Bugün: 22.04.2018

SÜRGÜNDEKİ GENÇLİK

Yazı Dizisi-2-

Ergen ve Gergin

Ergenlere nasıl davranılması gerektiği, öteden beri bütün anne ve babaların kafalarında yer eden bir sorundur. Bir başka yaygın ifade biçimiyle “gençleri anlamak”  veya “gençleri anlamamak” dedelerimiz zamanında bir problemdi, babalarımız zamanında da problemdi, şimdi de problem. Ergen olmak da zor, ergen ana-babası olmak da. Bu zorlukları kolaylaştırmak için bu konudaki bilgilere sahip olmak lazım.

 

Her Ergen Yeni Bir Erişkindir.

Psikolojik açıdan ergenlik çağı, çocukluk döneminde temel elemanları belirlenmiş olan kişiliğin, toplumda bir birey olarak, nasıl bir rolle, nasıl bir şekilde var olacağının belirlendiği, yani gencin erişkin bir insan olarak toplumda kendi adına var olmaya hazırlandığı bir dönemdir. İyi bir toplum iyi eğitilmiş ergenlerle oluşacaktır. Bugün gençlerimizde ve toplumumuzda sorunlar varsa bunun sebebi ergenlik döneminin değerlendirilememesidir.

 

Çocukken her şeyi ailesinden bekleyen, sürekli desteğe muhtaç olan insanın, kendi ayakları üstünde durup kendi yolunu çizebilmesi için de, böyle zorlu bir değişim dönemi geçirmesi kaçınılmazdır. Zahmetsiz rahmet olmaz. Yeni ve kendinden öncekileri aşmış bir bireyin meydana atılması zamanıdır artık.  Her anne ve baba çocuklarının kendilerinden daha iyi olmasını isterler, bu hem sosyolojik hem de psikolojik bir istektir. Sorun kendinden daha iyi olma isteğinin nasıl olacağı sorunudur.

 

Buraya çok dikkat etmemiz gerekir. Eğer çocuk anne-babanın dizinin dibinde, aynı yolda, onların izinde yürürse, ancak onlar kadar iyi olabilir; onları aşamaz ki”. Onları aşabilmesi, kısmen de olsa onlardan ayrımlaşması, yeni şeyler denemesi ile mümkündür. Bu da gösterir ki, gencin kendine has bir yol çizmesi, şikâyet edilecek bir konu olmadığı gibi takdir edilecek bir husustur. İşte ergenlik çağı problemlerinin belki de en önemli püf noktası burasıdır.

 

Ebeveyn, çocuğunun hâlâ o eski uslu, ana kuzusu halinin devamını isterse, değişime karşı direnirse, çocuklarının kendilerinden daha üstün daha iyi derecelerde olamayacaklarını anlamaları gerekmektedir. Ergenlik yaşı bazen yirmili yaşlara kadar gecikir. Çocuklarının kendilerini aşmasını istememek sosyolojik bir hata ve suç işliyoruz demektir.

 

Çocuklarının kendisini aşmasını istemeyenler 25-30 yaşına gelmiş hala daha dizinizin dibinde oturan çocuklarının olduğunu göreceklerdir. Çocuklarınızın sizden daha üst sevilere yükselmesini istiyorsanız onlara güvenin ve onların arkadaş ortamlarını siz hazırlayın.

 

Bugün dünya genelinde üniversite gençliği sorunlarında, en haylaz, en sorumsuz ve en uç yaşam tarzlarında dolaşan ülkelerden biri biziz. Oysa aynı gençleri ilkokul, hatta lise yıllarında bile hayli uslu, efendi, terbiyeli çocuklar olarak görmekteyiz.

