Bugün: 22.07.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • "Ya Vahşi Kapitalizm Ya Vicdanı Sistem"

"Ya Vahşi Kapitalizm Ya Vicdanı Sistem"

www.hakimiyethaber.com

"Ya Vahşi Kapitalizm Ya Vicdanı Sistem"

"""""""""""""""Tercih Sizin""""""""""""""""

Hz. Muhammedin Yönetimi ve Medine Bileşenleri
İnsanlar yeryüzünde bulundukları bölgelerde bir araya gelerek otoriteler oluşturarak yaşamak zorundadırlar. Bu otoritelerin amacı o bölgedeki zenginliklerin eşit paylaşımını sağlamak ve insanların birbirlerine zulmetmesini engellemek içindir. Allah cc Kur an ı kerimde oluşturulan otoriteleri hikmet kavramı ile desteklemiştir.


Hikmet kavramı hayatın en önemli konumu olarak değerlendirmiştir.


Hükmetmek, hâkim olmak, hikmetli olmak, yönetmek, düzeltmek amacıyla men etmek, dönmek ve sağlam yapmak anlamındaki "h-k-m" kökünden türeyen hikmet kavramı terim olarak; adalet, ilim, amel, nübüvvet, Kur`ân, Allah`a itaat, dinî anlayış, Allah korkusu, akıl, söz ve işte isabet, hakkı bilme ve hayır işlemek demektir. Bu bağlamda hikmet vahyedilen bir emirdir. Yani insanlar sosyal işlerini yönetmeleri için otoriteleşmeleri vahyedilendir. Kitabı ve Hikmeti verdik diyerek Allah cc insanların yönetimlerini nasıl yapacakları ana ilkeleriyle yine kur an ı kerimde anlatılmaktadır.

Bugün Hikmet kavramı gibi DİN Kavramı da erezyona uğrayarak asli yörüngesinin dışına çıkmıştır.” Tüm canlıların hayatlarına egemen olan evrensel sistemde DİN (İslam) denir.

Bu duygu ve düşünceler ışığında oluşturulmayan otoriteler İnsanoğluna sömürü, kan, gözyaşı ve zulüm olarak dönecektir.

İnsanı Yaratan Allah cc İnsanın ne şekilde hangi ölçeklerde bir sistem uygulamaları gerektiği İnsanı kodlayarak aslında gerçekleştirmiştir. Allah cc yeryüzündeki tüm canlılara “vicdan” denilen içgüdü kodlaması yapmıştır. İnsana diğer canlılardan farklı olarak Zeka kodlaması yapılarak eşyanın kullanılabilmesi yetki ve yeteneğini vermiştir. Allah cc yarattığı bu din/hayat bu sistem (islam)e girişte sistemin sabhibine teşekkür ederek (besmele) Yaratan Rabbinin Adıyla Oku.. başlanılmasını istemiştir.

Sosyolojik birlikteliğin olmazsa olmazı ÜMMET Düşünce sistemidir.


Ümmet; kendi ırkından, kendi nesebinden, kendi örfünden, kendi kültüründen, kendi inancından olmayan, kendin gibi düşünmeyenlerin hak ve hukuklarını kendi hak ve hukuku olarak gören “ÜM” Anne şefkatiyle insanlığı kucaklayan düşünce sistemidir.
Ümmet düşüncesinin yozlaşmasıyla aşağıdaki kırılmaların yaşanması kaçınılmazdır.

1-Ulusçuluk
2-Irkçılık
3-Yörecilik
4-Kabilecilik
5-Ailecilik

Bugün dünya yukarıdaki hastalıkları en üst düzeyde yaşamaktadır.
Hz. Muhammedin Medine de uyguladığı sistemi VİCDANI SİSTEM güncellemesiyle yeniden insanlığın hizmetine sunuyoruz.

İslam coğrafyası dünyaya ışık tutan bir zenginliğe sahiptir. Yüzyıllar süren bir uygulama modern devlet geleneği batılıların devşirmelerinden sonra sona ermişse de hala daha bu gelenek etkileri tüm dünyada görülmektedir. Bugün dünyada gelişmiş devlet organizasyonlarının temeli Hz. Muhammedin Medine de kurduğu modern yönetim devrimidir. Hz. Muhammedin vefatından sonra bu gelenek gelişerek devam etmiştir. Ancak bu gelişim sürecinde Kur an ı kerimin rafa kaldırılmasıyla hurafelerin etkisinde kalınmış ve birçok noktada ifrat ve tefrit yaşanmıştır.

