Bugün: 22.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Toplumsal Yıkıntımız; Yalan!..

Toplumsal Yıkıntımız; Yalan!..

Baskı ve Şiddet Yalancılığı Doğuran Faktörlerdir

Bu makalemizde Baskı Şiddet ve Sonuçları olarak gördüğümüz Yalan ı inceleyerek toplumumuzun içerisine düştüğü bu hastalıktan kurtulmasına bir nebze olsun katkı sağlamayı hedefledik. Doğrular Allahtan yanlışlar bizdendir..

Baskı, en genel anlamda, bireylerin kişisel özgürlüklerini engelleyen, onları kendi iradeleri ve istekleri hilafına düşünmeye ve davranmaya itmeyi hedefleyen bir fiil ve suçtur.

Baskı, fiziksel şiddet içerebilir ya da içermeyebilir, ancak her durumda kişinin rızası dışında ve iradesini kırmak üzere ya da kırarak bir şeyi yapmaya veya yapamaya zorlanmasıdır. Bu noktada gücün ya da erkin keyfi olarak uygulanması ve olası bedensel acıların ya da başka tür kayıpların tehdit olarak kullanılması durumu söz konusudur.

Baskı, bu anlamda açık ya da gizli olarak şiddeti tetikleyen, hareket ettiren veya sebep olan bir etkendir denilebilir.

İtmek, vurmak, tekmelemek, yere yatırmak, sürüklemek, saçlarını yolmak, tehlikeli aletlerle vücuduna darp etmek, falakaya yatırmak, temel insani ihtiyaçlardan men etmek gibi fiziksel şiddetin öncesinde sözlü taciz veya sözlü baskı yapılmaktadır.

Tüm bunlar kişilerden olmayacak bir şeyi arzu etmek veya yapmalarını istemek için baş vurulan yöntemlerdir.

Toplumumuz özellikle her tür ikili ilişkilerde, ailede, okullarda, sokaklarda, işyerlerinde ve devletin güvenlik ile ilgili birimlerinde daha düne kadar sosyolojik ve psikolojik baskıyla birlikte fiziksel şiddetinde uygulandığı toplumsal olarak zihnimizde yer etmiş bir trajediydi.

İnsan hak ve özgürlüklerini etki altında bırakmak için ilk olarak psikolojik baskı uygulanmakta sonrasında ise sosyolojik (sözlü) baskı altına alınmakta. Tüm bunlara göz yumulduğunda ise değişik şekillerde fili olarak baskı şiddete dönüştürülmektedir. Örneğin bir kamu görevlisini önce psikolojik sonra sosyolojik baskı altına almak ve bununla yetinmeyip iş yerini değiştirmek filli şiddet demektir. Tıpkı aile ebeveynlerinin çocuklarına uyguladıkları anlamsız yasaklar veya oda hapisleri gibi.

Baskı ve şiddet, belirli bir amaçla kişileri belirli şekillerde ve genelliklede kendi çıkarları ya da istekleri aleyhine hareket etmeye ikna etmek ya da iradesini kırmak üzere yapılan uygulamaların birbirini tamamlayan iki ayrı parçasıdır. Şiddet açık bir fiziki hal aldığında bedene yönelirken, senin kafanı kıracağım, seni geberteceğim. Senin ellerini kollarını kıracağım diyerek yapılan baskılar açık şiddetin habercisidir.

Baskının her türlüsü yaratılanın yaratılana köleliği içindir.
Böylelikle baskı uygulaması insan vicdanını ve bilincini örselemekte, iradesini kırmakta ya da zayıflatmakta ve kişinin kendisine rağmen davranmasına ya da kendisine davranılmasına razı olmasına sebep olmaktadır. Yaratanın yaratılana kulluğu yasaklaması insanların özgürlük alanının yaratana ait olmasına hiç bir kimsenin bir başkasına baskı ve şiddet uygulamasının kabul edilmeyeceği anlamına gelmektedir.

Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun; bu, Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış) tır. Allah`a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.MAİDE 8

İnsan olarak bir başkasına uygulayacağımız baskı ve şiddetin aynısının bizlere veya çocuklarımıza döneceğini bilmeliyiz. Bir kişiye veya bir topluluğa olan düşmanlığımız veya kinimiz bizleri o topluma veya o kişilere baskı uygulamaya veya şiddete sevk etmemelidir.

Yalanın Kaynağı Ailelerdir
Ailelerin çocuklarına uyguladıkları baskı ve netice de sözlü ve fiiili şiddet yalancılığı tetiklemekte ve tek çıkar yol haline getirmektedir. Örneğin aile içerisinde bir çocuğun yapabileceği yanlış bir iş veya harekete karşılık sözlü veya fiili şiddetle karşılık verilmesi bir sonraki suç sayılabilecek olayın vuku bulmasında o çocuğun sarılacak/sığınacağı tek şey yalan olacaktır.

Ailelerin kurulmasında sağlık taramasının eksik olduğunu düşünüyoruz. Evlenecek bireylerin aile yükünü taşıyabilecek durumda olup olmadıkları çapraz sorularla tespit edildikten sonra sıkıntı görülen bireylerde bir kaç aylık terapiden sonra evliliklerine izin verilmelidir. Çocuğu doğurmak oldukça kolay iştir. Önemli olan doğurduğunuz çocuğu yetiştirmektir. Aile bakanlığının hapis cezalarını artırma girişiminin yanlışlığını haykırırken olması gerekenin aile eğitimi olduğunu söylemekteyiz.

Aileler devlet demektir
Aile devletini yönetemeyenlerin devletlerini yıkmaları kaçınılmaz sonuçtur. Aile bakanlığının kadın hakları adıyla kadına pozitif ayrımcılığa gitmesi ve kadına şiddete ağır hapis cezaları verilmesine ön ayak olması aile kurumunun yıkılmasına zemin hazırlamış ve boşanmalar % 50 sınırına yaklaşmışlardır. Sırf boşanmalara baktığımızda bile aile bakanlığının yönteminin yanlışlığını anlamış oluruz. TÜİK Boşanmalardaki Türkiye yüzdesini vermeyerek durumu gizleme cihetine gitse bile herkesin bildiği gerçekler ki boşanmaların oranı her geçen gün artmaktadır. Ailelerdeki sorunların çok sebepleri mevcuttur.

Boşanmayı tetikleyen başlıca nedenler
a-Ekonomik nedenler
b-Fiziksel nedenler (evlilikte fiziksel ilişkilerdeki sorunlar)
c-Psikolojik nedenler (ekonomik ve fiziksel nedenlere bağlı psikolojik sorunlar)

Aile kurumunun normal normlarda olmamasının başlıca sebepleri bunlardır. Bu sebeplere çare üretmek devleti yönetenlerin görevleri arasındadır. Aile kurumunu ayağa kaldıracak tahkim edecek hiç bir çalışması olmayan devlet ortaya çıkacak neticelere ağır hapis cezaları vererek halletmeyi düşündüğünden boşanmalar patlamış ve geleceğimiz felakete doğru sürüklenmiştir. Doktorun hastaya yanlış teşhis koyarak tedavi etmesi gibi bir durumla karşı karşıya kalınmıştır.

Biyografik yapının bozulması sosyal psikolojimizin bozulmasına sebep olacaktır. Olmayan eğitim sistemiyle yıktığımız hayaller birgün bu topluma şiddet olarak geri dönecektir. Boşanmalar neticesinde psikolojileri bozulan gençliğimiz yarın kötü geleceğinin habercisidir. Kısacası kurmayı düşündüğümüz yeni Türkiye çökmüştür.

Ailelerdeki Baskı ve Şiddet Yalancılığın Sebebidir
Eğitim sisteminin doğru insan yetiştirememesinden kaynaklanan sıkıntılar özellikle sahipsi gelenekten gelen aileleri perişan etmektedir. Çocuklarımıza sahip çıkalım derken çocuklarımızı yalancılığa ittiğimizin farkında olmalıyız.