 

Sebep nedir? Normalde ergenlik döneminde yaşanması gereken değişimler, farklı arayışlar, çoğu aile tarafından zorla baskılandığı için, birikmiş olan dürtü ve hevesler, üniversitedeki özgürlükle birlikte aniden ve dengesiz biçimde patlayabiliyor. O yaşa kadar “uslu çocuk” konumunda yaşatılan gençler, yaydan boşanırcasına diğer uca, haylazlık, serserilik, sorumsuzluk sıçrayabiliyorlar. Bu yaşlarda ki dengesiz durumlarla karşılaşmak istemiyorsak ergenlik dönemindeki değişimleri zorla engellemeye çalışmak yerine, anlamaya ve doğru yönlendirmeye çalışmalıyız. Unutmamalıyız ki inanç ve örfümüze uygun olmayan hareketlerin ebeveyn baskısından sonra başladığının bilinmesidir. Oysa ergenlik başlangıcı ile eğitime tabi tutulacak olan genç ebeveyn olsun ya da olmasın kendisinin özgür bir vatandaş olduğunu ancak inançlarına ve örfüne göre hareket etmesi gerektiğini de bilecektir.

 

Ergenle Bağınız

Canlılar âleminde ebeveyn-çocuk ilişkisinin ölüme dek devam ettiği tek canlı, insandır. Zira insan, yaradılış itibariyle diğer varlıklardan ayrıdır, her zaman, her yaşta şefkate muhtaçtır. Düşünün, altmış yaşında bile olsa bir insan, seksen yaşındaki ebeveyninin kendisini okşamasından, sevmesinden dolayı duyguları kabarır ve haz duyar. İnsan hiçbir zaman, ebeveyni ile bağlarını koparmak istemez. Genç ne kadar kızsa, hatta küçümsese bile, ebeveyninden tamamen kopmak istemez. Bu yaradılışın bir gizemidir.

 

Aile yapımız genelde çocuklara baktığımız yeri gösterir

 

 “Ya benim dediğim gibi olursun, ya da defolur gidersin.”

 

Biz babalar ve anneler eğer üçüncü yolu çocuklarımıza açabilirsek o zaman mutlu aile ve mutlu birey olmanın mutluluğunu yaşamış oluruz. Üçüncü yol ise çocuklarla sağlıklı ilişkiler kurabilmek ve bir dereceye kadar onlarla arkadaşlık yapabilmek yoludur. Hiçbir inanç sistemi çocukları evden kovmak gibi bayağı düşüncelerden oluşmaz. Hele İslam dini asla ve asla çocukların evden uzaklaştırılmasına müsaade etmez.

 

Disiplinli Olmak

Anne-baba otoritesi olmalıdır tabii ki. Ancak bu otorite gençlerin özgürlüğünü kısıtlayıcı olmamalıdır. Gençlere daha fazla özgürlük ve daha fazla söz hakkı verilmelidir. Ancak bütün bunları yaparken bir disiplin içerisinde olunması şarttır. Eğer ergenle ilişkilerde bir disiplin bağı olmazsa o zaman kantarın topu bir tarafa fazla ağır basabilir. Ya anne ve baba baskıcı bir hale gelir veya ergen çocuk ipleri ele geçirdim havasıyla kurgulanmak istenen düzeni bozar. Dikkat edilmesi gereken tek şey başıboşluk olmamasıdır. Ebeveynlerin çocuklarına hissettirecekleri disiplinin çocuklar için olduğudur.

 

Anne-baba, görevini yapacak ve evde geçerli olan kuralları koyacaktır mutlaka. Mademki genç hâlâ kendi başına yaşayacak imkânlara sahip değildir, ebeveyninin desteğine bir ölçüde muhtaçtır, o desteğin karşılığında kendisinden bazı beklentiler olması da tabiidir. Ama bu kuralları koyarken de gencin fikirlerini almak ve onun da onayı ile kuralları netleştirmek daha doğru olur. Kendisinin de fikrinin alındığı kurallara uymak, zorla dayatılmış kuralları uygulamaktan daha hoş ve daha uygulanırdır.

