Bugün: 25.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Nasıl Bir Dine İnandığımızı Biliyor muyuz?

Nasıl Bir Dine İnandığımızı Biliyor muyuz?

İnsanın düşünsel hayatında ezberleri bozan uzun bir makaledir. Üşenmeden okunmasını tavsiye ederiz.

Din kelimesinin sözlük (lügat) anlamı nedir?
"Din" kavramı; "d-y-n" kökünden türeyen bir isimdir. Arap dilinde çok geniş bir anlamı vardır. Aynı zamanda bu kelime zıt anlamlı kelimelerdendir. Sözlükte "cezâ/mükafat, âdet/durum, itaat/isyân, hesap, zül, inkıyad, hüküm/kaza, galebe, kahr, isti`lâ, mülk, ferman, tevhît, ibâdet, millet, şeriat, vera`, takva, hizmet, ihsan, ikrah" gibi anlamlara gelir.

Hamdi Yazır, "din" kelimesini tanımlarken "siyâset" anlamını da zikretmiştir.
Terim olarak "din"; akıl sahiplerini kendi arzuları ile bizzat hayırlara sevk eden ilâhî bir nizam, Allah tarafından konulmuş ve insanları O`na ulaştıran bir yoldur. Îmân ve amel konusu olarak akıl ve ihtiyara (iradeye), teklif olunacak hak ve hayır kanunlarının bütününe denir.

Din dendiğinde yukarıdaki tarifler akla gelmelidir. Zaten araplar din denildiğinde yukarıdaki tarifleri algılıyor ve ona göre inanıyorlardı. Bir insanın hayatında olan tüm bölümler din kapsamındadır. Elmalılı Hamdi Yazır din kelimesini tefsir ederken SİYASET demiştir. Aslında yukarıdaki tarifte bu var. Siyaset kelimesi ile Hizmet kelimesi aynı anlama gelmektedir.

Buna göre DİN Hayatın kendisidir. Yemek, İçmek, Yatmak-kalkmak, İstek ve arzuların tamamı Dindir. Allah cc hayatın sahibi olduğu içinde Tek Din İSLAM dır.

Tüm insanlar İslam dinindendir. Bazıları kabul eder bazıları reddeder..
-Istılahlar Manayı bozmuştur

“Salaha” kök fiilinden ifti`âl babından mastar olan ıstılah, sözlük bakımından kaidenin zıddıdır ve uygunluk anlamını verir.

Hadis tarihiyle hayatımıza giren ıstılah kavramı her şeyi tersine çevirerek farklı anlam kazandırmıştır. Istılah olan anlam ve kavramı tersine döndürerek anlamlandırma işlemiydi.

Hadis tarihiyle alakalı olarak kültürümüze giren Istlah kelime Din kelimesini de ıstılahlaştırmıştır. Din kelimesine verdiği zarar “alan daraltması” olarak karşımıza çıkmaktadır.

Istılah Olarak Dinin Anlamı: "Yüce Allah`ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah`ın koyduğu hükümler." anlamındadır.

Bu anlamıyla din hem inanç konularını hem de amelî konuları kapsamaktadır. Din otomatik olarak inanmak ve amel etmek boyutuna düşürülmüştür. Halen dünyanın çok yerindeki Müslümanlar ve diğer insanlar dini böyle tarif eder ve böyle algılarlar. Türkiye ekseninde de din böyle algılanmaktadır.

Böyle bir “din” anlayışının olduğu toplumlarda din konusunda vatandaşlara çok şey anlatma imkanınız yoktur. Nitekim günümüzde bazı inançsız insanlar haklı olarak “din Allah ile kul arasındadır” demektedirler. İşte bu insanlar inansın veya inanmasınlar söyledikleri ıstılah kavramı ile fonksiyonu değiştirilen dindir. Yani bu insanlara bu imkanı veren “alim” tarih içerisindeki dediğimiz din bozucularıdır.

