır.

 

Zina Yapmak

Vahyi öğretide zina sucu adeta gizlenmeye çalışılan suçlardan gözükmektedir. Aileler bireylerden oluşmakta olduğu için Allah cc aile mefhumunu korumak için zinayı adeta görmezlikten gelin gibi bir tavır bir yöntem izlemektedir. Zina yapanları tespit için kullanılan kelime ilginçtir. Dört şahide zina olsa olsa şehir parkında olabilir. Zina sucu isnat etmenin cezası da zinaya verilen cezadır. Allah cc zina sucunu işleyenlere sembolik olarak şehir meydanında 100 kırbaç cezası önermiştir. Uygulamalarda evlendirme ve sürgün etme gibi cezaların da verildiği tarih içerisinde vuku olmuştur. Recm cezası diye bir ceza İslam lugatında bulunmamaktadır. Yahudilerden gelme bir hurafedir Recm.. Kim Recm cezası uygularsa insanları katletmiş cezasına çarptırılır..

 

Hırsızlık Yapmak

Allah cc hukukunda dördüncü suç olarak hırsızlık yapmayı görüyoruz. Bu suçların hepsi toplumun temelini ilgilendirmektedir. Bu suçların cezai müeyyideleri peşindir. Tarih içerisindeki meal anlamlandırmalarıyla hırsızlık yapanların kollarının veya ellerinin kesileceği anlatılmıştır. Oysa İslam lugatında böyle bir ceza yoktur. Vahyi öğretide önerilen ceza Rehabilitasyon merkezlerine alınarak hırsızlık yapmayacak şekilde eğitilerek etkisiz hale getirilmeleridir. Bir Müslümanın nefsine uyarak hırsızlık yaptığını düşünün eli kolu kesilirse nasıl ibadet edecektir. Bu Müslüman ailesinin maişetini nasıl temin edecektir. Böyle bir ceza İslam dinine ait değildir.

 

2. Sünnet

Önce sünnet kelimesi üzerinde duralım.

Lugat manası; "adet, takip edilen yol, tabiat" manalarına gelir. Araplar "Sünnet" kelimesini takip edilen uygulanan yol manasına kullanıyorlardı.


Sünneti daha geniş manada algılayabilmek için vahyin piratilize edilişini Hz. Muhammed’den ve dolayısıyla onun hayatından örnekleyerek dikkate almaya sünnet diyoruz.

 

İslamın sistem araçları arasında gösterilen sünnet, Hz. Muhammed in insanlığa hediye ettiği modern devlet anlayışı ve vicdani yönetim biçimidir. Herkesin örnek alması gereken boyutu budur. 10 yıllık Medine devletinde hapishane yoktur. Hapse giren tek vatandaş yoktur. İnsanlar mükemmel bir hoşgörü içerisinde yönetildiklerini görmekteyiz. İnansın veya inanmasın tek kişiye zulmedilmemiştir.

 

And olsun! Allah ı ve ahireti uman ve Allah cc ı çokça zikredenler için Allah cc Resülün de en güzel örnek vardır. (Ahzap 21) Demektedir.

 

İşte Allah cc bize örnek olarak gösterdiği Hz. Muhammedi mücadele etmekte, dini Allah cc has tutarak hurafelerinden arındırmakta, davet sırasında gelen tepkilere karşı direnmekte gördüğümüz gibi devlet yönetimindeki organizesi ve hoşgörüsüdür. Özellikle İnsanları yönetme gibi niyeti olan herkesin örnek alacakları tek kişi Hz. Muhammed olmalıdır.

 

Medine de bozgunculuk çıkartarak ahidlerini bozan ve dış güçlerle birlikte hareket eden beni kureyza Yahudilerine karşı devletin tüm gücü kullanılarak etkisizleştirilmişlerdi.

 

Vahyin önerdiği 4 tane suçtan sadece bir tanesiyle karşı karşıya kalınmış ve onunda cevabı verilmiştir. Çünkü bozgunculuk savaş hukukuna ait bir suç ve cezalar da öyle verilmekteydi.

 

Medine de adam öldürme suçundan kısas uygulanan tek kişi yoktur.

Medine de zinadan dolayı kırbaçlanan kimse yoktur.

Medine de hırsızlıktan dolayı kolları hayatı kazanmaktan etkisizleştirilen tek kişi yoktur

İşte sünnet kelimesinden anlamamız gereken budur. Hz. Muhammedin devlet yönetimindeki uygulamaları bugün tüm dünyayı hayrete düşürmektedir.