Dünyanın neresine giderseniz gidiniz; Bozgunculuk-Adam Öldürmek-Zina yapmak-Hırsızlık yapmak gibi temel fiiller kötü ve “suç” olarak algılanır. Bu bilinç Fıtratın dünya egemenliğidir.


İfrat ve Tefritin yaşandığı Müslüman coğrafyasında “fıkıh” güncel sorunları çözmede kullanılan oldukça modern bir uygulamadır.


Ancak tarih boyunca vahyin özgürlük alanında konsensüsle yapılan içtihad maalesef yoktur. Fıkhın neticesi yaşandığı döneme aittir.
Sonuçları tartışılabilir.

Sebep ve sonuç ilişkisi günceldir. Zalim sultanların yönetimindeki yerlerde ısmarlama Fıkıh oluşmuştur. Yani ictihad etmek için bir muşavere ekibi olmalı ve o ekip konsensüsle icma yapmalıdır. Ancak Yukarıda Bahsettiğimiz işlem son derece modern bir işlemdir. Günümüzde de uygulanmaktadır.

Din hayatın kendisi olduğuna göre hayatın da Rehberi Vahiydir. Müslümanlar üç kitap okumakla mükelleftirler.

Alak suresinin ilk beş ayetine göre
1) Kainat Kitabı
2) İnsan Kitabı
3) Kur an Kitabı
Yaratanın okunmasını istediği ayetleri bir bütün olarak görmek ve incelemek/okumak lazım.

Hayatın Rehberi olan Vahiy rafa kaldırılınca Müslümanlar hayatın gereği hurafelere sarıldılar. Müslümanların hayatına giren hurafeler dünyaya açılmalarını engelleyerek insanlığın kurtuluşuna vesile olabilecek olan vahyi sistem ve organizasyonlar tarihe karışmış oldu. Oysa Asr-ı Saadet örnekliği canlı bir şekilde insanoğlunun istifade etmesini beklemektedir.

Düşüncelerin yozlaşmasıyla insanları öldürmeyi mücahitlik zannedenler oluşmuş ve aslolan mücahidin dirilişe sebebiyet vermesi düşüncesi kaybolmuştur.

Din hayattır düşüncesi bozulmamış olsaydı veya hayatın (dinin) Rehberi vahiy olarak okunmuş ve alınmış olsaydı bugün yeryüzünde insanlığa kan ve gözyaşı sunan uluslararası Emperyalizm/Siyonizm/Kapitalizm yerine vahyi atmosferdeki vicdani sistem uygulanmış olacaktı. Bu sistem Hz. Muhammedin Medine de uyguladığı sistemdir.

“VİCDANİ SİSTEMİN” KULLANDIĞI YÖNETSEL ARAÇLAR
“”””Kitap, Sünnet, İcma-ı Ümmet, Kıyası Fukaha””””
Yönetim Araçları “din” in kaynakları olarak insanların hayatlarına girmişlerdir.

Oysa dinin kaynakları değil yönetimin araçlarıdır. İnsanların toprak parçası üzerindeki gelirleri eşit dağıtma ve huzurları için kurdukları otoritelerin uygulama alanında kullandıkları araçlardır.

Resulüllahın uygulamasında ve sonradan gelen uygulamalarda cumhuriyet yönetimini görmekteyiz. Şura meclisleri, müşavere heyetleri, âlimler şurası gibi hepsi yönetimde çoğulculuk ifade eden oluşumlardır. Cumhurun görüşü her zaman geçerli olan görüş olmuştur. Fıkıh demek insanların lehine alan genişletmesi demektir.

1-Kitap
"Kitap" denildiğinde Kur`an-ı Kerim akla gelir
Din hayattır. Hayatın yazılı Rehberi Vahiydir. Vahiy, toplayıcı, birleştirici, özgürleştirici özelliklere sahiptir. Dini hayatın kendisi olarak algılamak ve imtihan kurallarının yazıldığı rehberinde vahiy olduğunu bilmek meseleyi anlamak demektir. Kur an ı kerimin bir “anayasa” olarak algılanıp hedefinden çıkartılmaması gerekir. Kuran ı kerim anayasa değildir. Anayasalar kuşatıcı olmazlar.
Anayasa İnsani Bir Kavramdır.

