Bugün: 24.04.2018

Mekke ve İnsanın İmtihanı

Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir.

İnsanın ilk Yaratılışı ve imtihanı
Bugün Müslümanların Bildiği Yaratılışın Kaynağı Tevrattır. Kur anı kerim İlk yaratılan insanların kadın ve erkelerden oluşan bir topluluk olarak çoğaltılıp yeryüzüne yayıldığını söylemektedir. Yani ilk insan topluluğundan olan Adem AS ilk peygamber seçilmiş ve yeryüzündeki hayat Adem üzerinden günümüze kadar yürütülmüştür. İlk yaratılan tek kişi değil tek nefsten yeryüzüne yayılan sayıları bilinmeyen kadınlı erkekli bir topluluk olarak bildirilmektedir. İnsanoğlu yeryüzünde hayata başladığında bu insanların imtihan için yaratıldıkları hayatlarında nelere dikkat etmeleri gerektiği peygamber olarak seçilen ve imtihana tabi tutulan Adem ile eşi havva üzerinden yapıldığı görülmektedir. Aşağıdaki Tevrat bilgileri doğru olmuş olsaydı kardeş kardeşe evlilik olacak ve bu evlilik sistemi günümüze kadar devam etmiş olacaktı..Çünkü Allah cc sünnetinde bir değişiklik olmaz. Eğer Allah cc bir değişiklik yapacak olursa onuda Yahudilerle ilgili olduğu gibi bizlere bildirirdi. Böyle bir değişiklik olmadığına göre kardeş kardeşe evlilik söz konusu değildir. Ayrıca tek kişi yaratılmış ve ondanda bir kişi daha yaratılmış olsaydı yeryüzünde iki kişi olacak veya onların çocuklarıyla beraber az sayıda ve tek aileye bağlı kişiler olacak ve bunlara da peygamber gerekmeyecekti. Örneğin Adem Peygamber Havva hem eşi hemde peygambere tabi olacak tek kişi olmuş olacaktı. Bu durum sosyolojik olarak mümkün olmayan bir durumdur.

Allah cc Nisa suresi birinci ayetinde ilk yaratılan bir topluluk olduğunu zaten ilan ediyor.

“Ey İnsanlar Hayret ederek; sizi (erkil dişil özelliği olan) Tek/bir nefs’ten, (öz’den, çekirdek’ten, benlikten, can’dan cevher`den) yaratan, ondan (aynı Nefs`ten) eşlerinizi/cevzelerinizi de üretip kadın ve erkekler olarak çoğaltıp yeryüzüne yayan Rabbinizden sakının”. (Nisa 1)

Tahrih edilen tevrattaki bilgi Vahyi kur an ile çelişmektedir.

RAB Tanrı Adem`i topraktan yarattı ve burnuna yaşam soluğunu üfledi. Böylece Adem yaşayan varlık oldu. ( Tevrat-Yaratılış / 7 )

RAB Tanrı doğuda, Aden`de bir bahçe dikti. Yarattığı Adem`i oraya koydu. 9 Bahçede iyi meyve veren türlü türlü güzel ağaç yetiştirdi. Bahçenin ortasında yaşam ağacıyla iyiyle kötüyü bilme ağacı vardı. ( Tevrat-Yaratılış 8-9 )

RAB Tanrı Adem`e derin bir uyku verdi. Adem uyurken, RAB Tanrı onun kaburga kemiklerinden birini alıp yerini etle kapadı. 22 Adem`den aldığı kaburga kemiğinden bir kadın yaratarak onu Adem`e getirdi. ( Tevrat-Yaratılış / 21 )

Yukarıdaki tahrif edilen tevrattaki adem kıssası ne yazık ki kur an ı kerime rağmen İslam düşüncesi olarak bilinmektedir. Oysa bu vahyi kur an ile çelişmektedir.

İlk yaratılan topluluğun hayata başlamasıyla kendilerini Allah cc bağlı kılacak, yaratıcı tarafından bir lütuf olarak aynı cinsten elçi gelmesi gereken bir sistem kurgulanmıştı. Bu elçinin de ilk yaratılan topluluktan seçildiği ve bu kişininde ilk olarak imtihana tabi tutulduğunu görmekteyiz.