-Ed-din Hayatın Tümünü Kuşatan DİN
"Din" kavramı; "d-y-n" kökünden türeyen bir isimdir. Arap dilinde çok geniş bir anlamı vardır. Aynı zamanda bu kelime zıt anlamlı kelimelerdendir. Sözlükte "cezâ/mükafat, âdet/durum, itaat/isyân, hesap, zül, inkıyad, hüküm/kaza, galebe, kahr, isti`lâ, mülk, ferman, tevhît, ibâdet, millet, şeriat, vera`, takva, hizmet, ihsan, ikrah" gibi anlamlara gelir.

Lugattaki din anlamı hayatın tüm yönlerini kapsayan hayatın kendisi olan din anlayışıdır.

Müslümanlar hayatlarından “ıstılah” kavramlarını çıkartmak zorundadır. Istılah kelimesi ile dini bozanlar “meal” anlamlandırmaları ile de Kuran ı kerimi anlam olarak bozmuşlardır. Bugün yaratılış konusundaki meallendirmelerin tamamına yakını Tevrattaki Ademin yaratılış felsefesiyle anlamlandırılmıştır. Yıllardır Müftüler, Vaizler, İmam ve hatipler Adem AS ın kızlarıyla oğullarını birbirleriyle evlendirip insanlığın çoğaldığını bizlere anlatmadılar mı? Bu felsefe tavrattaki insanın yaratılış felsefesidir. Yaratılışla ilgili tüm ayetleri bu felsefeyle meallendirdiler. Bugün meallerimize bakınız tevrattaki insanın yaratılışını göreceksiniz.

Kur an ı kerimdeki insanın yaratılışı ile Tevrattaki insanın yaratılışı birbirinin zıddıdır. Bazı aklı evveller tevrattaki yaratılış ile kur an ı kerimdeki yaratılış birbiriniz tamamlıyor diye mealler üzerinden makaleler bile yazmışlardır. Belki de bu aklı evvel dediklerimiz kendilerine göre doğru olanı yapmışlardır. Çünkü günümüz meallerinde insanın yaratılışı tevrattan alınmış ve ayetler bu felsefe ile meallendirilmiştir. Zaten meal anlamlandırma demektir. Tercüme değildir.


-İnsan hayatı “Çekirdek ve Beden” Olarak İkiye Ayrılır

Ne olduğunu henüz bilmediğimiz çekirdek (nefs) şahitliğinde ilk yaratılış berzah aleminde olmuştur.

Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp nefslerini “özbenlik” şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz. (Araf 172)

Bu ayette özbenlik olarak adlandırılanın aslında ne olduğu henüz belli olmayan bir çekirdektir. Nisa suresi birinci ayetinde de bu çekirdeğin erkil ve dişil özellikli bir nefs adında bilinmeyeni görmekteyiz.

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, Aynı Nefs ten eşini var eden ve iki Cinstende pek çok erkek ve kadın meydana getirerek Yayan/Dağıtan Rabbinizden sakının. NİSA 1

Erkil ve dişil özelliğindeki öz benlik veya çekirdeğin şahitliğinde yaratıcı çeşit çalışma ile ilk yaratılışta bizlere bir film göstermiş ve sonrada bu benliğe veya bu çekirdeğe yönelik "elestübi Rabbiküm" demiştir. Bu sözden anlıyoruz ki yaratıcı yaratma, düzenleme, kanun koyma, terbiye etme, rızıklandırma, yönetme, yoketme- öldürme fiilerini bir şekilde anlattığını veya bir filmle de olabilir işlediğini ve ondan sonra da erkil dişil özelliği olan bu çekirdeğe bu öz e bu benliğe “elestübirabbiküm” ben sizin Rabbiniz değilmiyim sorusunu yönelttiğini görüyoruz.


İlk yaratılış ve ikinci yaratılış kur an ı kerimde insan suresinin birinci ayetinde anlatılmaktadır. 50 yaşın üstündekiler bilirler eskiden şöyle bir soru sorulurdu “ne zamandan beri Müslümansın Cevap Kalü-bela dan olurdu, Ne zamana kadar sorulurdu cevap ilanihayete kadar, yani sonunu Allah cc ın bildiği tarihe kadar diye cevaplanırdı.


“Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hîn) gelip geçti” (İnsan -1 )

İnsanoğlu tarih sahnesinde anılır bir hal aldıktan sonra devam ettirmek zorunda olduğu hayat ile karşılaşmaktadır. Hayatı kurgulayan aynı zamanda insanı da yaratan olması hasebiyle nasıl hareket etmesi gerektiğini belleklerinde zıpp lemistir.
-İnsanın Yeryüzünde Hayata başlaması

Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan, Aynı Nefs ten eşini var eden ve iki Cinstende pek çok erkek ve kadın meydana getirerek Yayan/Dağıtan Rabbinizden sakının. NİSA 1

-İnsan İmtihan Edilecek
Mükemmel bir yaratılıştan geçen insan mutlaka imtihana tabi tutulacaktır. Çünkü bilinenler arasında bu kadar mükemmel bir varlık henüz yok. Öyleyse bu varlık mutlaka imtihan edilmelidir ki bu kadar mükemmel yaratan Allah cc ı hatırlasın. İmtihan hatırlama ve hazırlanma demektir.

Yaratıcı insanı donatarak yeryüzüne gönderiyor ve daha sonra da insanın kendi neslinden elçiler göndererek kılavuzladığı insana hizmet etmeye başlıyor.


Öyle bir donatı ki bu donatıları hayatına taşıyabilmesi içinde iki tane görünmeyen lütufla besliyor "Vicdan ve zeka" vicdan iyiyi öneren ve sürekli olarak iyileri tercih ettirmeye çalışan emredicimiz gibi bir özellik. Zeka ise hareket enerjisinden sonra hayatın renklenmesini sağlayan enerjidir. Zeka vicdanla birlikte hareket ettiğinde elçiye ulaşacaktır.

Yaratıcı mükemmel yarattığı insanın kodladığı iyi ve kötü tanımlamasını elçiler aracılığı ile ortaya koyar. Elçilere gönderdiği Vahiyle bir takım kurallar koyarak bu kurallara uyulmasını ister. Bu kurallar imtihan kurallarıdır. Her kim bu kurallara uyarsa o kişi yaratıcıyı hatırlamış ve Ahiret hayatına hazırlanmaya çalışmaktadır demektir. Elçi ve Vahyin geliş sebebi imtihan kurallarını belirlemek içindir.

Yaratıcı tüm canlılara vicdan vererek hayatta olan ve canlılık hissi taşıyan herşeyin bir komplikasyon içerisinde olduğunu vicdanların aynılığı ile ortaya koymuştur. Bu durum bizlere yaratıcının “tek” ve herşeyi düzenleyen olduğunu gösteren belgelerdendir.

"O`dur ki, O yüce Allah`tır ki bütün göklerde ve bütün arzlarda (hayat olan âlemlerde yarattığı) her şeyi katından sizlerin (insanların) emrine musahhar kıldı. Muhakkak ki bunda düşünen bir kavim için âyetler vardır." (Casiye,13)

Tüm canlılardaki vicdan aynı, tüm canlıları yaratan aynı, Organik ve inorganik tüm görünmeyen ve görüneni yaratanın Allah cc olduğunu bildiğimizde hayatımızın koordinatlarını da yaratanın aynı olduğunu rahatlıkla anlarız.

-Hayatı Nasıl Yönetmeliyiz
Hayatın yaratıcısı Allah cc İlk olarak hayatı okumamız istenmektedir.

1- Yaratan Rabbinin adıyla oku!

2- O, insanı bir alekadan (embriyodan) yarattı.

3- Oku! Rabbin sonsuz kerem sahibidir.

4- O Rab ki kalemle yazmayı öğretti.

5- İnsana bilmediği şeyleri öğretti.

Yaratıcı bismillah diyerek hayatın okunmasını istemiştir. Hayat kitabı okunmalıdır
İkinci olarak İnsan incelenmeli ve İnsan kitabı okunmalıdır..

İnsandaki harikayı. İnsandaki Mükemmelliği. İnsandaki inceliği hayatın tüm yönlerinde kendisini gösteriyor.

Hayat ikramlarla doludur. Hayatı okuduğunuzda onda kainat kitabını göreceksiniz. Paket program halinde adeta harddisk gibi zıp lenmiş harikaları görme imkanına sahip olacaksınız. İşte o zaman kainat kitabını harddiskleştirene kulluk etme ihtiyacı hissedeceksiniz..Elde ettiğiniz ikramları yazarak duyuracaksınız..