 

Ergenin Değişimi

Ergenlik dönemindeki bu köklü değişimler, ilk etapta çocuğun vücudundaki hormonsal değişikliklerle başlar. 11-12 yaş civarında çocuğun vücudunda, hormon salgılarında yenilikler, farklılaşmalar oldukça, bu değişimler bir dizi fiziksel dönüşümü ve beyindeki davranış merkezlerini de etkileyerek köklü bir başkalaşmaya yol açarlar. Bunların ayrıntısına girmek istemiyorum. Ancak unutulmaması gereken şudur ki, bu değişimler anne-babadan önce, gencin kendisini huzursuz eder. Vücudundaki, özellikle de hislerindeki değişim, ilk önce genci tedirgin eder. “Bana ne oluyor?” der ergen; şaşırır. Bu değişimlerle kendi kendine baş etmek ister ve pek de hevesle yardım istemez. Hem onun bu gururunu anlayışla karşılamak ve hem de ona rehberlik yapmak, gereğinde aydınlatmak, ebeveynin dikkat etmesi gereken hassas bir dengedir. Toplumumuzda ergenlik konusunda bir sürü hurafeler mevcuttur Bu hurafeleri ergenlerin aşamayacağı setler oluşturmuşlardır. Hâlbuki ergenlik hali “fıtrat” gereğidir

 

Gerçek Kulvarda Olmak

Ergenliğe kadar çocuk kendini güçsüz, yardıma muhtaç olarak kabul eder ve anne-babasını kendisini koruyan güçlü varlıklar olarak görür. “Benim babam senin babanı döver.” “Benim annem dünyanın en iyi annesidir” gibi. Ama ergenlik döneminde bu abartılı makamlar geri alınır. “Ben güçlüyüm, her şeyi biliyorum, yardıma muhtaç değilim”  “anne ben hala çocuk muyum” gibi kendi benliğinin artık oluştuğu hissine varır. Çocukluk döneminin olağan üstü kahramanları olan anne ve baba artık normal bir konuma gelir.  Ergen eğer bu dönemler de anne ve baba ile duygu bağlarını kuramazsa onların fikirlerini eskimiş bulur, tavsiyelerine tepki gösterir. Hatta bazen sırf onlara karşı çıkmış olmak için karşı çıkar. Sanki anne-babasını reddedercesine kendi yolunu çizmeye çalışır. Eğer ebeveynler bu tip tavırları kendi kişiliklerine karşı bir saldırı gibi algılar ve aşırı tepki verirlerse olacak olan bellidir. Anlamıştım zaten senin adam olamayacağını, bir kazmaya sap bile olmaz senden, gibi veya senin kafanın çalışmadığını zaten biliyordum gibi serzenişler ergenlerde oldukça iyi değerlendirilerek anne ve babadan soğuma ve uzaklaşma sürecini başlatır.

 

Bunun yerine;

“ben de senin zamanında babam için böyle şeyler düşünürdüm, seni anlıyorum, zamanla değişir bu fikrin” bu dönemde böyle şeyler olur. Zamanla meseleyi aşarsın gibi safları gülümseyerek söyleyip geçmelidir.

 

Düşünce ve Önerilere Açık Olmak

Anne ve Baba iyi bir örnek veya iyi bir düşünme tarzı sergileyemezse genç, kendisine dış dünyadan taklit edilecek “mükemmel” örnekler bulur. Bu bir öğretmen de olabilir, bir sporcu veya bir siyasetçi olabilir ve hatta toplumun “diğer” leri dedikleri tiplerden de olabilir. Ergen onlarla özdeşim kurar, yani onlara benzemeye çalışır. Ayrıca kendine bir amaç, bir varoluş hedefi bulmaya çalışır. Eğer biz ebeveynler çocuklarımıza düşünsel bir ortam hazırlayamazsak, çocuklarımızın bizim düşündüğümüz gibi düşünmelerini isteme hakkına sahip değiliz. Tüm seçimlerin ve etkileşimlerin yapıldığı dönem ise bu dönemdir. Meslek seçimi de bu noktada devreye girer. Dikkat edin, çoğumuz kendimizi neredeyse sadece mesleğimizle tarif ediyoruz. Hâl böyleyken, meslek seçiminin 18 yaşına ertelenmesi, kişilik gelişiminin gecikmesine yol açar. Gelişmiş ülkelerde erken yaşlarda meslek seçiminin teşvik edilmesi ve eğitimin ilkokuldan itibaren branşlaşması, boşa değildir.

