Bugün: 25.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Ümmet İle Ulus Arasındaki Fark!..

Ümmet İle Ulus Arasındaki Fark!..

Sosyolojinin "birlik" kuralı tektir. Bu kural "ötekileştirmeyen" ümmet düşüncesidir.

Ümmet düşünce sistemi insanlık tarihinde vahyin organize ettiği tek ötekileştirmeyen sistemdir.

İnsanlık tarih boyunca sürekli olarak yozlaşmış fikirlerin peşinden koşmuştur. Bu durum bugünde değişmemektedir. Tarih sürecinde “din” sürekli olarak hayatın dışında tutulmaya çalışılmıştır. Bugünde aynı şekilde tutulmaktadır. Oysa gerçekte din hayatın kendisidir. Yemek, içmek, yatmak, kalkmak, istek ve arzuların tamamı hayatın/dinin içerisindeki fiillerdir. Din bunlardır. Bu fiillerin failleri İnsanlardır. İnsanlar ikinci yaratılışları yani emanet olarak geldikleri dünya sahnesinde bu fiillerle imtihan edilmektedirler.


“İnsanlar iman üzere bulunan tek bir ümmet idi; sonra kimi iman etmek, kimi küfre varmak suretiyle ayrılığa düştüler de Allah, rahmetinin müjdecileri ve azabının habercileri olmak üzere peygamberler gönderdi; ve insanlar aralarında ayrılığa düştükleri şeyde hak üzere hükmetmek için, o peygamberlerle kitap gönderdi. Halbuki kendilerine açık deliller geldikten sonra aralarındaki zulüm ve hasedlerinden ötürü, ihtilâfa düşenler, o kitap verilenlerden başkası değildir. Onların hak hususunda ayrılığa düştükleri şeyde, Allah, kendi izni ile (peygamberlere) iman edenleri doğru yola hidayet buyurdu (iletti). Allah dilediğini doğru yola iletir”. Bakara 213

Yukarıdaki sosyolojik ayetle yaratılışla ilgili ayetleri birleştirdiğimizde İnsanların Adem AS dan yaratılmadığı insanların ümmet olarak var edildiği Yeryüzünün her tarafında adeta topraktan çıkan filizler gibi yaratıldığını görmekteyiz. Nitekim Araf 172 deki “zerre” kelimeside toprağın tohumlanması anlamına gelmektedir. Yeryüzüne yayılan insanlar arasından Adem AS a ise peygamberlik için tercih edildiği ve ilk önce bir imtihana tabi tutulduğunu görmekteyiz. Peygamberlik görevi verilen toplulukların çok büyük bölümü “hased” liklerinden yani dünyevi kaygılarından dolayı birbirlerini çekemedikleri ve ayrılığa düşerek sosyolojik birlikteliklerini kaybettiklerini anlatmaktadır.

Yaratıcı yozlaşmalara karşılık sürekli olarak peygamberler göndererek dünya hayatının geçici olduğunu ve dünya hayatı için birbirlerinize kötülük yapmanızın gereksiz olduğunu ihtilafa düştükleri şeyin ilkini ve aslını anlatmıştır. Ancak insanoğlu dünyevi menfaatlerı (hasedlik) yüzünden sürekli olarak yüz çevirmeyi tercih etmiştir.

Bir toplumun büyümesi ve huzur içerisinde hayatiyetini sürdürmesi o toplumun fikir birliği içerinde olarak yaşaması anlamına gelmektedir. Allah cc üst seviye olarak ümmet bilinciyle bilinçlenmelerini öğütleyerek insanların sosyolojik ve dini/hayat kardeşi olduklarını anlatmaktadır.

Ümmet: kendin gibi düşünmeyen kendinden olmayanın hak ve hukukunu kendi hak ve hukukun olarak yaşatmanın adıdır. Müslümanlar İslam Ümmetini temsil etmek mecburiyetinde oldukları için tüm insanları şemsiyeleri altına almak zorundadırlar. Bugün Müslüman aleminde ÜMMET düşüncesi maalesef kırılmalar yaşamaktadır.