Donatılarınızdaki vicdan zekanıza yardım edecektir. Hayatın sahibine ulaşmak isteyeceksiniz. Size en yakın olanı (elçiyi) bulacaksınız. Elçi sizi vahye götürecektir. Böylece vusalata ererek hem dünya hayatınızı hem de ahiri hayatı kazanmış mutlu etmiş olanlardan olacaksınız.

Öğreneceklerinizi not alacak ve insanlarla paylaşacaksınız. Kainata yüklenen bilgilerle elde edeceğiniz bilgiler örtüştüğünde ilim ortaya çıkacaktır. Bu ilim sizi hayatın sahibine götürecektir. İşte yukarıda bahsedilen din bu hayatın kendisidir.


İnsana Bilmediği Şeyleri Öğretti derken yazılı vahyi işaret ederek İnsanların beraberce okumaları gereken üç kitabın önemini anlatmaktadır.

Vahiy hayattaki imtihan kurallarını belirleyen ve insanların hayatlarındaki eksileri artıya çeviren ve insanları bir araya toplayan bütünleştiren rehberdir.

Yaratıcı Zeka enerjisi verdiği her canlıyı aynı zamanda özgür bırakarak ne yapacağını ve ne yaptığını takip eden sistemi kurmuştur. Zeka enerjisinin doğru kullanılması için kullanacağı kaynakları belirterek hizmetine sunmuştur. Çünkü insana zeka enerjisi verilerek özgür bırakılmıştır. Akletme ameliyesi ile tercih etme hakkına sahiptir. İnsana tercihlerini doğru yapabilmesi için türlü türlü yardımlarda bulunan Allah cc tüm sorumluluğu insana bırakmıştır. Aksi olsaydı İmtihan olmazdı. Sorumlu olmayan birisine hesap soramazsınız. İşte imtihan kuralları da bunun için konulmuştur.

-Zeka enerjisi Vicdan Donatısıyla Hareket Etmelidir
İnsan donatılarındaki zeka enerjisini kullanarak vicdanında zıp lenen kaynağa ulaşması halinde vicdan zekayı yönetecek ve hayatın tüm yönlerini zeka sahibine açacaktır. Vicdanına danışan bir zeka doğru istikamete girmiş bir bedeni taşıdığını hatırlayarak teknik uyarıcıları bulacaktır. Zira zeka da vicdan da gizemli donatılardır. Görünen bedenin teknik uyarıcıları elçi ve vahiydir. Zeka enerjisini kullanarak (aklettirme) vicdanına müracaat eden her zekanın taşıdığı bedeni teknik uyarıcılara ileteceğinden kimse şüphe etmemelidir. Teknik uyarıcılara ulaştırılan beden, mutlu olacak yola girmiş ve her iki hayatı da garanti etmiş demektir.


Berzah alemindeki ilk yaratılışın üzerinden uzun bir zaman geçtikten sonra erkil ve dişil özellikli çekirdekten dünya sahnesine erkekler ve kadınlar olarak ete ve kemiğe büründürülmüş şekilde imtihan için geldiğimizde başvuracağı kaynakları şöyle sıralayabiliriz
a- Vicdan
b- Zeka
c- Elçi
d- Vahiy
e- Sanatsal bilgi
f- Gözlemsel bilgi
g- Deneysel bilgidir.
Tüm canlılarda aynı özelliklerde olan vicdan insanlarda bulunan zekanın hareket kaynağıdır. Vicdani hareketler sürekli olarak yukarıdaki sıralama üzerinde şekillenirler. Bedenlerimizi yöneten vicdanımız bu sıralamayı takip etmekten men edildiğinde dünya hayatı kaotik bulanıma girerek yaşanmaz hale dönüşür.

Dünya bugün bu kaosta ve bunalımda, bu kaotik ortamın gereği olanı yaşamaktadır.
Bu kaos a müdahaleyi yapabilmek için hayatı olması gereken kulvarda yönetmek lazımdır.

Bu kaotik ortamda kaostan yana olanları da kuşatacak büyük bir yanlışı kaldırmalıyız.