“Ey Âdem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (Araf, 19)”

Bu ayette geçen cennetin mahşer günü hesaptan sonra getirilecek olan cennet olmadığını düşünüyorum. Ayette geçen cennetin Arap yarımadasında Arabistan sınırları içerisindeki “taif” olabileceğini düşünüyorum. Tabii bu benim görüşüm zira elestü-birab-biküm sözleşmesine kalu bela şahidna diyen insanın dünyada imtihan edildikten sonra cennete veya cehenneme gireceğini diğer ayetlerden anlıyoruz. Cennet güzel bahçe anlamında kullanılan bir kelimedir. Taif her türlü sebze ve meyvenin yetiştiği bir yerdir. Adem ile havvanın yeryüzüne yayılan insan topluluğundan sadece ikisi olduğunu ve taifte hayata başladıklarını düşünüyorum.


Her türlü meyve ve lezzet orada yetişmektedir. Allah cc orada bir ağacın meyvesinden yenilmemesini istediğini görmekteyiz. Bakara, Taha ve A’raf sûrelerinde geçtiği itibari ile Allah o ağaca “yaklaşmayı” yasaklamıştır. Ancak Taha Sûresindeki habere göre yasak işleminin çiğnenmesi ve hata vuku bulması o ağaçtaki meyveyi yemek sureti ile gerçekleştiği anlaşılıyor. Bu noktada ise lâtif bir mana kendini gösteriyor.

Şöyle ki: Yasaklanan bir ağaç vardır ve bu ağacın da karşı konulmaz derecede bir meyvesi vardır. Hz. Adem ve Havva bu ağaca yaklaştıkları takdirde o meyvedeki cezbe onların iradesini yemek yolunda sarf etmelerine sebep olacaktır. Zira meyve çok etkili bir çekim özelliğine sahip, çok kıymetli bir meyvedir.

Meyve insan ve insan nesli için o kadar değerli ve kıymetlidir ki, Allah’ın yasak emrinde de bu açıkça görülür. Zira Cenâb-ı Hak daha işin başında ağacı ve meyveyi yasaklamak yolu ile Adem ve Havva’nın meyveye karşı istek, arzu, merak duygularını tahrik etmiştir. İnsan psikolojisine göre yasaklanan bir hususa dikkat, merak ve ilgi artar.

İşte orada bir ağaç ve ağaç üstünde çok garip bir meyve vardır. O bahçenin (cennet) o yerleşim yerinin her türlü nimetlerinden istifade ederlerken niçin bu meyve yasaklanmıştır? Bunu yasaklamaktan amaç ve hedef nedir? Üstelik meyvede hem Havva, hem de Adem’in his ve duygularını kendine çeken çok ilginç bir cezbe ve çekim hali vardır. Hem yasak, hem şiddetli bir cezbe nasıl bir haldir? İşte böyle bir duygu etkileşimi içinde yasak meyve ile bu beldenin (taif) bu iki insanı arasında gizli ve kopmaz bir bağ oluşur. Bundan sonra İblis devreye girer ve malûm sonuca doğru bir seyir gelişir.

Her peygamberin peygamberliğe bir hazırlık evresi vardır. Ademin de peygamberliğe hazırlanması evresinde ufak bir imtihanla sınanması doğal bir sonuç veya işlemdir.
"Birbirinize düşman olarak -yeryüzüne- ininiz, sizin için yerde bir zamana kadar bir ikametgâh, bir faydalanma vardır."Araf 24

"Birbirinize düşman olarak inin" mealindeki ifadede söz konusu olanlar, Adem, Havva ve iblis/şeytandır. Bunlar üç kişidir, onun için “inin”anlamına gelen “ihbitû” emir fiili, çoğul olarak kullanılmıştır. Fakat asıl düşmanlık Hz. Adem ile şeytan arasındadır, Hz. Havva ise, Hz. Adem’e tabidir. Bu sebeple, Ta Ha Suresinin 123. ayetinde sırf ikisine hitap edilmiş ve”ihbita” tensiye/ikil kipi kullanılmıştır.


Adem ile havvanın birbirlerinden ayrılıp ayrılmadığı noktasında pek açıklama yoktur. Yani taif Arap yarım adasının en yüksek yerlerindendir. Oradan daha aşağılarda bekke (mekke) de beraber yaşamış oldukları ve bugün KABE olarak Allah cc Beytim dediği binanın Adem ile Havvanın kendilerini sıcaktan korumak için yaptıkları ilk bilinen veya bize ulaşan ev olduğunu düşünüyorum. kabe binasında bulunan ve Cennetten getirildiği iddia edilen Hacerul Esved taşınında iddia edildiği gibi cennetten getirilmesi söz konusu değildir. Hacerul esved Hz. Ademden beri elçileri temsil eden silsile taşı olduğunu düşünüyorum..