Otoritelerin daha verimli işleyebilmeleri için toplumsal sözleşmelerin özetine “anayasa” denmektedir. Hz. Muhammedin Medinedeki 47 Maddelik (medine vesikası) adındaki sözleşme anayasa niteliğinde olabilir. Anayasalar yasalarla insanların lehine genişletilir. Yasalar yönetmeliklerle insanların lehine genişletilir. Yönetmelikler yöneticiler tarafından uygulama sırasında insanların lehine genişletilerek insanların huzur ve mutlu olarak hayat sürmeleri sağlanır. Modern devlet yönetimleri bu şekilde olur. Günümüzde de yönetimler böyledir.

Allah Mutlak Hakimiyeti Elinde Bulundurandır
Hikmet kavramı hakeme ‘حكم’ ve hakim ‘حاكم’den hakim manasında, hüküm veren manasındadır.’فعيل’ Kalıbında فاعيل’ anlamında gelir.

حكيم; Hikmet sahibi manasında ilimlerin ve eşyaların en faziletlisi anlamındadır.

Allah cc sosyolojik hakimiyeti yani İnsanların Yeryüzü Otoritelerindeki hakimiyet durumunu hikmet kavramıyla insanlara bırakmış ve nasıl yapılacağını da kendisinin nasıl yaptığına bakmamızı istemiştir. Kainatın hakimi olan Allah cc ın inanan inanmayan herkese nimetlerin paylaşımında eşit muamelede bulunduğu örnek alınmalıdır.

Yasama (Yasa Yapmak) 
Sosyolojik hakimiyetin olmazsa olmazı yasa yapmaktır. Şura meclisinin veya bugünkü deyimle yasa yapacak olan meclislerin yapacakları yasaların atmosferik olarak kur an ı kerimle çelişmemesine ve tüm canlıları koruyacak vicdanları rahatsız etmemesine dikkat edilir.

Batıdaki otoritelerle Müslümanların otoriteleri arasındaki temel fark Batının Madde endeskli düşüncesine karşılık Müslümanların İnsana/canlıya Endeksli düşüncesidir.

Anayasa, yasa, yönetmelik ve yöneticilerin yapacakları tüm işlemler “Vicdanlara aykırı” olamazlar. Yasalar vicdanları zedelemeyecek şekilde çıkartılır. Yasama buna dikkat ederken yürütme ve yargıda vicdanları zedeleyecek uygulama ve kararlardan imtina eder.

İnsan Temel Faktör Olmalı
İnsanın özgürlüklerini kısıtlayacak veya insanın sosyal-psikolojisini etkileyebilecek tüm uygulamalar otomatikman yok sayılır.
Vahyi öngörüde siyaset “İnsan dahil tüm Canlılara hizmettir” Bu hayatı yaratanın yaratılana verdiği vicdanı/fıtratı özelliktir. Hayatı paylaştıklarımızın tümüne hizmet vicdani İnsanı ve dini görevdir.

İnsanı/İslamı “Vicdanı Sistem” de 
Kamu Hukuku. 
Aile Hukuku, 
Veraset Hukuku,
Ticaret Hukuku bulunmaktadır.

Hukuk kelimesi Arapça "hak" kökünden gelir ve hak kelimesinin çoğulu olarak bilinmektedir.

Hukuk haktan yani Allah cc tan gelen olduğu için Hukuk ile Fıkıh birbirinden ayrılmıştır.

Hukuk evrensel ve değişmeyendir. Fıkıh günceldir yöreseldir ve değişkendir.

Vahyi düzlemde modern bir devlet oluşturan Hz. Muhammedin Tüm mücadelesini insanlık için harcaması Medine de otoriteleşerek meyvelerini vermiş ve insanlığı Medineye cezbetmişti. 10 gibi bir zaman diliminde Medineden başlayıp Arap yarımadasından Yemene uzanan yönetim tüm insanların hala daha gıpta ile baktığı ve Asr-i Saadet diye övdüğü yönetimdir. Bugün aklıevvel bazı kimselerin Peygamberin sünneti diye uydurduklarına sarılacaklarına Hz. Muhammedin Medine Yönetimini araştırarak sosyal ve siyasi hayatımıza uygulamaya çalışsalar ya.

Hz. Muhammedi İlah edinen Ehl-i Sünnetçiler bilmeliler ki Hz. Muhammedin sünneti varsa o sünnet devleti nasıl yönettiğidir.

Vefatından sonra vahyin rafa kalkmasıyla yönetim acziyetine düştüklerini görmek bizlere üzüntü vermektedir. Çünkü vahiy insanlık için vardır. Vahiy insanın daraltılan özgürlük alanını genişleten ve imtihan kurallarını belirleyen bir rehberdir.

