Bugün: 19.06.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Madenci Yürüyüşü ve Zonguldak

Madenci Yürüyüşü ve Zonguldak

Hayır Gördüklerimizde "Şer" Şer Gördüklerimizde Hayır olabilir

MADENCİ YÜRÜYÜŞÜ

30 kasım 1990 - 6 şubat 1991 arasında 70.000 maden işçisinin gerçekleştirdiği, yıldırım Akbulut`u koltuğundan eden, Türkiye işçi sınıfı tarihinde gerçekleşmiş en büyük işçi kalkışmalarından biridir. gelişimi şu şekilde olmuştur:

"Zonguldak’taki Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) ve Maden Tetkik ve arama (MTA) işyerlerinde örgütlü olan Türk-iş’e bağlı genel maden işçileri sendikası (GMİS) ile işveren arasında 48 bin işçi için sürdürülen toplu sözleşme görüşmelerinin uyuşmazlıkla sonuçlanması üzerine, sendika 30 kasım 1990’da başlamak üzere grev kararı aldı. 

Grev, 30 Kasım günü çeşitli siyasi partiler, meslek kuruluşları ve kitle örgütlerinin desteğiyle başladı. Zonguldaklılar ilk gününden itibaren greve aktif bir biçimde katıldılar. İlk günkü miting daha sonra her gün tekrarlandı. 

Hükümetin kamu açıklarını kapama gerekçesiyle bu tür kamu işletmelerinin tasfiyesini öngörmesi, özelleştirme politikaları ve genel olarak işçi ücretleri konusundaki tutumu, Zonguldak’taki uyuşmazlığın boyutlarını genişletti ve kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı. Savunduğu ekonomik politikalar ve greve karşı tutumu nedeniyle cumhurbaşkanı Turgut Özal bu mitinglerde işçilerin başlıca hedefi haline geldi. 

İşveren 4 Aralık’ta lokavt ilan etti. 

Hükümet, bu arada Madenlerin işçiler tarafından işletilmesi önerisini gündeme getirdi. Sendika, öncelikle ``işletmenin tüm borçlarının ödenmesi, kıdem tazminatı karşılıklarının bir yerde bloke edilmesi, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri’ne dünya fiyatlarının çok altında kömür satılmasından doğan zararın karşılanması ve havzanın durumunun iyileştirilmesine yönelik projelerin uygulanması`` koşuluyla bunu kabul edeceğini açıkladı. 

13 Aralık’ta çalışma ve sosyal güvenlik bakanı İmren Aykut ile GMİS Genel başkanı Şemsi Denizer arasında yapılan görüşmede, Aykut, madenlerin kapatılmayacağı garantisini verdi. 

14 Aralık’ta çeşitli sendikalara üye 100 bin işçi, Zonguldak maden işçilerine destek vermek amacıyla 2 saatlik iş bırakma eylemi yaptı. 

22 Aralık`ta GMİS tarafından ``Ankara`ya yürüyüş`` kararı alındı. 

3 Ocak 1991’de Türk-iş tarafından düzenlenen 1 günlük işe gitmeme eylemi yapıldı. 

4 Ocak’ta işçileri Ankara’ya götürecek olan otobüslerin Zonguldak’a hareketleri ve kente girmeleri güvenlik güçlerince engellendi. Bunun sendika genel başkanı Şemsi Denizer, işçilere Ankara’ya yürüyerek gidileceğini duyurdu ve yürüyüş aynı gün GMİS merkezinden başlatıldı. işçi ailelerinin de katılımıyla sayıları 70 bine ulaşan yürüyüşçüler, ilk gün Zonguldak’a 33 km uzaktaki Devrek’e vararak geceyi burada geçirdiler. 

5 Ocak’ta başbakan yıldırım Akbulut, GMİS Genel başkanı Denizer ile Bolu`da görüştü, ancak bir anlaşma sağlanamadı. Devrek’ten çıkarak yürüyüşe devam eden işçilerin yolu Dorukhan tünelinde komando birlikleri ve çevik kuvvete bağlı polislerce kesildi, ancak yürüyüşçülerin kararlılığı karşısında güvenlik güçleri yolu açtılar. Daha sonra Bolu’nun Mengen ilçesine ulaşan madenciler ve aileleri burada hükümet karşıtı gösteriler yaptılar. 

