Bugün: 19.10.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Kavramsal ve Terimsel Olarak Sünnet

Kavramsal ve Terimsel Olarak Sünnet

Sünnet “Yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” olduğuna göre vahyin öğretilerinden ayrı düşünülen farklı bir yöntem gibi olamaz.

Sünnet-i Mütevatir ve Sünnetullah

Tarih sürecinde "sünnet" siyaset/yönetim araçları arasında sayılmıştır.
Tarih boyunca Müslümanların tebalarını nasıl anladığı ve işlevsel olarak nasıl yönlendirdiği ve bununla beraber nasıl yönettiğini içtihad teorilerinden anlıyoruz.

Geleneksel içtihad modeli ve FazlurRahmanın İçtihad modeli
Geleneksel içtihad teorisi “bir fıkıh usulü kavramı olarak, fakihin, ayrı ayrı delillerinden ameli hükümleri istinbat etmek için bütün imkânını harcaması anlamını ifade ediyor”. Bazı usulcüler ise ictihadı, fakihin, hem şer’i delillerden hükümleri istinbat etmek hem de hükümleri tatbik etmek için bütün çabasın harcaması ve imkânlarını kullanması olarak tanımlamışlardır. İçtihadın uygulanması, Hz. Peygamber’in sünneti ve sahabenin uygulamaları örnek alınarak geliştirilen bir usûle göre yapılmıştır. (MİLEL VE NİHEL MİTOLOJİ dergisinden alınmıştır)

Fazlur Rahman’ın ictihad teorisi İslâm’ın geleneksel yorum teorisindeki esaslar yerine, onun ‚yaşayan sünnet‛ kavramında temellenmektedir. Yaşayan sünnet kavramı Hz. Peygamber’in sahih sünneti yanında, ilk devir Müslümanlarının nebevi modele bağlı kalarak serbestçe ortaya koydukları çok sayıda fikir ve tatbikatlarını kapsayan bir kavramdır. Dolayısıyla yaşayan sünnet, cemaatin yorum ve ictihadlarıyla birlikte toplumun örf ve adetlerini de ifade etmektedir. Ona göre‚ Peygamber’in sünneti‛ baştan itibaren etkili bir kavram olmakla birlikte muhteva ve sayı olarak çok zengin olmadığı gibi özel bir anlam da ifade etmiyordu. Sünnet kavramı, Hz. Peygamber’den sonra sadece bizzat Hz. Peygamber’in sünnetini değil, aynı zamanda nebevi sünnetin yorumlarını da ifade etmektedir. Bu nedenle sünnet kavramı bu anlamda, sürekli bir gelişme süreci olan ümmetin icmasının bir uzantısı olup icmayı da içermektedir. Sünnet terimi, Hz. Peygamber’in sünnetini ifade ettiği zamanlarda bile, sahabenin görüş birliğini ifade eden ‚sahabenin sünneti‛ne de sünnet denilmeye devam edilmiştir. (Fazlurrrahman İçtihad Teorilerinden alınmıştır)

Sünnet kelimesinin lugatı manası: yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun demektir. Terim anlamı ise, peygamber efendimizin (sav) söz ve fiillerinin tümü mânâsına gelir...

“Yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” bu kavramlar Allah cc sünnetinin kavramlarıdır. Sünnet kelimesinin lugat manası ile kullanılan manasının aynı olmadığını görmekteyiz. Dolayısıyla sünnet kelimesi orijininde Hz. Muhammede ait bir kavram değildir. Üstelik Hz. Muhammedin icmalarını incelediğimiz zaman sahabenin görüş ve önerilerinin hemen hemen tüm icmalarda etkin olduğunu görmekteyiz.

sünnet kelimesi "terimsel"  olarak Hz. Muhammedin Medine Devletini yönetirken karşılaşılan sorunları çözmek için uyguladığı yol ve yöntem olarak görmekteyiz. Buna göre hayat toplumsal değerler içerdiği için hayatın bireysel üyeleri de bu terimin içerisinde yerini almıştır. Sünnet terimini sadece  Hz. Muhammede indirgediğinizde sahabeyi dışlamış olduğunuz gibi hayatı da toplumsal değerlerinden soyutlayarak tek kişilik hayat olarak algılatmış olursunuz.

