Bugün: 22.07.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Sosyoloji`de Eleştiri Kuralı!.

Sosyoloji`de Eleştiri Kuralı!.

Ön yargı savunma refleksini geliştirir. Savunma refleksi bilgi edinmeyi engeller. Bilgi edinemeyen bireyler ve toplumlar gelişemezler..(Ahmet Baboli)

Sosyolojide Eleştiri
Eleştiri, bir kişi, eser ya da konuyu doğru ve yanlışlarını göstererek anlatmak amacıyla yazılan metinlerdir.

Sözel eleştiri eleştiri mantığı içerisinde değildir. Eleştiriler bir işin bir icraatın bir eserin yanlışlıklarını anlatan ve karşılığında doğrularını veya eleştiren kişinin sunduğu alternatiflerle birlikte yazılan metinlerdir.

Kur an ı kerimde Allah cc onlarca ayette eleştiri mantığını izah ederken meydan okuma kipi ile yapmıştır. Kainatın sahibinden daha iyi bilen olamayacağına göre haydi daha iyisini getirin diye meydan okuma kipi/kalıbı ile yapmıştır. Yani eleştiri yapan kişi mutlaka ve mutlaka alternatifini sunmak mecburiyetindedir.

Sosyolojik eleştiri edebiyatın kendi başına var olmadığı, toplum içinde doğduğu ve toplumun bir ifadesi olduğu ilkesinden hareket eder. Yazarı, eseri ve okuru sosyal koşullar belirlediğine göre, yapılacak iş, bir bilim adamı gibi davranmak ve bu koşullar üzerine eğilerek ilgili sorunları açıklamaktır. Eleştiri sadece sanatla sınırlandırılamaz. Her alanda eleştiri kültürü geliştirilmelidir ki o toplum analitik okumalar yapabilsin ve birbirleriyle yarış içerisine girerek gelişsin

“Ey insanlar, hayretler içinde kalarak Rabbinize saygı duyun. O öyle bir rab ki, sizi erkil ve dişil özelliği olan bir benlik’ten/Nefs’ ten/ Öz’den/ Çekirdek’ten erkekler ve kadınlar olarak “ete kemiğe” büründürüp biçimlendirerek çoğaltıp yeryüzüne yaydı. ”.(Nisa 1)

Yukarıda verdiğim ayeti kerime üzerinde bilimsel çalışmalar yapabilmek ve ayeti kerimeyi belagat /dil yönünden inceleyebilmek için eleştiri mantığı içerisinde insanları/bilenleri yarıştırmak isterim.

Günümüzde eleştiri mantığı kendi yörüngesinden ayrılarak sadece kötümser algı durumuna gelmiştir. Günümüz eleştiri mantığını ikiye ayırmak ve bu düzlem üzerinden tahlil etmek anlaşılması açısından daha doğru olanı yapmak demek olduğunu düşünüyorum.

a- Dost Eleştiri
b- Düşman Eleştiri

Dost eleştirisi eleştiri kalıbına uygun olarak yapılan işin, icraatın, sanatın, icadın alternatifli olarak yazılı metin haline getirilerek ilgililere/taraflara duyurulmasıdır. Bu tip eleştiri, eleştiri mantalitesine uygun olan ve yapılması adeta mecburi olan eleştiri yöntemidir.

Türkiye Cumhuriyetinin bugün Cumhurbaşkanlığını yapan Recep Tayyip Erdoğanın sürekli dile getirdiği eleştiri mantığı kategorize edilmeden doğal eleştiri mantığıdır. Bizi eleştirenler bize daha iyisini önersinler diyerek toplumsal eleştiri mantığını doğal çizgisinde insanların yararına yarıştırmaya sevk eden açıklamalarla ifade etmeye çalışmaktadır. Gelecek yüzyıllarda şüphesiz ki dünya Üniversitelerinde bir “portre” olarak okutulmasına kesin gözüyle bakılan Recep Tayyip Erdoğan portresini anlayanların sayısı her geçen gün artmaktadır.

Dost eleştirisini anlayabilecek kişiliklere ihtiyacımız var
Recep Tayyip Erdoğan portresi Recep Tayyip Erdoğan misyonunu anlayamayan toplumun tüm kesimlerinden çok sayıda okumuş vardır. Ak-Parti içerisinde dikiş tutturamayan vekillerin tamamı Recep Tayyip Erdoğanın misyonunu anlayamamış kişiliklere sahip oldukları için iki veya üç dönem üst üste vekil olamamışlardır. Bu durum belediye başkanlıklarında da böyledir. Recep Tayyip Erdoğan misyonu, insanları hemozene edebilecek Ümmet düşüncesi kapsamında bakabilecek misyondur. Recep Tayyip Erdoğan misyonunda doğru kim tarafından yapılırsa yapısın “doğru” kabul edilendir. Bundan dolayıdır ki bugün paralel diye adlandırılanlarla çok sayıda başka başka düşünceli insanların vekillik veya bakanlık yaptıkları tek parti iktidarında koalisyon yapan bir misyondur.

Vatandaşlarımız Recep Tayyip Erdoğan misyonunu anlayarak kendisine desteklerini sürekli olarak artırmıştır. Yani toplum bilimsel kalıplar içerisinde bilmese de anlamasa da aklın yolu birdir mantığı/ilkesi ile sosyolojik gerçekliklerde buluşmuşlardır.