 

Ergenlikle başlayan seçimlerin meslek seçimi ile devam ettiği ve meslek seçiminin ergen üzerinde oldukça fazla etkili olduğu bilinmelidir. Üniversitede okuduğu halde, hâlâ “ileride ne olacağına” karar verememiş birçok genç var. Bu belirsizlik gencin yolunu çizememesine ve kişiliğinin oturmamasına yol açmaktadır. O yüzden bu dönemlerde (en geç 12 yaşında) gencin meslek seçimini yapmasında çok fayda vardır. Onunla bu konularda sohbet etmek ve kabiliyetlerine göre (ama zorlamadan, sadece tavsiyelerle) yönlendirmek çok faydalı olacaktır. 15 ila 19 yaş arasında gencin yapacağı çalışmalarla hayatını şekillendireceğini bilmesi gerekir. Bu sorumluluk ailede olduğu kadarda devlet otoritesinde de olmalıdır.

 

Bugün gençlerimiz üzerinde bir düşünecek olursak başta içki ve zina olmak üzere toplumsal kötülük unsurlarının etkileşim sürecinin ergenlik dönemi olduğunu görürüz. Ergenlik döneminde boşlukta olan gencin daha sonraki dönemlerde toplumsal kötülüklerden hemen hemen hepsine uğrama durumu mevcuttur. İyi bir ebeveyn ergen ilişkisinin olduğu ailelerde çocukların toplumsal suçlara bulaşmadığı ve ileri derecede eğitim alma veya ileri derece meslek sahibi olma gibi arzuların oluştuğu tespit edilmiştir. Bu tespitlerde de anlaşıldığı gibi ergenlik dönemindeki çocuklarımızla o dönemin gerektiği şekilde Anlayışla karşılayarak nelerin iyi nelerinde kötü olduğunu tartışma fırsatı yakalamış oluruz.

 

Anne ve baba sigara içiyorsa çocuklarına sigaranın zararlı olduğunu anlatma fırsatı yakaladıkları tek dönem ergenlik dönemidir. Zamanında ebeveynleri tarafından uyarılmadığını izah ederek bu kötü alışkanlığa yakalandığını rahatlıkla anlatarak sigara gibi alışkanlığın çocuklarında “kötü” alışkanlık olarak algılanmasına sebep olunmalıdır.

 

Yapılan araştırmalarda evden kaçan çocuklar başta olmak üzere içki, kumar, fuhuş ve bozgunculuk yapan çocuklarda anne baba ilişkilerinin hemen hemen hiç olmadığı saptanmıştır. Oysa ergenlik döneminde anne baba ilişkisi ve ergenliğin ne demek olduğu ergenlik döneminin genci iyi bir vatandaş olmak için hazırladığı dönem olduğu anlatılmalıydı.

Her türlü iyi ve kötü işlerin başlangıç noktası yaş olarak 11 ila 5 arasıdır. Çocuklarında aynı oranda ailelerine en çok bağlılık gösterdikleri yaşlar bu yaşlardır.