İnsanlar İslam fıtratı üzere yaratılmışlardır. Yani din hayatın kendisidir. Dolayısıyla yönetim ve hukuk tüm insanlığın malıdır.
Hukuku fevrileştiremeyeceğimiz gibi hukuku bir kesime ait halede getiremeyiz. Böyle yapıldığında alan daralması olur ve bir süre sonrada sizin hukuk dediğiniz uygulamalar insanlık tarihinin çöplüğüne giderler. Kamranları kaynağından öğrenmeliyiz. DİN; Tüm canlıların hayatlarına egemen olan evrensel sisteme verilen addır. Tüm insanlar tüm canlılar islam sistemi ile hayatını sürdürmektedirler. İnsanalrın nankörlüklerinden dolayı ve kendi kendilerine uydurduklarından dolayı alan daraltmasına gittikleri bilinmelidir.

Hukuk ile Fıkıh
Hukuk Allahtan gelen ve değişmeyen kurallardır. Hukuk kurallarını ancak ve ancak allah cc değiştirebilir. Örnek olarak Hz. Muhammedden önce zina yapanlara evde göz hapsi verilir ve yabancılarla görüştürülmesi yasaklanırdı. Allah cc Hz. Muhammede verdiği talimatla (ayet) bu uygulamayı 80 ila 100 kırbaç olarak değiştirmiştir.

Fıkıh İnsan Ürünü Olandır
Fıkıh insanların maslahatlarını insanların lehine dönüştüren ve hakkında hukuk olmayan konularda yönetimle ilgili kişilerin “konsensüs”le aldıkları veya alacakları kararlardır. Bu pencereden bakıldığında tarih içerisinde Hz. Muhammedin döneminden sonra “konsensüs”le alınan tek fıkıh kararı görülmemektedir. Alimde olsa fertlerin “tek” başına alacakları kararlar hiç bir zaman fıkıh hükmünde olamazlar. Fıkıh üreteceklerin kitap-sünnet-kiyas- icma-ümmet gibi temel faktörlerle örfleri de kapsayacak bir çalışma yapmaları ve insanların hayatlarını daha kolay yaşayabilmeleri için alacakları değişken kararların “tek” kişi ile sınırlandırılması Hz. Muhammedin Medine deki uygulamalarına aykırılık teşkil eder.

Sürekli değişken olan fıkıh ile değişkenliği omayan “hukuk” İslam hukuku adıyla birleştirilerek insanlığın hayatından tecrit edilmiştir. Tarih içerisinde alınan “fıkhı” kararların niteliği ve niceliği tartışılması izlenen medotun yanlışlığındandır. Tek kişilerin alacağı hiç bir karar fıkıh niteliğinde olamayacağı gibi alınacak kararlarda Kur an vahyine aykırılık teşkil eden ve canlıların hayatlarını olumsuz etkileyecek hiç bir karar geççerli olmayacaktır. Bu pencereden bakıldığında Hz. Muahmmedden sonra “tek” kişilerin aldığı hiç bir fıkhı kararın geçerliliği yoktur.

Tarih içerisinde “tek” kişilerin aldığı geçerliliği olmayan fıkhı kararlar Allah cc ait olan “hukuk” kavramıyla birleştirilerek ilahi özellikli hale getirilmiş ve fıkhın içeriğinde insan fıtratına aykırı binlerce içtihad Allah adına uygulandığı iddiasıyla işlevini kaybetmiş ve tarihin çöplüğüne bırakılmışlardır. Oysa fıkıh o döneme ait olan bağlayıcılığı olmayan uygulamalar olmalıydı. Allah cc ait olan hukuk ile insana ait olan fıkıh birleştirilerek tarihin çöplüğüne bırakılmıştır.
Otorite müntesiplerinin insanın huzur ve mutluluğu için güncel sorunların insan lehine yorumlanmasına içtihad denmektedir. İctihad edebilmek için çalıştırılan yöntem e de fıkıh denilmektedir. Hukuk kavramı evrensel olduğu gibi içtihadlar da kuralsal olarak evrenseldir. Bugün dünyanın tamamında içtihad müessesesi kural olarak devam etmektedir. Mesela Danıştay ve Yargıtay bir kaç yıl önce verdikleri bir kararın aksine karar verebilmektedirler. Güncel sorunlara çözüm üretme sanatının adıdır fıkıh. O günü bağlar bugün ise anın fıkhı lazımdır.