Sünnet “Yol, gidiş, tabiat, prensip, kanun” olduğuna göre vahyin öğretilerinden ayrı düşünülen farklı bir yöntem gibi olamaz. Eğer sünnet kelimesini terimsel olarak kullanacaksak Hz. Muhammed Medine devletini yönetirken vahyin öngürülerini kaale alarak karşılaşılan sorunları çözmekte gösterdiği gayretler olarak kabul etmemiz gerekecektir. Bugün eğer Resülüllahın sünnetini alarak hayatımıza tatbik edecek olursak bu sünneti vahiyle yoğurarak nebevileştirmeliyiz. Aksi halde Resulüllahın sünneti soyut bir kavram olarak bilimselliği olmayan ve işlevselliği kaybolan bir model olacaktır. Sünnet kelimesini terimsel olarak kullanırken sahabeyi de ihmal etmemeliyiz. İşte o zaman terimsel olarak siyasi/yönetsel bir değere bindirebiliriz. Aksi halde sünnet Hz. Muhammede hasretildiğinde bilimsel özelliği olmayan bir yakıştırmadan öteye geçemez.

Yukarıdaki iki açıklamadan sonra sünnet kelimesinin aslında siyaset/yönetim yaparken kullanılan yöntem olduğunu görüyoruz. Dolayısıyla "sünnet kelimesi terim olarak alındığında siyasetin araçları arasında kendisine yer bulabilmektedir".

Sünnet kelimesi lugat manasında değerlendirildiğinde ise Allah cc ait olan ve Allah cc kainatın işlevselliği noktasında kendisini izah ettiği Sünnetullah kavramıyla aynı olduğunu görüyoruz. Eğer gidilen yol olarak değerlendirirsek Allah cc kainatta herşeye bir yol bir sistem bir yörünge koyarak disiplinize ettiğini anlamış oluruz. Bu bağlanma devşirme bir kavram olarak sünnet kavramını Hz. Muhammede indirgediğimizde Medine devletini yönetirken sahabe ile birlikte yaptıkları icmaları nereye koyacağız veya nasıl anlayacağız. Ancak bu icmalar Resülun sünnetini kavramsal olarak sakata uğratacaklardır. Terimsel olarak sünnet Resulüllahın uygulamaları ve sahabenin önermeleri ile bütünleşerek siyasi/yönetimsel bir değer taşıyabilir.

Eğer bugün Müslümanlar meselenin temelinden hareketle gelecek nesillere yönelik çalışmalar yapmaz ve sadece günü kurtarmaya yönelik maslahat düzeyinde bu kavramları kullanırlarsa işte o zaman gelecek nesiller bugünkü Müslümanları kaale almayacaklardır.

Dolayısıyla fazlurrahmanın “yaşayan sünnet, cemaatin yorum ve ictihadlarıyla birlikte toplumun örf ve adetlerini de ifade etmektedir” anlayışı sünnet kelimesini maslahat olarak kullandığı anlamına gelmektedir. Maslahat olarak işlevsel hale getirilmeye çalışılan sünnet terimine kavramsal olarak Alllah cc ait olan “mütevatir” kelimesini eklemek gelecek nesillere ve Müslümanlara haksızlık yapmaktan öteye geçemez.

Tarihi perspektif içerisinde sünnet kavramını nasıl ve ne için kullandığınızı iyi bilmelisiniz. Allah cc ait olanla insanlara ait olanı ayırt etmediğiniz de gelecek nesillere bırakacağınız miras arızalarla dolu olacaktır.

Müslüman öncüler kendi zeminlerini sağlamlaştırma yerine tüm zorluklara katlanarak toplumsal dönüşümü sağlamaya çalışmalıdırlar. Kınayıcıların kınamalarına aldırış etmeden tarihi gerçekleri vahyin ışığı altında yorumlamalıdırlar.

Müslüman öncüler 1400 yıllık tarihin nebevi motodunu Hz. Muhammedden günümüze kadar vahyin süzgeçinden geçirmeli ve aynı işlemi ters dönüşümle tekrarlamalıdırlar. Tarih içerisinde olumsuzlukları tarih kesiti içerisinde bırakarak gelecek nesillere “done” ler sunmalıdırlar.

Müslüman kimliğimizle toplumsal dönüşümümüzü sağlayamıyorsak geçmişimizdeki hataları tekrarlamaktan uzak durmamız gerektiğini bilmeliyiz.

Sünnet kelimesi yerine “uygulama” kelimesini kullanmak daha doğru ve vahye uygun olanı yapmak olacaktır.

Sünnet kelimesinin arkasındaki güç ile maddeleri cisim haline getirerek hayat içerisinde kullanmanın arkasındaki güç farklıdır.

Sünnet, değişmeyen kurallar, yasalar, kanunlar, güzergahlar, yörüngeler koyan anlamında arkasındaki gücü ifade eden Sünnetullahı anımsatır. Bugün Müslümanlar Hz. Muhammedi kainatın sahibi olan Allah cc ile eşitlemeye gitmişlerse ki bugün camilerimizdeki Allah cc Eşittir Muhammed yazılarının yanyana yazılmaları bunun en bariz örnekliğini teşkil etmektedir. Müslümanlar sünnet kelimesine yükledikleri anlam bundan başkası değildir. Allah “eşittir” Muhammed haline gelen kültürün, inancın arkaplanındaki kelimedir sünnet.