Bizlerde Hz. Muhammedin uygulamalarını örnek alarak devleti yönetme işini gerçekleştirirsek işte o zaman tüm dünyada İslam dinine fevc fevc topluluklar halinde insanların koşacağını göreceğiz. Sarık, sakal, tuz ve tuvalete sol ayakla girmelerini sünnet olarak alanlar neden ev yaşantısını ve giyimini sünnet olarak almamaktadırlar. Fistan giysinle, hasırda yatsınlar, evlerinde çanak çömlek olmasın, koltuk kanepe olmasın. İşte bunlar sünnet değil. Sünnet yukarıda bahsedilenler olsa olacaktır.

 

3. İcma-ı Ümmet

icma kelimesinin lûgat manası üzerinde duralım. İcma Arapça bir kelime olup; "azm, kasd ve ittifak"manalarına gelir.

 

İcma-i ümmet

Müşavere meclisi demektir. Vahyin atmosferinde gelişecek olan sistemde kur an ı kerime hakim belagatı çok iyi bilenlerle aralarında her bilim dalından alimlerin bulunduğu meclisin alacağı kararlardır.

 

Bu konuda da bir daraltma söz konusudur. İcma-i ümmet için değil insanlık için olmalıydı. Ancak ümmet kelimesi bilinmiş olsaydı veya uygulamada ümmet farklılaştırılmamış olsaydı o zaman icma-i ümmet sorun oluşturmayacaktı. Ümmet kelimesi sosyolojik birlikteliktir. Sosyolojik birlikteliği zamanla inanç ve iman birliği olarak lanse etmiş ve geçek doğasından çıkarmış bulunmaktayız. Oysa Allah cc Ancak Müminler kardeştir diyerek ümmet ile müminleri iman edenleri ayırmıştır.

 

Ümmet için yapılacak icmalara (ittifak) fıkıh denmektedir. Bu icmalar bu müşavere sonucu elde edilen ittifaklar yukarıda bahsettiğimiz gibi vahyi atmosferde ve vicdanların kontrolünde olmak zorundadır.

 

Hayatın tüm yönleriyle ilgili yasaları koymadan önce müşavere edilerek ittifak edilir. İşte bu işlem vatandaşın hayatının ıkra ile yeni gelen kainat ayetlerinin okunmasıyla güncelleşmesi demektir.


TBMM veya müşavere meclisi her halükarda vahyi atmosferde ve vicdaniların kontrolünde olmalıdır. Zaten kurgulanacak sistem kendi kendisini otomatikman düzenleyecek ve kontrol edecektir.

 

4. Kıyas-ı Fukaha

Kıyas; Arapça bir kelime olup "K-Y-S" kökünden (kâyese`nin) dili geçmiş masdarıdır. Lugatta "iki şeyi birbiri ile ölçmek, mukayese atmak ve iki şey arasındaki benzerlikleri tespit etmek " anlamına gelir.

 

Usulü fıkıhta "kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükmün; illet ve sebeplerini dikkate alarak, hakkında nass bulunmayan (fakat aynı illetlere sahip olan) meselenin hükmünü ortaya koymaya kıyas denilir"

 

“Onlara güven ve korkuyla, emniyet ve tehdit ile ilgili stratejik bir haber gelince bu bilgileri yayarlar. Halbuki bu tür bilgileri ilahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Resulüllah a ve kendi içlerinden olan ulül emirlere, savunma görevini yürüten yetkililere götürselerdi, bu bilgilerden sonuç çıkarma yeteneğinde olan uzmanlar, devleti, milleti, insanlığı ilgilendiren emniyetin ve tehdidin mahiyetini anlarlar, stratejik bir değerlendirme yaparlardı. Allah cc ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hepiniz şeytana ve şeytani güçlere uyardınız”. (Nisa 83)

 

TBMM veya Şura Meclisi bir konu hakkında yasa çıkartacağı zaman bunu mutlaka o konuyu bilenlere sormalıdırlar. Bilginlere, alimlere sormadan çıkartılacak yasalar vicdani sistemin denetim mekanizmaları tarafından yok sayılacaktır. Bundan dolayı her yasa ve kural o konudaki ilim sahiplerinin vereceği bilgilerle şekillenmelidir. Eğer daha önce bir konuyla ilgili karar verilmiş ise o karar iptal edilerek yeni içtihat yapılmalıdır. İçtihat yapılırken kıyaslama sistemi ile yapılana fakihlerin yani ince düşünenlerin kıyası denmektedir.