İlmihal deyimi bu meyandadır. O günkü halin ilmi veya bilgisi anlamında kullanılır. Bu kurallar inanç sistemiyle alakalı kurallar değillerdir. Bu kurallar tamamen otoritenin iyi işlemesi için.

İnsanlar yaşadıkları coğrafyanın zenginliklerini eşit paylaştırmak ve birbirleriyle ilişkilerinde haksızlık etmemeleri için otorite kurarlar. Bu otoritenin insanlara zulmetmesi düşünülemez.

Şüphesiz ki Bozgunculuk Adam Öldürmekten Daha Kötüdür..Bakara 191

Fıtratı ve Vicdanı Sistemin Kamu Hukuku İçin Allah cc ın dört tane suç tespiti yaparak bu suçlara verilebilecek cezaları da önermiştir.

Bozgunculuk.
Adam Öldürmek,
Zina Yapmak,
Hırsızlık Yapmak
a-Bozgunculuk

Kur an ı kerimde Kamu Düzeninin bozulması adam öldürmekten daha kötü olarak ilan edilmiştir.

"Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir." (Mâide: 32)

Yukarıda bahsedilen dört konu hakkında Allah cc verdiği ölçütler mesabesinde hakimlere veya müşavere heyetlerine geniş yetkiler verilmiştir. Örneğin bozgunculu yapanlara verilecek cezalar maide 33 de dört çeşit olarak anlatılmış bir sonraki 34 . ayet bağlayıcılığı üzerinde durulmuştur. Allah cc ın hedefi insanları zora sokmak değil insanların Allah ile bağ kurmalarına çalışmaktır. Bu bağlamda bakıldığında hırsızlıklara verilecek cezalar da ictihad edicilerin ictihadlarına açık hale getirilmiş ve insanların lehine olabilecek uygulamaların olması istenmiştir. Hırsızlık cezasının nasıl olacağına dair ayet maide 38. Ayettir. Ancak bu ayetin uygulama ayeti de bir sonraki ayet maide 39. Ayettir. Burada da temel hedef insanları zora sokmak değil insanların Allah cc ile bağ kurmalarına sebep olabilmektir.

Bozgunculuk En Büyük Kötülüktür
Şüphesiz ki en büyük haram Allah cc herhangi bir şeyi Rab ve İlah olarak Ortak koşmaktır. Ancak yeryüzünde insanların yapabilecekleri en büyük kötülük bozgunculuktur. İnsanların yaşadıkları toprak parçası üzerinde kendilerine daha iyi hizmet ettirmek için kurdukları otoriteye karşı yapılacak eylemler otoritenin bozulmasıyla oluşacak kaos ortamında hak ve adaletin olmayacağı hasebiyle yaratıcı bozgunculuk yapmayı adam öldürmekten daha kötü olarak tanımlamakta ve bizlere bildirmektedir.

İnsanoğlunun dünyevileşerek oluşturdukları siyasi otoriteler sahiplerine hizmeti ön plana almış ve kapitalizmin pençesine düşmüşlerdir.. Bu tür otoriteler insanlığa hak ve adalet yerine zulmü getirmişlerdir.

Bozgunculuk Hak Arama Değildir.
Bozgunculuk yakıp yıkmak, insanların ölmelerine sebep olmak, vatandaşların mağduriyetini artıracak işler yapmak, kamu ciddiyetini zaafa uğratacak işlerde bulunmak bozgunculuk demektir.
Hak arama ve kitlelerin hakkının yendiğini kitlelere ulaştırmak için toplantılar düzenlenir. Mitingler yapılır. Konferanslar düzenlenir.

Vatandaşı zora sokmayacak alanlarda yürüyüşler tertiplenebilir.
Bozgunculuk işlevi olabilecek tüm unsurlardan azami ölçülerde uzak durulur. Bunları yapmak her insanın asli görevleri arasında yer alır. Otorite bu insanlarla oturup görüşür ve o insanların istekleri tüm halkı ilgilendirecek istekler ise otorite bu istekleri bir paket haline halkın oyuna (referandum) sunabilir.

b-Adam Öldürmek
"Ey iman edenler! Öldürülen kimselerin hakkını almak için size kısas farz kılındı. Hür hür ile, köle köle ile, dişi dişi ile kısas olunur. Ama kim, maktûlün velisi tarafından affedilirse kısas düşer. Bundan sonra, diyeti ona güzel bir şekilde ve tam olarak ödemek gerekir. Bu esneklik Rabbiniz tarafından bir kolaylık ve lütuftur. Artık kim bundan sonra karşıdakinin hakkına tecavüz ederse, Ona son derece acı bir azap vardır." (Bakara: 178)

vicdanı sistem de adam öldürmek bozgunculuk sucundan hemen sonra gelmektedir. Önerdiği cezai müeyyide kısas veya diyettir. Allah cc tavsiyesi diyetten yanadır.