Olması gereken ise uygulamalardır. Uygulayan uygulama sırasında geliştirdiği yöntemlerle yerleştirme ve hizmet ettirme gibi yaratanın yarattığı maddeleri cisimleyerek/işleyerek nesnel ve öznel hale getirme işlevidir. Nitekim hem Hz. Muhammed hem de sahabeler bunu yapmışlardır.

Örmek, işlemek, uygulamak, maddelere işlevlik kazandırmakla sünnet aynı yerde olamaz. 1400 yıl sonra yeniden eskiyi tekrara başlamanın tek ama tek adı var ki o da kılavuzun yol bulamaması ve aynı yolu tekrar tekrar etmesi demektir.

Resulüllahın sünneti demek Resulüllahı Allah ile aynı hale getirmek anlamı taşımaktadır. Ne Resulüllah ve nede sahabe buna asla müsaade etmeyecek kadar meseleye duyarlı idiler.

Eğer bugün camilerimizde Allah ile Muhammed yanyana yazılarak algı veriliyorsa bu kültürün üst kültürü olan Sünnetullah kavramının bir bölümüne iştirak ettirilerek Resüle ait hale getirilen Resulün sünneti kültürüdür. Bu kültüre bir de "Mütevatir" kelimesini eklediğiniz de Allah eşittir Muhammed kültürünü perçinlemiş olursunuz.


Tarih içerisindeki olayların çözümlemesini yapamayan Müslümanların biraz horlanma biraz kınanma korkularından olacak ki yeniden eskiye dönerek tekrar yapmayı maharet saymaktadırlar.

Rsulüllahın sünneti deyimi ile Mütevatır sünnet deyimi arasında bile dağlar kadar fark vardır. Kabul edilebilirliği tartışma konusu olan Resulüllahın sünneti "terim" olarak siyasi/yönetim araçlarında kendisine yer bulabilmekte olduğu için kısmen de olsa tartışılabilir özelliğe sahiptir.

Mütevatir sünnet anlayışını Resulüllaha ait hale getirmenin çağımızın en büyük yanılgılarından bir tanesi olduğunu düşünüyorum. Değişmeyen sadece ve sadece Allah cc ait olan sünnetlerdir. İnsanın hayatı sürekli reform gerektiren sürekli değişkenlik gösteren konumdadır. Sünnet-i mütevatir anlayışı ile Resulün uygulamalarının değişmediğini veya korunduğunu iddia etmek tıkanmışlığın zuhurundan başkası değildir.

Rad suresi 11 ayette bir toplum kendine olanı değiştirmedikçe Allah o toplumu değiştirmez diyerek hayatın reforme edilmesi görevinin insanlara bırakıldığı gösteren vahyi ölçüdür.

Maide suresi 48 ayette ise “Sana da (ey Muhammed) geçmiş kitapları tasdik eden ve onları kollayıp koruyan Kitab (Kur`ân)ı hak ile indirdik. Onların aralarında Allah`ın indirdiği ile hükmet. Onların arzu ve heveslerine uyarak, sana gelen haktan sapma. Biz, herbiriniz için bir şeriat ve yol belirledik. Eğer Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı, fakat size verdiklerinde sizi denemek istedi. Öyleyse iyiliklere koşun. Hepinizin dönüşü Allah`adır. O, ihtilafa düştüğünüz şeyleri size haber verir.”

Peygamberlerin sünneti terimi yerine peygamberlerin şeriati terimini kullanmak vahye uygun olanı yapmak demektir. Her peygamberin farklı şeriatı olduğu gibi her döneminde farklı şeriatı olabilir. Kitabın ilkeleri esas alınarak şeriatlar/uygulamalar farklılık gösterebilirler.

İnsanların düşünce kalıpları vahyin çizdiği sınırlar içerisinde olmazsa o zaman Allah cc tan gelen ve uyulması istenilen kitap yeryüzündeki etkinliğini kaybeder ve alanı daraltılmış olarak değersiz hale getirilmiş olur. Bunun faturasını da tüm insanlar çektiği gibi sorumluluk faturası Müslümanlara ait olur. Nitekim dünya bugün bunu yaşamaktadır.

Müslümanların hataları yüzünden hayatı/dini yaratan Allah cc ın vahyi hayatın/dinin kılavuzu olmaktan çıkmış hayattan çekilmiş, etkinliğini kaybetmiş olarak gelecek nesillere miras kalmış olacaktır.

Müslümanların yeniden düşünmesi dileğiyle kalın sağlıcakla..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 5294

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.