Din kelimesiyle hayatın tüm yönlerinin kapsandığı bir atmosfer düşünmek mecburiyeti vardır. Yeme içme yatma kalkma gibi ferdi işlerimizden tutunuz adalet isyan hizmet hüküm gibi hayatın otorite boyutuna kadar her alan din olarak ifade edildiği için mücadelemizi geniş anlamda ve geniş alanlarda yapmak mecburiyetindeyiz. Yüzyıllardır Müslümanlar dine alan daraltması yaparak adeta hayatın dışına itmişlerdir. Böyle bir din inanışı kapitalist zalimlere yaradığı için dünya kapitalizmin pençesine düşmüştür.

“Dinlerini parça-parça, bölüp bölük-bölük fırkalara ayrılanlarla hiçbir ilgin olamaz ve şüphe yok ki onların bu hareketlerini Allah soracaktır Sonra da işledikleri işleri haber verecektir onlara”.( Enam 159)

Dinlerini parça parça yapanlara o din fayda sağlamayacaktır. Din hayatın kendisi ve hayatın tüm yönlerini kapsayan olarak düşülmesi ve inanılması gerekendir.


Istılah manaları ile dinin alanlarının daraltılması dine hayata vurulan en büyük darbedir. Yukarıdaki ayette Rabbimizin belirttiği gibi dinin alanının daraltılmasıyla başka ayrıştırmalara tabi tutulmuş bölünmüş parçalanmıştır. Din Sosyolojik olarak düşüncelere hakim olur. Düşüncelerimizdeki dinin tek alanı varsa o din o düşünceyi taşıyanı mutlu edemeyecektir.

Dinlerinden ayrılanlar, dinlerini, düzenlerini, kültürlerini ve medeniyetlerini, birliklerini parçalayanlar, tefrika içinde etkisiz itibarsız yaşayanlar, hizipleşerek ayrılık davası güdenler, birbirlerine düşmanca davranarak dinî ve insanî ilişkilerini kesen bölünmüş, baskıcı, zorbalarla, medeniyetten nasiplenmemiş kapalı toplumlar, taraftarlar haline gelenlerle İslam ümmetinin hiçbir hususta bir ilişkisi, bir benzerliği yok. Onların hesabının görülmesi Allah’a kalmıştır. Sonra Allah yapmakta olduklarını birer birer ortaya koyarak onları hesaba çekecektir.

Allah cc yukarıdaki ayette belirtildiği özellikleri taşıyanları İslam ümmetinin dışında değerlendirmektedir. Yani dinine daraltılan alanlardan bakanların aslında İslam ümmetiyle uzaktan yakından hiçbir ilişkisi yoktur.

Yaşadığımız dünyadaki herşeyin hizmetimize verildiğini unutmayarak tüm canlı ve cansız varlıklara saygımızı eksik etmeyeceğiz. Sinekler, böcekler ve bizim göremediğimiz milyonlarca canlının İnsanın hizmetinde olduğunu unutmamalıyız. Teknik uyarıcıları hayatından çıkartan düşünce dünyevileşecek ve dünya hayatından başka hayatı algılama özelliğini kaybedeceğinden yeryüzünde herşeyin kendisine ait olması yönünde yeryüzünü ifsad edecektir.

Bugün yeryüzünü ifsad edenler kapitalistlerdir. Kapitalizmin gelişmesi insanoğlunun bilmesi gerektiği halde bilmediği veya öğrenilmesinin engellendiği üç şeyden kaynaklanmaktadır.

a- Nasıl bir Allah cc a inandıklarını bilmemekte
b- Nasıl vie dine inandıklarını bilmemekte
c- Nasıl bir yaratılıştan geçtiklerini bilmemektedirler
Din hayatın kendisi olduğunda vahyin yeri de belli olmaktadır. Vahiy hayatın imtihan özelliklerinin ve imtihan kurallarının doğru istikamette gitmesine katkı sağlayan rehberdir. Hayat vahiyden daha geniş ve daha kuşatıcıdır. Vahyin çevresinde organize edilmeye çalışılan hayat daraltılmış bir hayat olacağından hem bedenleri hem de vicdanları rahatsız edecektir. Vahiyde olmayanı hayatınızdan sıyırmak istediğinizde düşüncelerinizi kendinizi bile ifade edemez duruma gelirsiniz.