c-Zina Yapmak
Vahyi öğretide zina sucu adeta gizlenmeye çalışılan suçlardan gözükmektedir. Aileler bireylerden oluşmakta olduğu için Allah cc aile mefhumunu korumak için zinayı adeta görmezlikten gelin gibi bir tavır bir yöntem izlemektedir. Zina yapanları tespit için kullanılan kelime ilginçtir. Dört şahide zina olsa olsa şehir parkında olabilir.

Zina sucu isnat etmenin cezası da zinaya verilen cezadır. Allah cc zina sucunu işleyenlere sembolik olarak şehir meydanında kırbaç cezası önermiştir. Kırbaş cezasından sonraki Uygulamalarda evlendirme ve sürgün etme gibi yöntemler güncel yönetimin tercihleri olabilir.

d-Hırsızlık Yapmak
Allah cc hukukunda dördüncü suç olarak hırsızlık yapmayı görüyoruz. Bu suçların hepsi toplumun temelini ilgilendirmektedir. Bu suçların cezai müeyyideleri peşindir. Vahyi öğretide Maide 38 ile 39. ayetler beraber uygulanır. Maide 38 hırsızlara verilecek cezayı belirlerken Maide 39 hırsızların toplumsal konumlarını belirleyen pişmanlık ayetidir. Her iki ayeti birlikte değerlendirmek gerekir.

Kamu Davaları yukarıdaki dört suçla sınırlandırılır. Ceza evleri Hırsızlık yapanlar tacizciler ve uyuşturucu alkol gibi kötü alışkanlıkları olanların rehabilitesi için okul olarak kullanılabilir.

2. Sünnet
Önce sünnet kelimesi üzerinde duralım.
Sünnet kelimesinin lugatı manası: yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun demektir. Terim anlamı ise, peygamber efendimizin (sav) söz ve fiillerinin tümü mânâsına gelir.

“Yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” bu kavramlar Allah cc sünnetinin kavramlarıdır. Sünnet kelimesinin lugat manası ile kullanılan manasının aynı olmadığını görmekteyiz. Dolayısıyla sünnet kelimesi orijininde Hz. Muhammede ait bir kavram değildir. Üstelik Hz. Muhammedin icmalarını incelediğimiz zaman sahabenin görüş ve önerilerinin hemen hemen tüm icmalarda etkin olduğunu görmekteyiz. Yani icma yapmak için birden fazla kişinin konsensüs sağlaması gerekir.

sünnet kelimesi "terimsel" olarak Hz. Muhammedin Medine Devletini yönetirken karşılaşılan sorunları çözmek için uyguladığı yol ve yöntem olarak görmekteyiz. Buna göre hayat toplumsal değerler içerdiği için hayatın bireysel üyeleri de bu terimin içerisinde yerini almıştır. Sünnet terimini sadece Hz. Muhammede indirgediğinizde sahabeyi dışlamış olduğunuz gibi hayatı da toplumsal değerlerinden soyutlayarak tek kişilik hayat olarak algılatmış olursunuz.

Sünnet “Yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” olduğuna göre vahyin öğretilerinden ayrı düşünülen farklı bir yöntem gibi olamaz. Sünnet kelimesi lugat manasında değerlendirildiğinde ise Allah cc ait olan ve Allah cc kainatın işlevselliği noktasında kendisini izah ettiği Sünnetullah kavramıyla aynı olduğunu görüyoruz. Eğer gidilen yol olarak değerlendirirsek Allah cc kainatta herşeye bir yol bir sistem bir yörünge koyarak disiplinize ettiğini anlamış oluruz. Eğer sünnet kelimesini terimsel olarak kullanacaksak Hz. Muhammed Medine devletini yönetirken vahyin öngörülerini kaale alarak karşılaşılan sorunları çözmekte gösterdiği gayretler olarak kabul etmemiz gerekecektir. Bugün eğer Resülüllahın sünnetini alarak hayatımıza tatbik edecek olursak bu sünneti vahiyle yoğurarak nebevileştirmeliyiz. Aksi halde Resulüllahın sünneti soyut bir kavram olarak bilimselliği olmayan ve işlevselliği kaybolan bir model olacaktır. Sünnet kelimesini terimsel olarak kullanırken sahabeyi de ihmal etmemeliyiz. İşte o zaman terimsel olarak siyasi/yönetsel bir değere bindirebiliriz.

