Bugün: 18.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ak-Parti Kurumsallaşarak Halkın Partisi Olmalı

Ak-Parti Kurumsallaşarak Halkın Partisi Olmalı

Ankara Aklını Başına Al..

Ak-Parti kurulduğu günden beri Sayın Erdoğanın iç ve dış sömürü odaklarına karşı duruşu ile bugünlere gelen bir parti oldu. İçeride halkın ekonomik olarak tamamen rahatlaması için yapılan bir çalışma yok. Geldiğimiz nokta da halkımız patlama derecesine yaklaşmıştır. 2002 de 10 yaşında olan çocuk bugün 25 yaşında ve ne iş garantisi ve nede evlenme ve aile kurma gibi toplumsal varlık alanında bir umudu var.

Bu noktada Sayın Erdoğanın samimiyetinden değil de beceriksizliğinden kaynaklanan bir rpoblem le karşı karşıyayız. Sayın Erdoğan bize yardımcı olun diye feryad ederken yardımcı olabilecek kanalların kapalı olduğundan haberi yoktur. Toplumumuzda yaşanyan Müslüman kesimin devlet yönetimi diye bir derdi olmadığı için bu noktada Müslüman nasıl devlet yönetire kafa yormalarına gerek olmamıştır.

Birkaç yıl öncesine kadar adeta ilah gibi değerlendirilerek Pensilvanyadaki şahsın ayaklarına kapanarak siyaset yapan Ak-Partililer pensilvanya ile araları açılınca başka şahısların ayaklarına kapanarak siyaset yapma geleneğinden vazgeçebilmiş değillerdir. Bakan koltuğunda oturan bir şahıs şeyh koltuğunda i,lahlaştırılan bir şahsin önüne diz çökerek poz vermekten çekinmemiştir.

2002 den önce sürekli eleştirdiğimiz kurban derilerinin Türkhava kurumuna gitmesi olayını bugün arar hale gelmiş durumdayız. Geçtiğimiz kurban da deriler bir başka post üzerinde oturan tarikata hibe edilmişlerdir.

Ak-Parti artık kurumsallaşan bir parti olmalıdır.

Tekkelerden ve orada putlaştırılan kişilerden medet uman bir parti değilde sürekli reform yaparak halkın tamamına hizmet eden bir parti olmalıdır. Buradan samimi söylüyorum; 2011 seçimlerindeki gibi ipi sapı kopuk bir vekil listesi çıkması halinde Ak-Parti hedeflerinin çok çok gerisinde kalacaktır. Şeyhlerden medet uman değil bilimsel çalışmalar yaparak halkına hizmet eden ve halkından oy isteyen bir parti heline gelmelidir. Tekke ve zaviye partisinden halkın partisi konumuna gelmeli ki halkımız güven duyarak oylarını çekinmeden verebilsinler.

Aday adaylarına baktığımız zaman 6 binin üzerinde bir müracaat görmekteyiz. Eğer genel merkez bu rakam içerisinden halkın istediği adayları bulamaz da 2011 listesi gibi bir liste ile halkın huzuruna çıkacak olurlarsa 7 Haziranı beklemeye gerek yoktur Hükumet bohçalarını toplamaya başlasın demektir.

Eğer Ankara halkın nasıl adaylar istediğini bilemiyorsa bir örnek olabilmesi için kendilerini birisini gösterebiliriz. Mustafa Şentop gibi yüzlerce adayın müracaat ettiğini biliyoruz. Halkımız onun, bunun, şunun adamı yerine halkın adamlarını beklemektedir.

Pensilvanya örneği gibi şeyhleri,n dizlerinin dibine oturarak onlardan medet uman kişilerin geldikleri yerlere geri gönderilmeleri gerekmektedir. Hükumetin başarı grafiği oldukça düşüktür. Yeni adaylar bulundukları illeri uçurmaya yönelik projeleri olanların tercih edilmeleri şart hale gelmiştir. 2011 seçimlerinden 2015 e baktığımız zaman çok sayıda vilayet tek hizmet dahi almamıştır. Örnek olarak çok iyi bildiğim iki vilayeti verebilirim. Zonguldak ve Yalova bu iki, vilayet geriye doğru gitmektedir. Yalova körfez köprüsünden sonra cazibe merkezi haline gelmesine rağmen modern hizmet verebilecek bir lokantası dahi yoktur. Yalova dan Armutluya gitmek neredeyse imkansız gibidir. Üç dört tane üniversitesinin olması gerektiği halde tek üniversiteyi bile yerleştirmekten aciz durumdadır.

Başta Ak-Partili belediyeler olmak üzere hiç bir belediyenin Yalovayı dünyaya entegre edecek projeleri veyatırımları yoktur.

Zonguldakta TTK yi yönetmekten aciz bir iktidar mevcuttur. Sayın bakanın çevresindeki kömür ithalatçıları sürekli olarak bakan beye TTK yi kapat kurtul telkinlerinde bulunmaktadır. Zarar etmek TTK nın kaderi değildir. TTK bilerek zarar ettirlen bir kurumdur.