Bekke (mekke) imtihan edilmek için özel olarak şekillendirilen bir belde olduğunu düşünüyorum. Her tarafı dağ ve kayalardan oluşan Bekkede neredeyse hiç toprak bulunmamaktadır. Üstelik ilk insanların yaşadığı dönemlerde kayaların aşınmadığını ve bugünkü kum şeklindeki topraklarında o gün olmadığını düşünüyorum. Oldukça zor şartlarda hayat sürdürülecek olan bir belde olduğunu düşünüyor ve günümüze endekslediğimizde görüyoruz. Yağmurun az yağdığı güneşin oldukça etkili olduğu bu coğrafyada hayat neredeyse imkansız gibi görünmektedir. İlk yaratılan insan topluluğuna peygamber olarak seçilecek Ademin bu zor şartlarda yaşayarak kısa bir süreliğine de olsa imtihan edildiğini ve düşünüyorum. Bu konuda anlatılanların hiç bir belgesi hiç bir delili yoktur.

Hindistandaki Ceylan (srilanka) ya Ademin, Arap yarımadasında Bekkeye bir saatlik mesafedeki Cidde (jeddah) ye Havvanın bırakıldığı noktasındaki bilgiler sadece ve sadece söylentilerden ibaret hikayeler olduğunu düşünüyorum. Arafat Mekkenin hem yaylası hemde zengin bahçesi olabilir. Çünkü tarihi kaynaklarda arafat dağı yerine arafat ovası deyimleri kullanılmaktadır. Bugün tarihi kalıntılara ve Hz. Muhammedin uygulamalarına baktığımızda Arafat Hz. Ademin Mina ve Muzdelife Hz. İbrahimin Mekke de Hz. Muhammedin yaşadığı yer gibi gözükmektedir. Ancak her üç isminde ortak özelliği Mekke dir.

Tekrar edecek olursak yaratıcı dünyada bekke (mekke) yi imtihan beldesi yaptığı ve imtihanı kazananları da ödüllendirdiğini görmekteyiz. Toprağı olmayan suyu olmayan bir beldede yaşayacak ve Rabbinden bağını kesmeyecek olanların taifteki toprak ve iklim zenginliğinin çok farklısını bekke (mekke) ye insan zenginliği olarak vererek tüm dünya insanlarını buraya getirmiş ve bu beldenin dünyanın en dinamik ticaret merkezi olmasını sağlamıştır.

Bu noktadkai tüm hikayeleri topladığımızda Ademe peygamberlik verilmesinden sonra dünyanın her yerinden insanların bu beldeye kın ettikleri ve bu beldenin (bekke) u şekilde zenginleştirildiğini düşünüyorum.

Hz . Âdem Aleyhisselam Duası : 
"Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik,eğer bizi bağışlamaz ve bize rahmetinle muamele etmezsen muhakkak ziyana uğrayacaklardan oluruz." (Araf ,23)

“Bir zamanlar İbrahim, İsmail ile beraber Beytullah’ın temellerini yükseltiyor. (şöyle diyorlardı) Ey Rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur: Şüphesiz sen işitensin, bilensin”. (Bakara Suresi – Ayet: 127)

«Sonra Rabbi onu seckin kildi; tevbesini kabul etti ve dogru yola yöneltti »(Ta`ha, 122)

Adem aleyhisselamın Mekke-i Mükerrem’de Ebû’l Kubeys dağında defnedildiği hikayesi bana göre doğruluğa yakın hikayedir.

Bugün Mekke diye bilinen şehrin asil adı “bekke”dir. 
Harem bölümü ilave edildikten sonra her ikisini karşılayan Mekke adı kullanılmıştır.Bazı kaynaklar Mekke`nin, hem şehir hem de Kabe`yi karşılayan bir isim olduğunu belirtirken, Dilbilimciler ise Mekke ile Bekke`nin aynı şeyi ifade ettiğini kabul etmektedirler. Mekke ve Bekke, Babil dilinde `ev` anlamında kullanılmaktaydı. Mekkelilerin ev stillerine baktığımızda Kabenin buna uygun bir stilde olduğunu görmekteyiz. Adem AS min Peygamberliğinden sonra bu evin İbadethane olduğunu düşünüyorum. Vahyi kur an ayeti de sanki bu düşünceyi doğrular gibi..