Yukarıdaki iki açıklamadan sonra sünnet kelimesinin aslında siyaset/yönetim yaparken kullanılan yöntem olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla "sünnet kelimesi terim olarak alındığında siyasetin araçları arasında kendisine yer bulabilmektedir".

Sünnet Hz. Muhammedin güncel sorunları çözmede kullandığı yöntemdir. Bu yöntem fıkıh adıyla süreklilik arz eder ancak konu edilen olaylar ve olaylara bakışlarda farklılık olabilir. Bu bağlamda sünneti o dönemin sorunlarına getirilen çözümler olarak görmek yerinde olandır. Sünnet tartışmalarının analitik açıdan ele alındığında siyasetin kıyas yapacağı örnekleme olarak görülmelidir.

3. İcma-ı Ümmet
icma kelimesinin lûgat manası üzerinde duralım. İcma Arapça bir kelime olup; "azm, kasd ve ittifak"manalarına gelir.

İcma-i ümmet
Müşavere meclisi demektir. Tarih içerisinde gördüğümüz “tek” kişilik icmaların hiç bir gerçerliliği yoktur olmamalıdırda. Çünkü icma siyasetin kullandığı bir yöntemdir. Birden fazla kişinin konsensüs sağladığı herhangi bir konudaki görüşüdür.

İcma-i ümmet Deyimi Üzerinde Biraz Duralım.
Bugün ÜMMET kelimesi doğru kulvarda kullanılmamaktadır. Ümmet kelimesi sosyolojik birlikteliktir. Ümmet Sosyolojik birliktelik anlamına geldiği halde kavramlardaki erozyon ümmet kelimesini zamanla inanç ve iman birliği olarak anlayarak asli yörüngesinden çıkarmıştır.

Allah cc Ancak Müminler kardeştir diyerek ümmet ile müminlerin kardeşliğini ayırmıştır. Kendi ırkından, kendi nesebinden, kendi kültür ve inancından olmayanların, kendisi gibi düşünmeyen ve Yaşamayanların hak ve hukukunu kendi hak ve hukuku olarak gören ve uygulamak zorunluluğu olan düşünce sistemine ÜMMET düşüncesi demiştir. İcma ümmet bu bağlamda değerlendirildiğinde tüm insanlık için yapılan çalışmaya denir.

Yöresel sorunun çözümü evrensel bir sistemle olması yapılan işin neticesinin evrensel boyutunun düşünülerek yapılması anlamındadır.

İctihad etme durumundakiler üç kitabı da okumaları gerekli olanlardır. Kainat kitabını, İnsan kitabını ve Kuran kitabını.

TBMM veya müşavere meclisi her halükarda vahyi atmosferde ve vicdanların kontrolünde olmalıdır. Zaten kurgulanacak sistem kendi kendisini otomatikman düzenleyecek ve kontrol edecektir. Bu bağlamda TBMM de yasa yapmak için uzmanlardan oluşan ihtisas komisyonları kurulabilir.

4. Kıyas-ı Fukaha
Kıyas; Arapça bir kelime olup "K-Y-S" kökünden (kâyese`nin) dili geçmiş masdarıdır. Lugatta "iki şeyi birbiri ile ölçmek, mukayese atmak ve iki şey arasındaki benzerlikleri tespit etmek " anlamına gelir.

Usulü fıkıhta "kitap, sünnet ve icma ile sabit olan bir hükmün; illet ve sebeplerini dikkate alarak, hakkında nass bulunmayan (fakat aynı illetlere sahip olan) meselenin hükmünü ortaya koymaya kıyas denilir"

“Onlara güven ve korkuyla, emniyet ve tehdit ile ilgili stratejik bir haber gelince bu bilgileri yayarlar. Halbuki bu tür bilgileri ilahi hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Resulüllah a ve kendi içlerinden olan ulül emirlere, savunma görevini yürüten yetkililere götürselerdi, bu bilgilerden sonuç çıkarma yeteneğinde olan uzmanlar, devleti, milleti, insanlığı ilgilendiren emniyetin ve tehdidin mahiyetini anlarlar, stratejik bir değerlendirme yaparlardı. Allah cc ın size lütuf ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hepiniz şeytana ve şeytani güçlere uyardınız”. (Nisa 83)

TBMM veya Şura Meclisi İhtisas komisyonları kurarak yasaların hazırlanmasında uzmanlık aramalıdır. Kainat vayinden İnsan vayhinden (psikolojik olarak) Kur an vahyinden anlayan uzmanların olması şarttır. Aksi halde hazırlanacak yasalar insanlara zulmedebilirler.