6 Ocak`ta Zonguldak-Mengen yolu kesilerek yürüyüşçülere battaniye, ilaç ve yiyecek gönderilmesi engellendi. Mengen’den Ankara-İstanbul karayoluna doğru hareket eden yürüyüşçülerin yolu yılancık köprüsüne 200 m kala jandarma komandoları ve polis tarafından kesildi, yol dozerlerle kapatıldı. Denizer ve sendikacılar, bolu valisi ve diğer yetkililerle görüşmek için barikatın diğer tarafına geçti, binlerce yürüyüşçü barikat önünde beklemeye başladı. İşçiler geceyi dağlarla çevrili açık arazide geçirdiler ve ateşler yakarak ısındılar. 

7 Ocak’ta barikata yakın noktada bekleyen 200 kadar işçi güvenlik güçlerince gözaltına alındı. 

8 Ocak’ta Ankara’daki görüşmeleri tamamlayan Denizer yürüyüşe son verildiğini açıkladı. 112 kilometrelik yürüyüş Ankara yolu kavşağına 8 km kala sona erdirilmişti. Zonguldak’a dönen işçiler greve devam ettiler. 

25 Ocak’ta hükümet körfez krizi nedeniyle tüm grevleri 60 gün süreyle erteledi. 

TTK ve MTA’da çalışan 48 bin işçiyi kapsayan toplusözleşme, 6 Şubat 1991’de imzalandı. Sözleşmeyle işçi ücretlerinde sağlanan iyileşme, Başbakan Yıldırım Akbulut’un 31 Aralık’ta teklif ettiği ve sendika tarafından reddedilen rakamları aşamadı."

NOKTASINA VİRGÜLÜNE DOKUNMADAN MADENCİ YÜRÜŞÜNÜ ANLATTIM.

Benim için Zonguldak İlinin yok oluş fermanının yazıldığı ancak solcu arkadaşlarımızın klasik zaferleri olarak algıladıkları Büyük Madenci Yürüyüşü bu şekilde gerçekleşmişti. Elbette ki Maden işçileri aldıkları maaşları oldukça düşük ve hatta asgari ücretin de altındaydı. Ancak taksim gezi olayları gibi uluslar arası bir organizasyon ile madenci Ankaraya yürütüldü. Taksim gezi olaylarında olduğu gibi CCN Televizyonu Helikopter ile Madenci Yürüyüşünü Dünyaya duyuruyor ve Rahmetli Özal ın Çöküşü olarak lanse ediyordu.

O gün ANAP Hükümetinin hatalarını Turgut Özal ödemek zorunda kalmıştı. Belki de Başbakanlığı bırakıp pasif bir görev olan Cumhurbaşkanlığına çıkışın faturalarını ödemeye mahkum edilmek isteniyordu. Taksim gezi olaylarından sonra madenci yürüyüşü daha net anlaşılıyor. CCN nin o gün Helikopter ile dünyaya duyurmaya çalıştığı yürüyüş her madenciyi duygulandırıyordu. Oysa adamların hedefinde madencinin sırtından Türkiye Cumhuriyetini çökertmek varmış. Dönemin sendikacılarına veya dönemin rol sahiplerine baktığımda taksim gezideki ruhu görüyorum. 

Dönemin Hükumetinin süreci yönetememesi olayların o boyuta gitmesine vesile olmuştur.
1991 Madenci Yürüyüşü ANAP Hükumetinin ipini çekmiştir. Bundan kimsenin şüphesi yoktur. ANAP Zonguldak siyaseti o kadar kötü bir duruma gelmişti ki işçiler tek tek fişlenmiş ve işten çıkartmak için düğmeye basılmıştı. PTT den Erdemirden yüzlerce işçi işten atılmışlardı. ANAP Artık ülkeyi yönteme kabiliyetini kaybetmişti. Reform yapamamış ve muhafazakar bir politika ile durumu idare etmeye çalışmaktaydılar. İktidar gücünü balyoz gibi her vatandaşın üstünde hissettirmek için çalışıyorlardı.

Oysa iktidarlar sürekli olarak vatandaşın lehine reformlar yapmak zorundadır. Reform yapamayan İktidarlar giderler. İşte 1991 de de bu olmuştur.

Siyaset yaptıklarını iddia edenler Zonguldak için siyaset üretememişlerdir. 

1991 de  ANAP hükümeti “Madenlerin İşçiler Tarafından yönetilmesini önermişti”

Bugün TTK yönetimi ve Zonguldak siyaseti de KARDEMİR modelini savunmaktadır. Her iki model temelde aynı modellerdir.