"Şüphesiz, insanlar için kurulan ilk ibadet evi elbette Mekke’de, âlemlere rahmet ve hidayet kaynağı olarak kurulan Kâ’be’dir".

Mekke şehrinin bilinen geçmişi “MÖ 2000” li yıllara kadar uzanan eski bir şehirdir.

Mekkenin kudsallığı insanlığın burada imtihan edilmesiyle başlamıştır. İlk İmtihan İlk Peygamber Olan Hz. Ademle Başlamış. İbrahim “AS” la devam etmiş ve son peygamber Muhammed SAV ile son bulmuştur.

İbrahim AS min çocuğu olmadığı için eşi sare başka bir kadınla evlilik yapmasına müsaade etmiş hatta öncülük etmiş Hacer`den İsmail adında bir erkek çocuğu dünyaya gelirce ilk eşi Sare önceden evet dediği halde bu durumu kabullenemez ve Hacer ile İsmail`i yanından uzaklaştırmasını ister. İbrahim ikisini alarak Allah`ın kendisine bildirmesiyle bugün Mekke`nin bulunduğu alana getirir. Onları buraya bırakır ve geri döner. Çorak ve ıssız bir vadide yalnız kalan anne ve oğlu buraya yerleşir. Hacer, Oğlu İsmail İçin Su Aradığı sırada Allah tarafından Lezzetli su “Zemzem” denilen pınar fışkırır. Zamanla ticaret için bu bölgeden geçen Arap kabilesi Cürhümiler , Zemzem adı verilen su kaynağının yaşanılır hale getirdiği bu yere yerleşerek şehrin ilk sakinleri olurlar. İbrahim daha sonra tekrar buraya gelir ve Allah`ın bildirmesiyle oğlu İsmail`le Kabe`yi inşa eder. Bu zamandan itibaren Kabe bir hac yeri olarak belirlenir ve İbrahim peygambere inananlarla Arap kabilelerin ibadet merkezi olur. Arafat dağı Adem AS inzivaya çıktığı yer olarak bilinir. Mina İbrahim AS mın imtihan edildiği bir yer bu imtihani engellemek isteyen iblisin taşlanarak gözlerinin bir tanesinin kör edildiği yerin muzdelife, mina ve arafatın Bekke (mekke) nin yanıbaşında olduklarını gördüğümüzde imtihan beldesinin kıyamete kadar ziyaret edilmesi vahyi kuran ayetiyle istenmiştir.

Bugün Mekke (bekke) kapitalizmin ağına düşmüş açlıkla imtihan edilen o insanların açlığını ve hayat şartlarındaki zorluğu ziyaretçiler tadamaz hale gelmiştir. Zemzem tover ve Hilton gibi kapitalistlerin oluşturduğu otellerde 50-60 çeşit yemek verilir ve lüks yataklarda yatılırken zemzem tover`in Hilton tarafındaki zemin girişinde fakir hacıların bulgur çorbasını poşetlere koyarak geldikleri ve ekmek bandırıp yedikleri iki farklı Mekke ile karşı karşıyayız.

Oysa Rabbimiz bizden böyle bir uygulama istememektedir. Kapitalizm Mekkede yasaklanmalıdır. Otellerin yerine Mina da olduğu gibi çadırlar kurulmalı ve sıcak yemek pişirilmemelidir. O insanlar o şartlarda yaşayarak Rabbimizin imtihanını kazandılar biz ise lüks otellerde 50-60 çeşit yemeklerle klimalı odalarda lüks banyolarda hangi imtihanı kazanacağız ki..

Bugün Müslümanların ne haccı ve nede Umresi geçerli değildir. TUR şirketleri bu gerçekleri görmezden gelerek vatandaşları "motive" etmeye çalışmakta ve doğru olmayan uyduruk hikayelerle ceplerindeki paraları emmektedirler. Bu şirketlerin başını da Diyanet İşleri başkanlığı çekmektedir.

Oysa Tur şirketlerindeki Rehberler Mekkenin açlıkla imtihan edilenlerin imtihanı kazandıkları bir belde olduğunu anlatmalı ve imtihan kazanmak isteyerek oraya giden/gelen Müslümanların birkaç günde olsa imtihanı kazananların yaşadığı zor şartları yaşamaları gerektiğini anlatmaları gerekmektedir.

Uluslararası kapitalizm Müslümanların ceplerindeki parayı cennet vaat ederek sömürdüğünü düşünüyor bu konuda ciddi çalışmaların yapılması gerektiğini inanıyorum.

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3385

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.