Oysa yaşadığımız çağ iletişim çağıdır. Normalde 30-35 yaşlarında bilebileceğimiz bilgilere ulaşma yaşı 7-8-9 lara kadar indiği bir ortamda çocuklarımızı sokaklardaki kötülüklerden korumak bahanesiyle baskı altına almak adeta her yediği yemeği her bastığı yeri bilmeye çalışmak baskı unsuru olmakla birlikte çocukların yalan makinesine dönüşmelerine de sebep olmaktadır. Belediyelerin tüm sosyal aktiviteleri gelir maksatlı yapmasından sonra gençlerimizle ilgilenecek ortamlar ortadan kaybolmuş azı hariç gençliğimiz sokakların kötülüklerine emanet edilmiştir. Anne ve babaların orantısız baskısı çocukların adeta hürriyetlerini kısıtlamaya yönelik tavırları gençlerimizin kötülüklerin odağı halindeki yerlere itilmesine sebep olmaktadır. Her çocuğun 15 yaşına kadar aileye bağlılığı % 80-90 dolayında olur. Ancak 15 yaşında sonra % 50 ye 16 yaşında % 40 a 17 yaşında % 30 a 18 yaşında %20 ye kadar düşen aileye bağlılığı sosyolojik bir gereksinimdir. 15 yaşına kadar çocuklarınızla karşılıklı güven ortamını kurmuş iseniz 15 yaşından sonra çocuklarınızdan korkmayınız.

Gençliğin verdiği delikanlılık süreçlerine özgü bir takım eylemlerle karşılaşmamız doğaldır. Bu süreçte gençlerimize daha fazla güven empoze etmeye çalışmalıyız. Hata yapmasak bile ben çocuğuma güveniyorum benim yüzümü kara çıkartmaz sözü çocuklarımızın en büyük koruyanı kollayanı olacağını bilmeliyiz. Ebeveynler kendileri genç olmamış gibi hareket ederek çocuklarının adeta dizlerinin dibinde durmalarını istemeleri kopuşların başlamasına sebeptir. Her baskı beraberinde birden fazla yalanı getirecektir. Çocuğumuz yalancılığa alıştığında artık tüm güven dağları çökmüş aslında herşeyimiz bitmiş demektir. Bugün Türkiye toplumu bunu yaşamaktadır. Gençlerimiz adeta yalan makinesine dönüşmüş yalan hayatlarının belirleyenleri olmuştur.

 

“Gerçeği sürekli ters yüz eden, günaha düşkün olan herkesin vay haline”. (45/7)

“Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık” (68/10


Kur an ı kerimde yalanın gerçekleri tersyüz ettiği ve günah olduğu anlatılmaktadır.

“Fitne adam öldürmekten daha büyük bir günahtır”. BAKARA 217


Yalan üretmek gerçeği tersyüz etmek fitne olarak alınmış ve büyük günahlar arasında zikredilmiştir.

Baskı ve Şiddet Türkçe’de birçok farklı anlamlara gelmekle birlikte, bir istismar biçimi olarak, temel hak ve özgürlükleri kısıtlayarak, kişileri zor altında bulundurma ve aleyhlerine zorlama durumu şeklinde tanımlanmakta, özgürlüğü engellemek ya da kısıtlamak olarak değerlendirmesi gerekmektedir. Bir kişiyi zor kullanarak bir şey yapmaya ve yapmamaya zorlamak, iradesi hilafına hareket etmesine sebep olmak olarak tanımlanabilir. Bu anlamıyla baskı, zorlamak ile aynı anlamda ele alınmaktadır. Birine bir seyi yaptırmak için zor kullanmak, kişiyi bir şey yapmaya zorlamak istemediği işi yapmasını istemek anlamında kullanılmaktadır.

Devletlerin polis ve askeriye gibi kurumlarında şiddet ve baskı uygulaması sıklıkla gündeme gelen insan hak ihlallerinin başında yer alan uygulamalardandır. Her yıl dünyanın her yerinde, resmi ya da gayri resmi baskılara maruz kalan insanların yüzlerce vakıa kayıt altına alınmaktadır.