Hayatımızı yönetirken teknik uyarıcı olan vahyin etrafında yeni bir hayat kurgulamaya çalışmak yerine hayatımızın eksilerini vahyin telkinleri ile artıya geçirerek olması gerekeni yapmalıyız. Vahyin etrafında kurgulanmak istenen hayat yeni kaotik düşünce ve eylemlere sebebiyet verecektir. Düşünceleri eğiterek Bütünleştiren, toplayan özelliği olan vahiy bu sefer ayrışma özelliğine dönüşecektir. Nitekim Müslümanlar bunu yaşamaktadırlar.

İlk yaratılan hayattır. Sonra insanlar yaratılmıştır. Sonra da bu insanlardan bir tanesine peygamberlik verilmiştir. Sonra da vahiyle desteklenmiştir. Vahyin öğretisi bu yöndedir.

Vahyi hayatın merkezine alarak yeni bir hayat kurgulamak vahyin öğretisinden mahrum kalanlar için başvurabilecekleri yöntemler olabilir. Nitekim bugün bu yönde düşüncelerde yok değil.

“Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsindir”.(Kalem 4)

Allah cc daha vahyin ilk yıllarında yani kalem suresinin indiği yıllarda Hz. Muhammedin ahlakini övmektedir. Bazılarına göre Hz. Aişeden rivayet edilen bir hadise göre Hz. Muhammedin Ahlakı sorulduğunda “onun Ahlaki Kur andı” dediği rivayet olunur. Oysa henüz kur andan az sayıda ayetler gelmişken Allah cc onun Ahlakini övmesi Hz. Muhammedin donatılarına göre, yani zekasına ve Vicdanına göre hareket ederek hayatı okumasıyla elde ettiği fıtrat bilgisinin desteklendiği “Şüphesiz sen büyük bir ahlaka sahipsin” ifadesidir.

İşte böylece sana da emrimizden bir rûh vahyettik. Halbuki senin elde ettiğin ve inandığın bilgiler, kitabı bilgiler değildi. Lâkin Biz onu, kullarımızdan dilediklerimize doğru yolu gösteren bir nûr kıldık. Sen gerçekten insanlara doğru yolu gösterirsin. (Şura 52)

Allah cc Hz. Muhammedin kendisine vahiy gelmeden önceki kırk yılında zeka enerjisini çalıştırarak vicdan donatısından azami ölçüde istifade ettiğini ve elde ettiği bilgilerin doğru bilgiler olduğunu yukarıdaki ayette belirtmiştir. Zeka enerjisinin vicdan donatısıyla buluşturulmasından sonra sırasıyla sanatsal bilgi ve gözlemsel bilgilerle elde edilen şeyi Allah cc “Ahlak” olarak ifadelendirmiştir.

Doğru zeminde doğru hareketler yapıldığında şüphesiz ki hayatı okuyabilecek her türlü imkanlara sahip olduğumuzu göreceğiz. Buna göre bir kimse hayatının hiçbir evresinde teknik uyarıcılarla (elçi ve Vahiy) muhatap olmazsa bile yaratıcıyı bularak ona hiçbir şeyi ortak koşmayabilir.

Hayat içerisindeki imtihan noktaları ise yaratıcıyı hatırlamak ve vadettiği Ahirete hazırlanmak içindir. Helal ve haram kültürüyle şekilsel ritüellerle yaratıcıyı hatırlıyor ve onun vadettiği ebedi hayata hazırlanıyoruz. Zeka enerjisini vicdan donatısı ile harekete geçirenlerin bedenleri hayatı yaşarken hiç zorlanmayacakları gibi dünyanın heryerinde huzur ve mutluluk sergilenmesi içinde mücadele edeceklerdir. Asr-ı saadetin bileşenleri böyleydi.

Kur an ı kerim imtihan noktaları ve kurallarını açıklayan bir rehberdir. Hayatın içerisinde bir görevi yerine getiren vahiy kendisine yükleyeceğiniz hayatı kurgulamak gibi görevleri yerine getiremeyecektir. Çünkü hayat kuşatıcıdır. Tüm varlıkları kuşatan hayatı (din), sadece imtihanı kabul edenlere imtihan kurallarını açıklayan rehber ile yeni bir din (hayat) organize edemezsiniz.