Dost eleştirisi yıkmak için değil yapmak içindir. Bu eleştiriyi anlayamayanların sosyolojik olarak toplumun gözdesi olması beklenemez. Bu tür kişilikler kendilerine çizdikleri alanların dışına çıkamaz ve sürekli eriyen ve bitmişliği yaşayanlardan olurlar. Bu bir gurubun bir partinin durumu değildir. Bu sosyolojik gerçekliktir. Nitekim çok sayıda belediye meclislerinde başkanların dost eleştirisine uyarak kendi düşüncesinden olmayanların eleştirilerini/önerilerini uygulamaya koyduğu görülmektedir.

Bugün eleştiri, “kusur bulmak” gibi algılanmaktadır
Eleştiriyi kişiden kişiye değişen bir zevkin sonucu olmaktan kurtarmak, onu belli prensiplere göre değerlendirmek gerektiğini kainatın sahibinin meydan okuma kalıbı ile gelen açıklamalarından anlıyoruz. Modern diye lanse edilmeye çalışılan günümüz insanları vahyin bu analitik meydan okuması fikrine 19. yüzyıldan itibaren sahip olmaya ve yaygınlaştırılması gereğine inanmıştır. Özellikle edebiyat akımları döneminde eleştiri, bir tür olarak karekteristik niteliklerini kazanmışsa da toplumsal bazda etkileri dar alanda kalmıştır. Özellikle edebiyatçılarımızın dikkat ettiği çizgi olarak algılanmış ve uygulama alanı bulabilmiştir.

Yukarıda bahsettiğimiz şekilde eleştiri kendi kalıbında değerlendirilmiş olsaydı “b”- tipi eleştiri izahına gerek kalmayacaktı. Sosyolojik kural olan eleştiri kalıbı kendi çizgisinden çıktıktan sonra yıkıcı özelliğe bürünerek toplumsal zararları oldukça etkili olmuştur.

Alternatifi olmayan yazılı metinler üretilemeyen eleştiri düşmanca olan eleştiridir. Gelişen toplumlarda bu eleştiri sahipleri o toplumlarda kendilerine yer bulamazlar. Türkiye ölçeğinde son 12 yıla kadar gördüğümüz siyasetçi tipi siyasetçilik yerine politikacılık örnekliği vermişlerdi. Bundan dolayı da siyasetçi/politikacılara olan güven her geçen gün azalmıştı. Recep Tayyip Erdoğan portresinin politika tipi siyasetçiliği yürütmemesinden dolayıdır ki her girdiği seçimlerde desteğini yükselterek üst seviyelere taşımıştır. Halkımız bilimsel kalıpları bilmediği halde sosyolojinin kurallarını kainatın sahibi fıtrat olarak insanlara yerleştirdiği için insanlar fıtratlarındaki donatılardan olan “vicdan” a müracaat ederek gerçeği kavrama/anlama konumuna gelmişlerdir.

Recep Tayyip Erdoğan Portresinin İsrail Devlet Başkanına "One Minute"  çıkışı dil altı kullanmadığının yansıması idi. Oysa yıllarca bize hep şu söylenmişti. Meydanlarla gerçekler aynı değildir. Meydanlarda atılıp tutulmuş millet kandırılmış, meydan siyaseti yapılmış ancak iş yönetimselliğe gelince politika yapılarak milletin anası bellenmişti. Bu model politikacılık işlemi artık ilgi görmemektedir. Günümüz örnekliğinde değerlendirecek olursak emekliye iki ikramiye sözü geçmişteki politkacıların söylemlerindendir. Hem ekonomi kötüye gidiyor diyeceksin hem de emekliye iki ikramiye sözü vereceksin. İşte dil altı sözler bu tür sözlerdir. Gerçekliği olmayan sözlerle milleti kandırmak gerçeklerle örtüşmediğinde kişiyi siyasetçilikten politikacılığa düşüren bir duruma getirmektedir.

Toplumumuzun her kesiminde bu sosyolojik gerçeklik kendisini göstermektedir. Dil altı kullandığınız da yani başka ajandalar taşıdığınızda geleceğinizden yediğinizi bilmelisiniz.

Şahsen tavsiyemiz şudur ki; dost eleştirilerine kulak veriniz. Sizi eleştirenlerden yazılı metinler/alternatifler isteyiniz. Bunu yaptığınızda bulunduğunuz konumunuzu toplumsal bileşenlerin üstüne çıkartacağınız bilmelisiniz. Ayrıca kimlerin “dost” kimlerin düşman olduğunu anlayabilmeniz içinde en önemli ölçüdür bu..

Eleştiri kalıbını yine Recep Tayyip Erdoğan figürü üzerinde görebilirsiniz. Düşmanca saldırılar/eleştiriler Recep Tayyip Erdoğan`a zarar yerine fayda vererek toplumsal desteğini üst seviyelere çıkartmıştır. Ancak bu eleştiri biçimi o toplumu cidden zararlı/düşmanca etkilemektedir. Kamuoyunda "HAİN" tiplemesi bu tür eleştiri/saldırı sahiplerine yapılmaktadır.

Makalemizi bir atasözü ile bitirelim “Anlayan sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” Kalın sağlıcakla..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 4104

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.