Genelde aile olsun, okul, kışla ya da karakol olsun ya da her tür insan ilişkilenme biçimlerinde olsun, bir istismar biçimi olarak baskı uygulaması, otoriteye ve güce sahip konumda olanların kendilerine tabi olanlara ya da olduklarını düşündüklerine ya da olmalarını istediklerine bu amaçla uyguladıkları bir tür şiddet biçimi olarak gündeme gelmektedir. Bu uygulamanın gündeme gelmesinde menfaat odaklı sebeplerin olduğu bir vakıadır. Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, işçiler, siyasal muhalifler, farklı etnik kimlikler ya da cinsel kimlikler açık ve gizli olarak şiddete ve baskıya da maruz kalmakta ve yalanı tercih etmektedirler. Adalet mekanizmamız yalan üzerine kurulmuştur. Doğru söyleyene ceza veren adalet sistemi insan fıtratına aykırıdır. Doğruyu söyleyeni yedi köyden kovarlar deyimi adeta kamunun prensipleri arasında yeralmıştır. Oysa doğruyu söyleyen doğru söylediği için cezalandırılması yerine mükafatlandırılması gerekmektedir ki toplumun hayatın derin delhizler oluşmasın.


Kişisel baskı, ekonomik baskı, askeri baskı, siyasal baskı, toplumsal baskı vb. türünde baskı biçimleri gündelik yaşamlarımızın adeta gazgeçilmezleri arasındadır. Bu durum birey ve insan gruplarına yansıması yalan ve güvensizlik olarak gerçekleşmektedir.

Ne Yapılmalıdır
İşe eğitimden başlanılmalıdır. Aile eğitimi okul eğitiminin önünde tutularak evlenecek gençlere 6 aylık evlenme ve aile kursları mecburi hale getirilmelidir. Aile nedir çocuk nasıl yetiştirilir kanıksal aile değil bilge aile modelinin tercih edilmesi istenir. Evleneceklerde sorun varsa sorunların halledilmesine çalışılır. Evliliklerde fiziksel ve psikolojik destekler yasal hale getirilmelidir. Evli çiftler ilk günlerinden itibaren belirli zamanlarda sosyal psikolojik ve fiziksel bilgilendirme kurslarına alınmalıdır. Aileyi kurtardığınızda toplumu kurtarmış olursunuz.

Okul Eğitimi
İlkokullardan başlamak suretiyle üniversite hatta lisans eğitimine kadar tüm zamanlarda “Davranış Bilimleri” dersi (eski adıyla adabı muaşeret) konulmalıdır. son yıllarda belirlenmek istenen eğitim politikaları daha da geliştirilerek insan merkezli hale getirilmelidir. yüksek öğretim bir birine yakın bölümleri birleştirerek fonksiyonel öğretmenliğe geçilmeli ve öğretmenlerin eğitimine önem verilmelidir.

Siyası ve Toplumsal Eğitim
Baskı ve şiddete karşı toplumsal savaş başlatılmalıdır. Politikacı gazeteci ve yazarlara bu mesleklere başlamadan önce 6 aylık kurs mecburiyeti getirilerek hakaret dilini kullanmanın toplumsal zararları anlatılmalıdır.

Hakaret dilini kullanan politikacının politika yapmaması, gazetecinin gazetecilik yapmaması, yazar çizerlerin yazarlık çizerlik yapmaması müeyyideli yasaklı hale getirilmelidir.

Yaşadığımız toplumun güzelleşmesini istiyorsak elimizi taşın altına koymalıyız..Vesselam..

 

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1450

YORUMLAR (1)

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM İNSAN NASIL İMAN ETTİM DEDİĞİ ZAMAN O İMANINI SALİH AMELE DÖNÜŞTÜRMEDEN HİÇ BİR ANLAM TAŞIMIYORSA İNANDIĞI DİNİN KURALLARINI GEREĞİ GİBİ YAŞAM HAYATINA KOYMADIKÇA BİR ANLAM TAŞIMAZ. DUA ;İSTEKLERİN VE ARZULARIN FİİLLE BUUŞMASSININ ADIDIR. FİİLE DÖNÜŞMEYEN BİR DUA İÇERİSİNDE SU BULUNMAYAN BOŞ BİR TESTİYE BENZER..29.07.2014 02:51

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.