Madenler işçiler tarafından yönetilecek olursa Zonguldakta sosyal barış yerle bir olur ve Zonguldakın her köyünde kan gövdeyi götürür. Neymiş efendim çalışan çalışmayanı kontrol edermişte herkes çalışırmış..Bunu söyleyen Genel müdür koltuğunda oturan kişi..Sanki işçiler çalışmıyormuşta beşyüz milyon TL zarar ondan oluyormuş…

TTK dan bihaber olan kişilerin yönetimleri ancak bu kadar olabilir. TTK baştan sona kadar kokuşmuş bir haldedir. Halen devrim yasaları ile Darbe mantığı ile yönetilen bir kurumdur. Bakınız kurumla bir mahkemeniz olsa mahkemeyi kazanma şansınız yoktur. Kaldı ki mahkeme kazanmak bir yana mahkeme masraflarını da siz ödemek zorundasınız.. Bu devrim mantığı ve darbe mantığı kurumda hala daha devam etmektedir. Madenciler kuruma girmek için uğraş verirken kuruma giren madenciler Komünist Rusyadamı yoksa Türkiyede bir Şirkettemi çalıştıklarının farkına varamazlar.

TTK nın kaderini Zonguldak madenci yürüyüşü çizmiştir.
1991 yürüyüşünden sonra İşçi sayısı sürekli düşmüştür. 1989 da işçi sayısı 39 binden fazla olan TTK Yürüyüşten sonra sürekli intifa kaybederek bugün adeta yere çakılmıştır. 1991 yürüyüşünden sonra TTK nın tamamen kapatılması hesaplanmış Ancak dönemin CHP PM Üyesi Onay ALPAGO hanımefendinin olağanüstü gayretleriyle kapatmaktan vazgeçilmiştir.

Zarar TTK nın kaderi değildir.

TTK nın Düzeltilebilecek Bir Kurumdur.

TTK da ne ANAP hükümetinin 1991 teklifi ve nede KARDEMİR modeli asla uygulanamaz.
Sosyal barışı yok edecek olan Zonguldakın her yerinde kanın gövdeyi götüreceği bu modelden vakit geçirmeden uzaklaşılmalıdır. Bu model TTK nın tamamen kapatılmasının ilk ayağıdır.

Kurum acilen yeniden yapılandırılmalıdır.


Genel maden iş sendikası bu projeye katkı sağlamalıdır. İşçi sayısını 2 yıl içerisinde 25 bine çıkarılması Zonguldak halkına yapılabilecek en büyük iyiliklerdendir.


Yılda kaç milyar dolar kömür ithaline gitmektedir. 20 sene önce kömürün yerli payı % 37 lerin üzerindeyken bugün bu pay !% ler seviyesine gerilemiştir.



“İthalat yapanların Hükümet aleyhinde sokaklardakileri finanse ettiklerini gördük”. Zonguldak Türkiyenin kömür ihtiyacının yarısını temin edebilecek zenginliğe sahiptir.



Bu zenginlik hükümetin kararlılığı ile birleştirildiğinde neler olmaz ki.

Zarar TTK nın Kaderi Değildir.
Kurumun Zararı Yıllık beşyüz milyon TL civarında gerçekleşmektedir



1-Maden Yasasında Değişiklik Yapılmalıdır
Türkiye cumhuriyeti Enerji bakanlığına kömür politikası belirleme sorumluluğu verilmelidir. 

Türkiye nin taş kömürü politikası yoktur.

“Sübvanse sistemleri üzerinde durularak taş kömürü politikası belirlenmelidir”
-Mevcut sistemde hazine sübvanse etmektedir-

2-Önce kurumun adı değişmelidir


Yeni Adı

“TÜRKİYE TAŞ KÖMÜRÜ İŞLETMELERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ”
Olarak yeniden düzenlenerek tüm müesseseler işletme müdürlüklerine
Dönüştürülmelidir. Daire başkanlıkları dahil gereksiz tüm birimler kaldırılmalıdır. Yönetim
küçültülerek “iş”in büyütülmesi sağlanmalıdır.



3-657 sayılı Yasanın Dışında tutulmalı
Kurum devlet memurları yasasının dışına alarak tüm personelin A-B-C- gibi sınıflara
ayrılması gereklidir. (Erdemir modeli gibi)



4-Kuruma Eleman Alımları
Özellikle sigara ve içki içenlerin alınmaması yasal hale getirilmelidir. Eleman
alımları “İŞ-KUR” aracılığı ile yapılmalı ve komik görüntülerin kaldırılarak
insanların haysiyetlerine değer verilmelidir. İşçi standartları belirlenmeli ve
bu standartlara göre işçi alınmalıdır.