5- İstislah:
Lugat manası maslahat bulunan yönü almak, bir şeyin islâhını, düzeltilip iyi bir hale getirilmesini istemek manalarına gelir.

"Salaha" kökünden gelen maslahat; iyi olma, düzelme, elverişli bulunma manasınadır. Zıddı ise "Fesede" kökünden gelen mefsedettir.

Evrensel bir uygulamadır bu. İyi olan tercih edilirken veya iyiye ulaşmak için maslahat kullanılır. Geçici maddeler gibi.

6-Örf ve Adet:
Lûgatta Örf kelimesi; ma`ruf ve irfan ile ilgili olup, "irfan ehlinin razı olduğu davranışlar" manasınadır.

İslam Bilgini Kurtubi: "-Selim akıl sahiplerinin razı olduğu ve insanları mutmain eden davranışlara örf denilir" tarifini yapmıştır.

Yaygın olan tarif şudur: "Fıtrata aykırı olmayan ve akl-ı selim sahibi kimselerin iyi ve hoş bulduğu davranışlara örf denilir."

Örf ve âdette dikkat edilecek husus "Fıtraten ve Vicdanen iyi ve hoş" olmasıdır.

Vahyi atmosferde yasaklanan örf yaratıcıya “şirk” koşma eylem ve söylemleridir. Bunu da kur an ı kerim yasakladığı için yasaklanır. Yoksa halkın örflerine kimse bir yasak getiremez. Örfler İlk insan topluluğundan beri gelen yaşamsal haklardır.

7-İstihsan:
Lugatta "Bir şeyi iyi ve güzel görmek, tercih etmek" manalarına gelen "Husn" kökünden gelmektedir.

İmam-ı Serahsi istihsan`ın müsamaha ve ruhsat esasına dayandığını beyan etmiş ve "Kıyas-ı hoş" olarak isimlendirmiştir.
Resûl-i Ekrem (sav)`in: "Kolaylaştırın, güçleştirmeyin, müjdeleyin nefret ettirmeyin" dediği rivayet edilir.

Yukarıdaki tüm açıklamalara baktığımızda insanlığın huzuru için yaratıcı tüm imkanları insanın emrine sunmuştur.

Kurallar yerli yerinde kullanıldığında kavramlar gerçek algılarda kullanıldığında sorunların çözümlendiği görülecektir. Hz. Muhammedin Medine de organize ettiği vicdanı sistem diye adlandırdığımız sistemin Yasama-Yürütme ve Yargı ayaklarının önemsenmesi gerektiğini birkez daha anlamalıyız.

Sistemin Dinamikleri 
İnsani/İslami “Vicdanı sistem” de hapishane yoktur.
İnsani/İslami “Vicdanı sistem” de Adalet Adli Yargıda Değil Adalet “Gelir Dağılımında” Sağlanır.

Vicdanı sistem de Gelir Vergisi Olamaz..
Vahyin dinamikleri olan komşuluk vergisi “sadaka” fakirlik vergisi “zekat” savunma ve eğitim vergisi “infak” işletilerek Medine ve çevresinde geçim sıkıntısı çeken tek kişi kalmamıştı.
Bugün kapitalizme hizmet eden gelir vergisi sistemi kaldırılarak “otorite” vergisi adında –servet- vergisine geçilmelidir. Hz. Muhammedin uyguladığı sistemin güncellenmiş şekli VİCDANI SİSTEM in ekonomik modelini bunlar oluşturmalıdır. İnsan odaklı sistem.

Dünyayı/insanlığı Emperyalizm/Siyonizm/Kapitalizminden kurtarmak için yediden yetmişe herkesin gündeme taşıyarak sistemleşmesini istemesi gereken VİCDANI SİSTEM dir.

Aksi halde sömürü çarkları hergün binlerce insanı dişlileri arasına katarak yok edecektir.

Bu “Akademik Araştırma” Makalemizi Bir Ayetle Bitirelim.
De ki: "Allah`ın size üstünüzden (gökten) veya ayaklarınızın altından (yerden) bir azap göndermeye ya da birbirinize düşürüp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya gücü yeter." Bak, anlasınlar diye âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz!ENAM 65

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 16599

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.