İlk emir IKRA dır. Ikra hayatı okumayı önermekte ve emretmektedir. Vahyin gölgesinde oluşturmaya çalışacağınız yeni hayat yaratıcı tarafından kabul edilmeyeceği gibi imtihan kurallarının rehberi olan vahyi çaresizlik içerisinde bırakacaktır. Bu bağlamda yapılacak çalışmalar yeni çaresizlikler yeni sorunlar üretecektir. Nitekim bugün bu çaresizliği yaşamaktayız.

-Geldiğimiz Nokta Maalesef burasıdır
Kur an ı kerim düşünsel birliğin sosyolojik boyutta sağlanması için önemli bir görevi üstlendiği halde kur an ı kerimi rehber edinenlerin sosyolojik vahdet yerine ayrılığa düşmeleri kendi tezlerini çürütmektedir. Oysa ilk ayette bahsedilen hayatı okuyabilseydik ve hayatı anlamaya çalışabileseydik işte o zaman bu ayrılıkların olma ihtimalini asgariye indirecektik. Vahyin çevresinde bir hayat kurgulamaya çalışmaktansa hayatın eksilerini vahiyle artıya geçirmek doğru olanı yapmak olacaktır.

Kuran ı kerim toplayan bir araya getirendir. Oysa bugün Kur an ı kerim diyenlerin ayrılıkları söz konusudur. Hergün okuduğumuz Kur an bizi bütünleştirmemekte bilakis yeni ayrılıklara sebebiyet vermektedir. Burada sorun Kur an ı kerimde değil sorun kur an ı kerimi olması gereken yerde değerlendirmeyenlerdedir.

Okuyoruz okuyoruz ancak topluma verebileceğimiz örneklik “bilgi yüklü beygirlerden” başkası olamamaktadır.

Hayatı okuyup hayattaki insanların eksilerini vahiyle artıya geçirmeleri gerekmektedir. İlk emrin Ikra hayatı okumak olduğunu unutmamalıyız. İlk surelerde Resulüllaha verilen hayat derslerini unutmamalıyız. Aksi halde Müslümanlar boşa kürek çekmiş olmaya devam edeceklerdir.

“Sen yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın fıtratına çevir. O, insanları ona göre yaratmıştır. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. İşte sağlam din bu dindir. Ama insanların çoğu bunu bilmezler.” (Rum 30)

İnsanların ve Toplumların hayatlarını düzenleyen kanun, kural ve uygulamaların tüme din olduğu gerçeğiyle, İnsan yaratılmadan önce insanın yeryüzünde yaşayacağı asgari ve azami sosyal ve psikolojik kuralların tümü yaratılmış buna Ed-din denilerek hayatın tüm yönlerini kapsayan bir düşünce ve pratik sistem meydana getirilmiştir. Bu sistemin adına din denmiştir.

-İnsan Bu Sistemin Bir Parçasıdır
Yemek, içmek, yatmak, kalkmak, istek ve arzular, hayat sürecinde geliştireceği otoriteler ve ictimai ilişkileri insanın sosyal hayatı ile ilgili olan ve olmayan her şey din kelimesinin atmosferine girmektedir.

Hava, su bitkiler, hayvanlar ve bunların hayat sürmesi için yaratıcı tarafından konmuş tüm sistemler din kelimesi ile ifade edilir. İnsan ve kainat dinin birer dişlileridir. Ayrı düşünülemezler.

Kainatın yapısal taşları olan fizik, kimya ve biyoloji ed-din dahilindedirler.
Başka bir deyimle din eşittir hayat, eşittir dünya, eşittir kainat olarak bilinmelidir.

“Allah indinde tek din islamdır”
Tek hayat "DİN" vardır ve onun adı da islamdır. Yani kainatta her şey yaratıcıya teslim olmuştur. İnsan nankör olduğu için teslimiyette kusur etmektedir. İnsanın dışındaki tüm görünen ve görünmeyen varlıklar yaratıcıya teslim olmuş onu anmakta ve onu tespih etmektedirler.