Ümmet bilinci kaybolan toplumlarda “ulusçuluk” hastalığı baş gösterir. Ulusçuluk virüsünden sonraki kırılma Irkçılıktır. Irkçılık virüsünden sonraki kırılma yöreciliktir. Yörecilik virüsünden sonraki kırılma Kabileciliktir. Kabilecilik virüsünden sonraki kırılma aileciliktir

Bu Hastalığı İnsanlık Tarihinde Görmekteyiz.

Üst kültürü kaybeden toplumlarda Yani Ümmet gözlüğünü kaybeden toplumlar sırasıyla ulusçuluğa, ırkçılığa, yöreciliğe, kabileciliğe, aile içerisindeki bölünmelere kadar inebilmektedir. İki kardeşin beyaz tenli olanla esmer tenli olan birbirlerinin kardeşi olamayacağı iddiasına kadar düşebilmektedir.

Ümmet düşüncesinin yozlamasıyla Mekkede kabileciliğe kadar düşen bir hastalık mevcuttu. Kabileler birbirlerini destekler ve korumaya çalışırlardı. Oysa ümmet düşünce sistemindeki insanlar tüm insanların hak ve hukukunu korumak ve kollamakla mükelleftiler. Mekke toplumunda ulusçuluktan ırkçılığa, ırkçılıktan yöreciliğe, yörecilikten kabilecciliğe kadar düşün bir anlayış hakimdi.

Aileciliğe kadar inen bakış açısı o toplumu perişan hale getirmişti. Böyle bir ortamda Hz. Muhammed görevlendirilmişti. Yeniden ümmet düşüncesi anlatılacak ve sınıflar birbirleriyle ümmet perspektifinde bir araya gelecekti. Tüm çalışmalar bu ölçütlerde yapılıyordu. Mekki surelerin kullandığı dil “ey insanlar” olarak o topluma yansıyordu. Tüm insanları Allah cc ın yarattığı üzerinde duruluyor, üstünlüğün iyi ve doğru işlerde yarışanlarda olacağı ısrarla vurgulanıyordu. Onüç yıl bu çalışma ile geçmişti. Ümmet düşüncesi yerleştiğinde Müslümanlara şöyle bir mesaj geliyordu. “Allah onlardan, onlarda Allahtan Razı Oldu” (beled suresi) ifadesi ile Medine de yönetimle müjdeleniyorlardı.

Mekkeliler kabilecilikle o kadar övünüyorlardı ki mezarlıklardaki ölüleri de hesaba katarak kabilelerinin çoğunluğunu anlatmaya çalışıyorlardı. ÜMMET düşüncesinden yoksun Hadis tarihçileri Mekkelilerdeki kabileciliği överek anlatmaya çalıştıklarını görmekteyiz. Oya Evs ve Hazreç kabileleri ilk Ümmet şuuruna eren kabileler olarak karşımıza çıkmakta Allah cc “siz ateş çukurunun kenarında idiniz” diyerek Evs ve Hazreç kabilelerinin yeniden kabileciliğe geri dönmemeleri noktasında uyarılıyorlardı.

Osmanlı imparatorluğu Ümmet düşüncesini uygulayan son devlet olarak görülmektedir.
Osmanlı imparatorluğunu yıkanlar bir daha ümmet düşüncesi hakim olmasın diye “ulusçuluğu” kutsal düşünce olarak algılatmaya çalışıyor ve Anayasalarının olmazsa olmaz maddeleri arasına alıyorlardı. Çünkü Osmanlı imparatorluğunu “ırkçılık” boyutuna düşürerek yıkmışlardı. Tek ulus Türk ulusu olarak algılanacak ve başka ırklara hayat hakkı tanınmayacaktı. bu düşüncenin sakata uğramasından korktukları için bu düşünceyi ayakta tutacak birde siyasi oluşuma gitmişlerdi. Bu sürecin doğal sonucu olarak ırkçılık faaliyetleri gelişecek ve Anadoludaki Osmanlı mirasçıları ırklara bölünerek yeniden parçalanacaktı. İngilizlerin oyunu böyle planlanmış ve bu oyun bugünlere kadar planlandığı gibi gelebilmiştir.