 

Şura meclisi yasa hazırlarken bu yasanın konusu hakkında gerek geçmişlerde ve gerekse şimdiki zamanda dünyanın başka yerindeki uygulama ve kararları incelemesine kıyas-ı fukaha denir. Yani ince düşünen şura meclisi üyeleri veya alimlerin koyacağı kuralın araştırılmasına verilen addır. Tüm bu yasak ve emirler Allah adına konulamaz ve kutsanamazlar. Allah cc önerdiği dört tane hukuk vardır. İnsanların fıkhederek, icma ederek kıyas yaparak geliştirdikleri kurallara fıkıh denir ki bu hiçbir zaman Allah cc atfedilemez. Bu yasak veya kurallar değişkendir değişken olmak zorundadır. Kurgulanacak sistemde meclis ihtisas komisyonları kurarak bu yasa ve kuralları ilmi değere taşır ve vicdanlara aykırılığını denetler.

 

5- İstislah:

Lugat manası maslahat bulunan yönü almak, bir şeyin islâhını, düzeltilip iyi bir hale getirilmesini istemek manalarına gelir.

 

"Salaha" kökünden gelen maslahat; iyi olma, düzelme, elverişli bulunma manasınadır. Zıddı ise "Fesede" kökünden gelen mefsedettir.

 

Yasa koyucuların (fıkıh) geçmişte kullandıkları bu metotlar günümüzde de kullanılmalıdır.

 

6-Örf ve Adet:

Lûgatta Örf kelimesi; ma`ruf ve irfan ile ilgili olup, "irfan ehlinin razı olduğu davranışlar" manasınadır.

 

İslam Bilgini Kurtubi: "-Selim akıl sahiplerinin razı olduğu ve insanları mutmain eden davranışlara örf denilir" tarifini yapmıştır.

 

Yaygın olan tarif şudur: "Vahyi atmosfere aykırı olmayan ve akl-ı selim sahibi kimselerin iyi ve hoş bulduğu davranışlara örf denilir."

 

Örf ve âdette dikkat edilecek husus "vahyen ve aklen iyi ve hoş" olmasıdır.

Allah cc ıkra hayatı oku derken işte insanların hayatlarının daha büyük ve daha kuşatıcı olduklarını söylemek istemektedir. Hayat okunacak, hayatın okunmasına insandan başlanacak, elde edilen bilgiler ikram olarak kabul edilecek ve duyurulacak bu bilgiler hayatın sahibiyle buluştuğunda ilim ve alim ortaya çıkacaktır.

 

İşte bu hayatta insanların kendilerinin geliştirdikleri örf ve adetler vahyin imtihan kurallarıyla ters düşmediği müddetçe geçerliliğini koruyacaklardır.

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız konu insanların hayatları boyunca süreklilik devam ettiren bir uygulamadır. Hiçbir adalet sistemi bu tür örfleri yasaklamaz ve hatta yasaklayamaz. Vahyi atmosferde yasaklanan örf yaratıcıya “şirk” koşma eylem ve söylemleridir. Bunu da kur an ı kerim yasakladığı için yasaklanır. Yoksa halkın örflerine kimse bir yasak getiremez. Örfler İlk insan topluluğundan beri gelen yaşamsal uygulamalardır.

 

7-İstihsan:

 

Lugatta "Bir şeyi iyi ve güzel görmek, tercih etmek" manalarına gelen "Husn" kökünden gelmektedir.

 

İmam-ı Serahsi istihsan`ın müsamaha ve ruhsat esasına dayandığını beyan etmiş ve "Kıyas-ı hoş" olarak isimlendirmiştir.

 

Resûl-i Ekrem (sav)`in: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin" dediği rivayet edilir.

 

Yukarıdaki tüm açıklamalara baktığımızda insanlığın huzuru için yaratıcı tüm imkanları insanın emrine sunmuştur. Ancak tarih içerisinde yapılan küçük hatalar zamanla sıkıntı olmuş Halife veya emirler yeryüzünde Allah adına görev yaptıkları inancıyla Binbir türlü haramlar yasaklar getirilerek İslam adeta insanlığın hayatından düşürülmüştür.

 

Geçmişteki bu hatalardan dolayı bugün İslam dini yönetim alanından çekilmek zorunda kalmıştır. Yıkıldığımız yeri tamir ve tahkim ederek ayağa kalkmaktan başka çaremiz yoktur. İslam hukuku diyerek fıkhı da içine alan cehalet içerisindeki kimselerin İslam dinine yaptıkları zararı anlatmakla bitiremeyiz.

 

Fıkıh ile hukuk ayrılmış olsaydı hatalar İslam dinine mal edilmeyeceklerdi. İnsani olanla Allahtan olan ayrışmış olacaktı. Bugün insanlar Allah cc hukukunu aramaya çalışacaklardı.