 

Ergene Güvenin

Bu dönemde bir diğer anahtar kavram sorumluluktur. Ergenin, kendi davranışlarından daha çok sorumlu olması gerektiği hatırlatılmalıdır.  Bizde yine çok tartışmalı bir konudur bu. Sanki çocuklarımız aptal ve beceriksizmiş gibi, yapacakları her şeye karışmak, ona basit bir harçlık konusunda bile inisiyatif vermemek, odasına varıncaya kadar her şeyine müdahale etmek gibi “kötü” alışkanlıklarımızdan vazgeçmeliyiz. Peki, bu şartlarda çocuğun yetenekleri, iradesi, planlama kabiliyeti nasıl gelişecek ki? Lafa gelince övdüğümüz gençlere, odalarının düzeni konusunda bile özerklik vermezsek, genç kendine nasıl güvenecektir? Burada dikkat edilmesi gereken şey ise ergen gençlere yaklaşımda paylaşımcı olabilmektir. Odasının yerleştirilmesi noktasında gençlere tavsiyelerde bulunmak ayrı, benim dediğim olacak demek ayrı bir şeydir. Bu mesafeyi iyi ayarlayabilmek lazımdır. Bazen onun düzenlemiş olduğu şekil işimize gelmezse bile, bazen masraflı olsa bile, bazen de çok kötü görünüşlü olsa bile bizlere düşen sadece ve sadece önerilerimizi söylemektir. Ergen genç anne ve babasının bu hoş görüsünü boşa çıkartacak bir iş yapmayacağını ve anne ve babasının önerisini değerlendireceğini unutmamalıyız. Görünürde basit ama çok etkili tedbirlerden birisi budur.

 

Mesela: Odasına karışmayın, orası onun özerk sahası olsun. Düzeni, temizliği bile onun sorumluluğunda olsun. Herhalde orayı çöplüğe çevirecek değil? Ya da mesela giyim-kuşam vs. için ona ayırdığınız parayı, belirli bir haftalık olarak kendisine vermek ve kendi bütçesini yapmasını istemek de güzel bir yöntemdir. Bazı ev işlerinin telefon, elektrik ve benzeri faturalarını ödeme işini ergen yaşlardaki çocuklara yaptırmak onlara öz güven verecektir.

 

Anne ve baba arasındaki ilişki ailenin temel taşıdır. Eğer, ebeveynler kendi ilişkilerinde sıkıntılar yaşıyorlarsa, bu sıkıntıların ailenin diğer fertlerine yansıması kaçınılmazdır. Anne ve baba, çocukları ile olan ilişkilerine olduğu kadar, birbirleri ile olan ilişkilerine de dikkat etmelidirler. Eğer anne, babayı aşağılıyorsa veya baba, anneyi ciddiye almıyorsa çocuklar eşlerin birbirine saygı göstermesi konusunda ne öğrenebilir ki

 

Zaten bir çocuğun psikolojik sorunları olduğunda daima aile incelenir. Çocuk uzaydan gelmediğine göre, sorunları da ailedeki sorunların bir yansımasıdır tabii ki. Psikolojik sorunlu çocukların aileleri ile daha fazla ilgilenilmelidir. Zira problemin kaynağı daima anne-babadır. Ergenlerde azda olsa değişiklik arzeder. Ama bunun sebebi, artık gencin de kendini fark etme ve değiştirme yeteneğine sahip olmasıdır, sorunların esas kaynağının aile olmaması değil.


Kısaca, iyi bir genç yetiştirebilmek için, önce ailenin çekirdeğinin, yani anne-baba ilişkisinin sağlam olması gerekir.

Devam edecek...

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2345

YORUMLAR (1)

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM İNSAN NASIL İMAN ETTİM DEDİĞİ ZAMAN O İMANINI SALİH AMELE DÖNÜŞTÜRMEDEN HİÇ BİR ANLAM TAŞIMIYORSA İNANDIĞI DİNİN KURALLARINI GEREĞİ GİBİ YAŞAM HAYATINA KOYMADIKÇA BİR ANLAM TAŞIMAZ. DUA ;İSTEKLERİN VE ARZULARIN FİİLLE BUUŞMASSININ ADIDIR. FİİLE DÖNÜŞMEYEN BİR DUA İÇERİSİNDE SU BULUNMAYAN BOŞ BİR TESTİYE BENZER..29.07.2014 02:51

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.