Ulusçuluk merkeziyeti üzerinde kurulan Türkiye Devleti aslında sembolik olarak bir devletti. Az bir çalışma ile bu devleti dize getirmek oldukça kolaydı. Çünkü Osmanlının mirasçıları arasında Türkler kadar haklara sahip Kürtler/Araplar/Lazlar/Çerkezler/Türkmenler gibi çok sayıda etnik köken vardı

Ulusçu mantıkla kurulan Türkiye Cumhuriyeti Kürtleri, Alevileri Çerkezleri, Lazları katlederek derin bir yara bırakmıştı. Bu yara vakti geldiğinde kaşınacak ve derinleştirilecekti. Ulusçuluk sistemini oturtabilmek içinde binlerce kişi ya topluca katledilmiş veya idam edilerek ortadan kaldırılmıştı.

Seksenli yıllara gelindiğinde İngilizlerin önderliğindeki akıl hocaları “ulusalcılık” adıyla yeni bir oyun sergilemeye başlamış ve Türk ulusalcıları olduğu gibi Kürt ulusalcılarının da olması gerektiği düşüncesi güneydoğu illerinde organize edilerek halkın beyinlerine kazınmıştı. Güneydoğu illerindeki Müslüman kürtler bu cenderenin içerisine çekilerek kardeşin kardeşe kırdırıldığı bir dönem başlatılmıştı.

Bu hastalık bugün Türkiyenin bir trilyon dolar nakitinin gitmesine ve 50 bin insanının ölmesine sebep olmuştur. Halen bu çalışmalara devam edilmektedir. Müslüman Kürtler ve Müslüman Türkler bu oyuna rahatlıkla düşebilmektedirler. Oysa Ümmet düşüncesine göre Müslüman olmayanların hak ve hukukunu korumak kollamakla mükellef olan Müslümanların bugün özellikle güneydoğu illerinde hainlerin hak ve hukukuna hizmet ettiklerini görmekteyiz. Ulusçu bir merkezde kurdurulan Türkiye Cumhuriyeti oluşturduğu Diyanet İşleri adındaki “Ulusçu”bir kurumla hanefi mezhebini "din" düzeyine çıkartarak kendinden olmayanların düşüncelerini asimiliye etmiş veya bunu hala daha yapmaya çalışmaktadır. Ulusçuluk virüsünün yayılması ve kök salması için Diyanet İşleri aktif haldeki durumunu sürdürmektedir.

Bugün ülkemizde ulusçu görüşlerin dini hassasiyetlerden arındırılmış olması bilimsel verilere bakılmayacağı anlamına gelmemelidir. Dünya devletler sosyolojisini incelediklerinde ulusçuluğun/ırkçılığın güçlü bir devlet olma imkanı tanımadığını anlamaları kolaylaşacaktır. Avrupa 1700 civarında koloni iken önce 105 devlete sonra da 37 devlete indirilmiş şimdide AB adında tek devlet olmaya çalışırken Anadoludaki bilimsel olmayan ulusçuluğun devamından yana kürek çekmeleri kendilerini bilimsel veri olarak “hain” durumuna düşürmektedir.

ABD ırkçılık virüsünü dondurduktan sonra dünyayı yönetmeye veya kendi atmosferine çekmeye ve sömürmeye başlamıştır.

Türkiye de başta Kürtlere karşı hasmane düşünceleri olanların yarın yörelere karşı hasmane düşünceleri olacaktır. Yöreleri topyekün yok ettiklerini düşündüğümüzde kabilecilikle karşı karşıya kalacaklar ve kabileleri ortadan kaldırma yoluna gideceklerdir. Kabileleri yok ettikten sonra sıra kırılma noktasının en son halkası olan aileciliğe gelecektir. Aynı anne ve babadan olma iki kardeşten esmer olanla beyaz veya sarışın olan kavgaya başlayacak ve birbirlerini farklı tanımlayarak yok etme yoluna gideceklerdir.