 

Yeniden organize etmek zorunda olduğumuz Asr-ı saadet modeli olan Vicdani Sistemi bu sıkıntıları kaale alarak düzenlemeliyiz. Kadir süresinde Allah cc o gece melekler inerde iner diyerek her sene kainata yeni ayetler yeni vahiyler geldiğini söylemektedir. İşte bundan dolayıdır ki Şura meclisleri Muşavere heyetler, her yıl güncellemeler yaparak başka bir deyimle reformlar yaparak devam etmelidirler. Allah cc ın hukuku değişmeyendir. Ancak insani olan fıkıh değişmeli ve sürekli reforme edilmelidir.

 

İslam aleminin mutlaka bilmesi gereken gerçek şu ki ümmet olmak emir, devlet ise lütuftur. Ümmet olamayanların devlet isteme hakları yoktur. İlk olarak topluluklarla birlikteliğimizi kuracağız. Hılful-fudul gibi cemiyetlerde bir araya gelerek toplumsal birliktelik ümmet şuuru gelişecek sonrasında ise bizler hak ettiğimiz yere gelmiş olacağız. Bugün acaba nerelerdeyiz diye bir soru soracak olursak değil toplumsal birliktelik Müslümanlar kendi aralarında bir cemiyette bir araya gelememektedirler.

 

Allah cc siz kendinizdekini değiştirmezseniz ben sizin durumunuzu değiştirmem diyerek insanlığa bakışımızı değiştirmemiz gerektiğini bugünkü gibi bize telkin etmektedir. İnsanlık için hazırlana İslam hayat sistemini dar bir kesime hapsedenlerin Rad suresi 11 . ayetten almaları gereken dersi almadıklarını görmekteyiz.

 

Bugün Müslümanlar yeniden düşünmelidir.

 

Sadece Müslümanlara has değil tüm insanlığı kucaklayacak düşüncelere sahip olduklarında ümmet bilinci gelecek ve yaratıcı da bizim hakkımızdaki durum değişikliğini onaylayacaktır. Asl olan şey ümmet bilinci ile insanlığı kuşatabilmektir. Bunu başardığımızda Allah cc bize devlet olma lütfunu verecektir.

 

Geçmişte atalarımızın uyguladıkları sistem aslında modern devlet yönetim sisteminin kendisi idi. Ancak vahyi yozlaşma bu durumu dumura uğratarak buralara kadar gelmesine sebep olmuştur. Müslümanlar hayatın tüm yönlerine muhatap olarak insanların tüm ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde organize olmak zorundadırlar.


Yönetim şekliyle başlayan ihtiyaçlar ekonomik sistem, çalışma hayatı, sosyal ve içtimaı hayat, askerlik ve savunma ve adalet gibi hayatın tüm yönlerindeki sıkıntılara çözümler üretmek ve dünyaya sistemlerini önermek zorundadırlar.


10 yıllık Medine devlet deneyiminde adalet gelir dağılımında sağlanarak adli yargıya iş düşmemiştir. Adli yargı da adalet sağlanmaz. Adli yargı sonuçtur. Hz. Muhammed gelir dağılımında adaleti sağlayarak sorunu tamamen çözdüğünden iletişim ulaşan her topluluk fevç fevç  Medineye koşmaya başlamıştı.


Vahyin dinamikleri olan komşuluk vergisi “sadaka” fakirlik vergisi “zekat” savunma ve eğitim vergisi “infak” işletilerek Medine ve çevresinde geçim sıkıntısı çeken tek kişi kalmamıştı. Bugün bu vergilere otorite vergisi dediğimiz “servet” vergisi eklendiğinde dünyanın hiçbir yerinde geçim sıkıntısı çeken tek kişinin kalmayacağını görürüz. Vicdani sistemin ekonomik modelini bunlar oluşturmaktadır. İnsan odaklı sistem..

 

Rabbimizde bu duyarlılıklar içerisinde hareket etmemizi dileyerek selam ve dua ile

 

 

 

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 5541

YORUMLAR (1)

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM İNSAN NASIL İMAN ETTİM DEDİĞİ ZAMAN O İMANINI SALİH AMELE DÖNÜŞTÜRMEDEN HİÇ BİR ANLAM TAŞIMIYORSA İNANDIĞI DİNİN KURALLARINI GEREĞİ GİBİ YAŞAM HAYATINA KOYMADIKÇA BİR ANLAM TAŞIMAZ. DUA ;İSTEKLERİN VE ARZULARIN FİİLLE BUUŞMASSININ ADIDIR. FİİLE DÖNÜŞMEYEN BİR DUA İÇERİSİNDE SU BULUNMAYAN BOŞ BİR TESTİYE BENZER..29.07.2014 02:51

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.