Ak-Parti bir köyü yönetir gibi ülke yönetmiştir.

Patatesin fiyatından haberi olmayan bir gıda bakanı mevcuttur. Aynı bakanın yardımcıları yeni bakanlık koltuğuna oturduğundan aynı sistemlerin devam edeceği anlamı çıkacaktır ki ülkem insanına yazık olacaktır. Kuru fasulyeyi 7 TL den Barbunya Fasulyeyi 10 Tlden yediğimiz bu günleri arar hale geleceğiz demektir.

Bir ülkeyi çökertmek istiyorsanız o ülkede iki bakanlığı “müstemleke” hale getirdiğiniz de o ülke er yada geç çökmeye mahkumdur. Bu bakanlıklar enerji bakanlığı ile Tarım ve hayvancılık bakanlığıdır. Tarım ve hayvancılığımız ABD nin müstemlekesindeki haline 1993 den beri devam etmektedir. Etin kilosu ABD de 7 TL iken ABD nin politikalarını uygulayan ülkemizde 30 TL civarındadır. Bakınız marketlerde kaç yıldır “bamya” konservesi bulunmamaktadır. Ülkemizde bamya yetişmiyor mu? Sadece Amasya yöresinin bamyası Türkiyeye yetecek kadar bereketlidir. İşte bu bakanlık müstemleke bakanlığı olarak çalışırsa o zaman o ülkede gıda üzerine herşey hergün zamlanacak demektir. İthalat çözüm değildir. Tereyağının kilosu iki yıl önce 9-10 TL iken bugün 20-30 TL arasında değişmektedir. Bir kilo hayvansal peynir 20 TL civarında seyretmektedir. Gıda da marketler hergün etiket değiştirmektedirler.

12 yıldır koltuğunu koruyan bakanlar mevcuttur. Böyle bir şey ancak ve ancak monarşilerde olur.

13 yıl boyunca hükumet sosyal projeler üretememiş veya ürettirememiştir. Irak ve Suriye örnekleriyle ülkeyi yönetmek ne kadar realist olur ki. Halkı istikrarı korumazsanız Irak ve Suriye gibi oluruz diyerek yönetmek yerine projeler üreterek iç ve dış düşmanları ekarte etmek ve halkın teveccühünü kazanmak gerektiğini görmek ve anlamak lazımdır.

Bir toplumu fıtrata göre yeniden düzenleme hükumetlerin asli görevlerinden olmalıdır.

-Siyaset ve Otorite

-Eğitim ve öğretim

-Çalışma hayatı

-Savunma ve Askerlik sistemi

-Ekonomik ve sosyal sistem konularında bilim adamlarını çalıştırmak ve sistem üretmelerine katkı sağlamak hükumetlerin görevleridir.

Bir toplumun can damarı “gelir dağılımı adaletini sağlamaktır”

Gelir dağılımında adaleti sağlayan toplumlarda halkın sokaklarda hükumet aleyhinde eylemler yerine teşekkür mitingleri gösterileri olur. Gelir dağılımı adaleti sağlanan ülkelerde suç işleme oranı düşeceğinden adli yargıya iş düşmez ve adli yargı hak ölçütlerinde kararlar verir. Gelir dağılımı adaletinin sağlandığı ülkelerde gençlerin gelecek korkuları olmaz ve o ülkelerde nüfus artışı hızla yükselir.

Bu konularda çaplı projeler üretilir ve bu projeler ışığından yasal düzenlemeler yapılır.

Çok sayıda Profesörü olan ülkenin hala daha bu tür sorunları olması herhalde halkın sucu değildir. Bunları organize edecek olan hükumetlerdir.

İki kurumun içine düştüğü durumdan bahsederek makalemi bitirmek istiyorum.