İşte ümmet düşüncesi ortadan kaybolduğunda gelen kırılmaların bir kısmını yaşayan bir ülkede yaşıyoruz. Herkesin zekasını çalıştırarak ne yaptığının hesabını muhasebesini yapması lazımdır. Cehalet içerisinde sadece "ulus" olsun gerisi ne olursa olsun derseniz çözüm üretemeyen bir yapıya sahip olduğunuz gibi bulunduğunuz ülkeye de zarar vermekten başka bir işe yaramazsınız.

Bizim kırmızı çizgilerimiz var diyerek övünen cahillere diyorum ki ülkenizin ipini çekmekten başak bir iş yapmıyor ve bir öneride bulunmuyorsunuz. Kırmızı çizginiz bulunduğunuz ülkeyi yoketmekten başka bir işe yaramamaktadır. Eğer senin kırmızı çizgin ulusçuluk veya ulus devlet ise o zaman diğerinin kırmızı çizgisi de seni tanımamak ve seninle savaşmak olacaktır.

İnsanlar tek ümmetti. Vahyi yozlaşma yaşadıklarında birbirlerini çekemez hale gelerek bölündüler.
Aklıselim düşünen herkes bilir ki büyümek için çok kültürlülük olan ümmet bilincini hayata taşımak gerekecektir.


ABD anayasasının ilk üç maddesi çok inançlılığı çok kültürlülük olarak kabul ederek garanti altına almıştır. ABD de hangi ırk ve hangi dinden olursa olsun ABD cilik üst kültürüne uymak zorunluluğu vardır. Sınıf savaşlarını bitirmiş bir toplum olarak hedefini tüm dünyayı sömürerek kendi insanlarını refah içerisinde yaşatmayı hedeflemiştir.

İçimizdeki ulusçulara, ırkçılara, yörecilere, kabilecilere diyoruz ki; sizi kuşatan virüs yeni değildir. İslam öncesi Mekke dede bu virüsü görüyoruz. Bunların panzehiri vahiydir. Vahyin önerdiği ümmet bilincidir.

Siyon İmparatorluğu için çırpınanlara karşı vahyin önerdiği ümmet bilinci ile insan imparatorluğu kuralım. Siyonistlere verebileceğimiz karış toprağımız olmadığı gibi İNSAN İMPARATORLUĞU kurulduğunda insanlık vahyi özgürlüğüne kavuşacaktır.

Bakınız Türkiyeyi kuran İngiliz zihniyeti Türkiyeye kabile devleti gözüyle bakmış ve SARAY yerine "köşk" ten yönetilmesini istemiştir. Kabile devletleri KÖŞK lerden yönetilirler. Saraydan Yönetilen Devletlerin Dünyada Egemenlikleri olur. ABD Irakı işgal ettiğinde İlk Oarak Saddamın Sarayını yok etmiştir. Libyadada öyle olmuştur. Fransız Uçakları ilkönce Kaddafinin Sarayını yerle bir etmiştir. Türkiye bugün Saraydan yönetilmektedir. Bundan dolayı iç ve dış düşmanlar (hainler) feveran etmektedirler. Çünkü Türkiyeye biçtikleri rol kabile devleti rolü idi. Anayasasının ilk maddeleri kabileciliği pekiştiren maddelerdi. Nasıl olur da KÖŞK Yerine Saraydan yönetilirsin diye Ankarayı AK-SARAY ı topa tutmaktadırlar. Çünkü Saray Dünya Egemenliğine ortak olmak demektir.


Bugün bazı gazetecilerlerin ihanet şebekesiyle hareket ederek saraydan Köşke taşınması için Erdoğana baskı yapmalarının sebebi Türkiyeye biçilen kabile devleti rolünden çıkmış olmasındandır.

Doğusuyla batısıyla hepsi Allah cc ındır. İnsan bedeni ölümlüdür. Nefs Hesaba çekilmeden önce dünya hayatında imtihan edilmektedir. Ümmet düşünce sistemi İlahi emir olmasından dolayı ilahi özelliklidir. Ulus mantığı ise ümmet mantığının karşısında beşeri özelliklere sahiptir. Herkesin aklını başına alması dileğiyle kalın sağlıcakla..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 8653

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.