Kim İslamdan başka DİN ararsa ondan asla kabul edilmeyecektir. 
Din ile ilgili ayetlere baktığımız zaman Allah cc ın dininden başka din olamayacağını ve hiç kimsenin böyle bir hayat kurgulayamayacağını bildirdiğini görmekteyiz. Böyle bir iddiası olanların dünya da belki birilerini kandırabileceği ancak Ahirette iddia ettiği dinin boş olacağı ortaya çıkacaktır. İnsanlara farklı hayat çizenlerin kainattaki sistemi gözardı edemeyecekleri bilinmelidir. Dinin bir bölümünü alarak toplumlara din diye yutturmaya çalışanların oyunu vahiyle son bulmaktadır. Dünya hayatında iken hayatın eksilerini vahiyle artıya geçiremeyenler kaybedenler olacaklardır.

İnsanoğlu, tarih süreci içerisinde “din” düşüncesini kainattan ve hayatın tüm yönlerinden soyutlayarak tek alana hapsettiği için dünya kan ve göz yaşından başka bir şey görmemektedir.

Din kendi kulvarında değerlendirildiğinde insanın hayatının tümü bu düşünce sistemi içerisinde olur.

Eğer sizin yönelişiniz/duanız yoksa yaratıcı size ne diye değer versin. Oturduğun yerde yürüdüğün zamanda çalıştığın mekanda her an bir düşünce sistemi içerisinde hayatın ibadetle geçmektedir.Her yerde yöneliş mecburiyeti vardır. Allah cc yönelmeyenlerin başka şeylere yönelecekleri mutlaktır.

İslam toplumuna din olarak anlatılanlar aslında imtihan için konulan kurallardır.
Allah fiilleri yaratır. Fiilleri failler şer veya hayr konuma getirirler. Faillerin imtihan edilmesinin sebebi ise dünya hayatının farkında olmaları gerektiğindendir. İnsanlar fiilleri işlerken tercihlerini yaratıcının koyduğu kurallar çerçevesinde yaptıklarında işledikleri fiil hayırlı bir fiil olmuş olmaktadır. İnsanoğlu hiçbir kural tanımayarak fiilleri işlediğinde o fiil onun için şer/kötü olabilmektedir.

Yaratıcı sürekli hatırlamamız için bizi imtihan etmektedir. Hatırlama işi ise bize mutluluk vermekte ve dünya hayatımızdaki zorlukları aşmamıza yardımcı olmaktadır. İmtihandan bihaber olanların dünya hayatını tek hayat olarak görmekte ve iç huzursuzluğunu dışa vurarak tüm dünyaya huzursuzluk vermektedir.

Namaz, Oruç, Zekat ve Kurban gibi şekilsel ibadetler biz insanların Yaratıcıdan başkasına tapmadıklarını sembolize etmek içindir. Allah cc hatırlayanlar vahiyle belirlenen ritüellere uyarak Ahiret hayatına hazırlanırlar. Şekilsel ve düşünsel ibadetlerin tamamı Allah cc hatırlama ve hazırlanmak içindir.

"Biz kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirler, nankörler için zincirler, demir halkalar, körüklenen, alev püsküren, dehşetli Cehennem ateşi hazırladık"(İnsan 4)

Bugün Dinin sosyal ve psikolojik yönü insanın hayatından çıkartılmıştır. İnsanlar tutsak kalmışlardır. İnsanın özgürlüğü vahiyle garanti edilmiş iken Müslümanlar başta olmak üzere vahyin özgürlük alanına girebilecek boyutta bir düşünme oluşumundan söz edemiyoruz. Vahyin gücü raflarda Mushaf kapaklarının arasında beklerken insanoğlu paranın gücüne (kapiatlizme) teslim olmuştur.

Yeryüzünde kuracağımız otorite ile adaleti sağlamakla emrolunan insanoğlu maalesef bunu başaramamıştır.

Adalet adli yargı ile hakim kılınmaz. Adalet gelir dağılımı adaleti ile hakim kılınır. Hz. Muhammed s.a.v. min uyguladığı sistem Adaletin Gelir Dağılımında düzenlendiği/sağlandığı sistemdir.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 6945

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.