1- Diyanet İşleri Başkanlığı

Başkanlık bugün 120 bin kişilik kadrosuyla hazineye yılda 6 milyar TL dolayında yük yüklemiştir. Toplumsal hiç bir projesi yoktur. Tarikatların çevreleyerek adeta cirit attıkları bir kurum halinde hazineyi kemiren bir yapıya sahiptir. Hurafeleri insanlara din olarak anlatmak temel işleri arasındadır. Kurulduğu günden beri insanlara, içki içmeyin, kumar oynamayın, fuhuşa yaklaşmayın telkinlerinde bulunan bir kurumun bu telkinlerini tersinden anlayarak yapmayın dedikleri çok yüksek oranlarda artmıştır. Bir tarikatın şarlatanı “Diyanet bizim arka bahçemizdir” diyebilmekte ve bu şarlatan da hükumete karşı paralel çete ile ortaklık yapabilmektedir. Irak ve Suriyedeki olayları okumaktan aciz olan bu kurum hala daha bu topluma mezhepleri bulunmaz bir nimet olarak sunmaya çalışmaktadır. O kadar hantal bir yapısı var ki bu kurumun camilerin kapısında dilencilik yapan para toplama sistemlerini bile modernize edememişlerdir. Bugün Müslümanların içine düştüğü durumu algılamaktan uzak olan bu kurum Kur an ı kerimi 100 kişilik bir akademisyen çalışmasıyla yeniden sadeleştirmeyi bile akletmekten aciz durumdadır. Meallerimiz halen 1200 yıl öncesinin algılama diliyle basılmaktadır. Oysa tüm bilim dallarından enaz 100 kişilik bir heyetle birkaç yıl içerisinde hurafelerden arındırılmış bir tefsir çalışmasıyla Dünya Müslümanlarına mesafe aldırılabilir. Tarikatların arka bahçesi olan kurumun yaptığı hadisleri tahriç çalışması tarikatlar tarafından sümen altı edilmiş ve halkın istifadesine sunulamamıştır. Oysa tüm camilerin kürsülerinde bu çalışma etkin olmalıydı. Bu durumla Türkiyenin mesafe alması düşünülemez. Camiler halka açılmalıdır. İmamlık sistemi kaldırılarak camilerin bakımını üstlenecek ve ezanları okuyacak müezzin-kayyım uygulamasına geçilmelidir. Diyanet işleri başkanlığı camiler ve mescidler genel müdürlüğüne dönüştürülmeli veya kainat kitabı, İnsan Kitabı ve Kuran kitabına bağlı ayetlerin ışığında çalışacak şekilde özerkleştirilmelidir.

2- TSK

Bugün TSK perişan haldedir. Çok kimsenin bilmediği büyük bir kriz dondurulmuştur. 1 milyona yakın kişi ya asker kaçağı veya beka`yadır. Reformize edilemeyen kurumda gençlerimiz subay ve astsubaylara kölelik yapmak istememektedir. Hükumet askeri takibi kaldırarak krizi dondurmayı tercih etmiştir. Askerilik sistemi yeniden revize edilmeli ve şehirlerdeki birliklerin tamamı şehirlerden uzaklaştırılmalıdır. TSK nın hantal yapısı değiştirilmeli ve vurucu gücü artırılmalıdır. Türkiyenin en fazla 20 yerinde askeri birlikler konuşlandırılarak hazineye olan maddi baskısı ortadan kaldırılmalıdır. 650 bin civarındaki tüketen personelden üreten bir yapıya geçilmelidir. Askerlik süresi 3 aya indirilmeli ve her ile bir eğitim alayı kurularak her ilin askerlik çağına gelenleri bu eğitim alaylarında eğitimlerini almalı. Eğitim alayları valiliklerin kontrolünde olmalı ve bu eğitim alaylarında eğitimlerini tamamlayanlardan sürekli askerlik yapacakların (profesyonel) TSK ya devredilmeleri sağlanmalıdır. 3 aylık askerliğe tüm vatandaşların katılması sağlanmalıdır. Hasta ve engellilerde bu eğitime tabi tutulmalıdır. Bu 3 aylık eğitim silah eğitimi yerine hayatın ve fıtratın eğitimine dönüştürülmelidir. Böylece TSK sızmalardan kurtulmuş olacak ve profesyonel bir yapıya kavuşarak vurucu güç haline gelecektir. Üç aylık eğitim toplumsal barışın işlendiği bir okul durumuna gelecek ve bunun etkileri toplumun her alanında kendisini gösterecektir.

Ankara bu gerçekler ışığında çözüm üretebilecek vekil listeleri yapmalı ve vakit geçirmeden toplumsal sorunlara çözüm üretecek projelerin hazırlattırılmasına başlanmalıdır. Türkiyeyi büyütecek halkı göğüsleyecek başak bir parti ufukta gözükmemekle beraber eğer Ankara gereğini yapmaz ve iktidarı kaybederse Ülkemizi bekleyen felaketleri düşünmek bile istemem.. Halkımızın çok büyük bölümü gerçeklere göre değil iş ve aşa göre oy kullanmaktadır. Bugün toplumun geçim sıkıntısı mevcuttur. Emekli perişandır. Taşeron işçileri perişan etmiştir. Asgari ücretli ölme kalma mücadelesi vermektedir. Hükumet hala daha kapitalizme ve kapitalizmin sömürü çarkı olan Demokrasiye güven tazelemeyi ummaktadır. Ankara aklını başına toplayamazsa halk aklettirmeyi bilir..Vesselam

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 2326

YORUMLAR (1)

TEŞEKKÜRLER KARDEŞİM İNSAN NASIL İMAN ETTİM DEDİĞİ ZAMAN O İMANINI SALİH AMELE DÖNÜŞTÜRMEDEN HİÇ BİR ANLAM TAŞIMIYORSA İNANDIĞI DİNİN KURALLARINI GEREĞİ GİBİ YAŞAM HAYATINA KOYMADIKÇA BİR ANLAM TAŞIMAZ. DUA ;İSTEKLERİN VE ARZULARIN FİİLLE BUUŞMASSININ ADIDIR. FİİLE DÖNÜŞMEYEN BİR DUA İÇERİSİNDE SU BULUNMAYAN BOŞ BİR TESTİYE BENZER..29.07.2014 02:51

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.