5-Sağlık işleri yeniden yapılandırılmalıdır.
Kurum sakat üreten işkolu olması hasebiyle sakat kontenjanının dışında tutulması.
Yer altında işçilerinden geçici iş göremez raporluların yer altındaki bazı servislerde istihdam edilmelerinin önü açılmalı.


Yer altında sürekli iş göremez raporluların ise, Orman bakanlığı, Milli eğitim bakanlığı, Sağlık bakanlığı, Adalet bakanlığı ve özel idarelerin emrine verilmelerinin önü açılmalıdır.



6-İnsan kaynakları biriminin kurulması
Tüm personel yönetiminden bu birimin sorumlu olmasının sağlanması.

7-Yer altı işkolları yeniden yapılandırılmalıdır.

Kademeler 1-2-3 kademe ile sınırlandırılması.
Makine bakım, Motor Tamirhaneler, Kömür Arabası Tamirhaneleri yeraltına alınarak iş gücünden zaman olarak istifade edilmelidir.

8-Yer üstü işyerleri ve iş kolları yeniden düzenlenmeli.
“Teknik Atölye” adıyla içerisinde Torna hane-Demirhane-kaynakhane olan yeni bir teknik oluşum meydana getirilmeli. Burada çalışacak personelin yer altı-yerüstü çalışabilir olması sağlanmalıdır.


Materyal ambarları yeniden yapılandırılmalıdır.
Tüm ambarlar tek elden yönetilmeli ve malzeme uzmanlığı kadrosu ile eğitimlerinin düzenli olarak verilerek malzeme israfının önlenmesi sağlanmalıdır.


“Taşeron sistemi yeraltında kaldırılmalı”
9-Yerüstü hizmet işçiliği taşeronlara verilmelidir.
Oto garajları, hamam ve banyolar. Lokanta ve çay ocakları, temizlik işleri ve güvenlik hizmetleri özelleştirilmelidir.

10-Taş Kömürü İşletmeleri Genel Müdürlüğü
Malzeme alımlarındaki ihale sistemi yerine “Aracılık” sistemine geçmesi ve İhaleleri aracılık şirketlerine vermelidir. İhale alacak aracılık şirketleri istenilen malları istenilen kalite ve değerlerde temin ederek Kurumun işletmelerine ulaştırmalıdır. Bu sistem kurumun milyonlarca TL zarar etmesinin önüne geçecektir. Aracılık şirketleri ile yapılacak
ihalelerde malzemelere fiyat verme işinin 6 ayda bir oluşturulacak komisyonla
yapılacak çalışmalardan sonra belirlenmesi. Kalite kontrol işlerinin ise işletmelerin yönetimine verilmesi.


11-Merkez Atölyeleri Fabrikalaşmalıdır
Modernleştirilerek tüm dünyaya hizmet edecek şekle getirilmesi. Merkez atölyeleri
bünyesinde kömürü işleyerek satabilecek yeni fabrikaların kurulması.


12-Yeraltında Çavuşluk ve Şeflik Sistemi Değiştirilmelidir.
Şefliklere Mühendisler Çavuşluklara da teknikerler getirilmelidir. Bu sayede mühendis ve
teknikerlerden daha fazla yararlanılması sağlanmalı ve böylece madenlerimizin
hem kültür hem de bilgi becerisi artırılmalıdır.



Yeraltında “anayol” diye tabir edilen galerilerde yapılacak ilk planlarla yolun tamamının kenarlarında yarısının betonlanarak zamanla oluşacak işgücü kayıplarının önlenmesi. Yeraltında tamir ve taramalarda kullanılmak üzere piyasada üretilen iş makinelerinden “kuruma özel” raylı sistemde çalışabilecek şekilde ürettirilip alınmalıdır.



Yukarıda bahsedilen yasal düzenlemeler yapıldıktan sonra yeraltında yeni kömür yatakları tespit edilmeli ve 2 yıllık bir sürede işçi sayısı 25 bin çıkartılmalıdır.


“Tüm açık işletmeler zararlarını işçi çıkartarak azaltırken yer altı işletmeleri daha çok işçi alarak ve üretimi artırarak zararı önlerler”. Bu durum tüm dünyada değişmeyen bir gerçektir.




NOT: 1989 da işçi sayısı 39 binin üzerindeyken zararı minimum seviyelerdeydi—Yılda Kömür İthalatına yaklaşık 5 milyar dolar civarında döviz gitmektedir. Bu paraya dikkat etmek lazım..


Tüm bunların sorumlusu iki kurumdur..SENDİKA VE SİYASET

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3674

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.