Bugün: 02.03.2021
  • Ana Sayfa
  • »
  • Gelenekçilik Seleficilik Tarihselcilik Akımları

Gelenekçilik Seleficilik Tarihselcilik Akımları

Gerçek şu ki; Müslümanlığa Gelenekçiler ve Selefilerden daha çok Tarihselciler zarar verdikleri gerçeğidir.
Gelenekçilik Seleficilik Tarihselcilik Akımları
“Tarihsellik” ile “Tarihselcilik” iki ayrı kavramdır. Kur’an’ı Kerim tarihsel bir metindir. Tarihten alıntı yaparak insanları geleceğe hazırlayan bir metindir. Kur’an’ı Kerim’i bu bağlamından koparmak, telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır.
Tarihselcilik, Hegel’in geliştirdiği bir kavramdır. Ancak bugün Müslümanların bahçesinde filizlenen Tarihselciliğin beslendiği zemin farklıdır. Öncelikle bunu belirtmemiz gerekiyor.
Türkiye ve dünyada Tarihselciliğin nasıl geliştiğini anlamak için asıl Hermes’i tanımamız gerekiyor.
Deizm’in fikir babası Hermes kimdir?
Hermes Trismegistus öğretisi ezoterikti. Yani bir konudaki derin bilgilerin ve sırların ehil olmayanlardan gizlenerek, Hermes tarafından sadece ehil olanlara inisiyasyon yani ‘spiritüel/ruhunu huzura kavuşturmayı bilen, iç dünyasında kendisi ile barışık olmayı seçen ve düşünce biçiminde pozitiflik tesiri alıp aktarabilen bir üstadın sert ve sürekli kontrolü altında, bir düzen ve disiplin içinde, sınavlara dayalı tarzda, metotlu olarak eğitim ve öğretilmesidir. Bu düşünce dinamiğinde gizemlilik olduğu için falcılık ve benzerleri şeklinde ortaya çıkarak toplumu rahatsız ediyordu. Günümüzde falcılık veya mistik akımların geliştirdikleri yöntemler Hermes’in fikirleriyle benzeşmektedir. Tarihe orta çağ karanlığı olarak kazınan dönemin hastalıklı yapıtları otoriteleşince, toplumsal yansımaları oldukça kötü olmuştu. Batı, bu süreci atlatabilmek ve bir daha bu tür olaylarla karşılaşmamak için Modernizm’i geliştirdi. Orta çağda, Batıda yaşananlarında baş sorumlusu olarak Hermes’in düşünce yapısı görülüyordu.
13. Yüzyılda başlayan bu kırılma 16. Yüzyılın başında son bulunca Batı kendine bir yol haritası çizdi. Batının yol haritasının adı Modernizmdi. Bu düşünce sisteminde herşey insan zekasının çalıştırılmasıyla elde edilecekti. Herşey objektif olacaktı. Şubeler belli kesimlerin egemenliğinde gizemini koruyacaktı.
Modernizm; Toplumun, İlah merkezli zihinsel zeminden uzaklaştırılmak suretiyle, kaynağını aklın oluşturduğu bir zemine çekilme sürecini ifade eder. Daha geniş bir ifadeyle, “küresel boyutlarda insan zihninin kutsaldan arındırılmasını ve varlığı, sadece görünen dünya perspektifinden okumaya geçiş dönemini anlatır.” Bu düşünme sistemi Hermes’in yaşam felsefesi ile örtüşmektedir.
Toplumun kutsallarını yok ettiğinizde zaten Moderniteyi inşa etmiş olursunuz.
Kilise ve bilim adamları arasındaki savaşın neticeleri olan Modernizm, İslam dünyasının o dönemdeki vurdumduymazlığından istifade ederek gelişmiştir.
Hermenötik düşünce sistemi Hermes’in bu tarz yaşantısı ile geliştirdiği öğretileriyle günümüze kadar gelebilmiştir.
Tabii olarak bu düşünce yapısının gelişimi o tarihlerdeki siyasi baskı veya meşhur Mısır zindanlarının etkisini/rolünü bilemiyoruz.
Ancak bugün Hermenötik düşünce sisteminden anladığımız şudur ki; “Suya sabuna dokunmadan yaşayabildiğin kadar yaşa”.
Aşağıda bu cümleyi izah etmeye çalışacağım.
Hermes ve Deizm
Hermetik düşünce sisteminde insan, Tanrı (Allah) ile bağ kurar ve O’nun emirlerini yorumlar şeklindedir. Bu düşünceye göre vahiy insana ait yorumlamadır. Ondan dolayı kutsallığı yoktur. Bu düşünme sistemi Deizm’in kapısını aralamıştır. Tek kutsal Allah’tır deyimi ile teknik uyarıcıları devre dışı bırakmak Deizm’e giden yolu güzelleştirmekten öteye geçmeyen bir iştir. Gelenekçi düşünceden kurtulacağız derken Allah’tan uzaklaşmak ve yaratılış gayen olan yeryüzünün sosyolojik imarını terk ederek kaotik ortama hizmet etmek olur.
İnsanlığın vahiyden uzaklaşmasıyla başlayan yozlaşma süreci beraberinde sosyolojik ve psikolojik hastalıkları da getirmiştir. Kâinatın sahibi ile bağlantı kuramayanlar, hayatın cilveleri karşısında çeşitli düşünce ve eylemler geliştirerek yaşamlarına devam etmişlerdir.
Vahyi devreye alamayanlar veya başka bir deyimle kötülüklerle mücadele/salat etmekten korkanlar, pısırık yaşamın varyantlarında boğulmuşlardır.
Deizm veya Yaradancılık: Mantık ve doğaya değer veren inanışları reddeden tek Tanrı inancıdır.
Merhum Yaşar Nuri Öztürk Deizm’i aşağıdaki gibi yorumlayarak sistem haline getirmeye çalışmıştır.
“Deizm, Allah’a imanda samimi olan ve bu samimiyeti tahrip ettiği için dincilik zihniyetine savaş açan insanların yoludur. Deizm, dinci riyakârlığa karşı bir sığınaktır. Eğer Allah’a imanda samimiyete bir anlam veriyor ve o anlamı korumak istiyorsak, gelecek zamanların da en güvenli ve mutlu inanç kurumu deizm olacaktır”
Deizm “suya sabuna dokunma, inan yeter” anlayışında bir yaşam modelidir.
Peygamber ve vahyi geldiği tarih sürecine hapseden, vahyin mücadelesini bertaraf ederek millileştirme sürecinin adı Deizm’dir. Hermes’in vahiy hakkındaki indirgemeci mantığı vahyin indiği toplumdaki mücadelesini önemsiz hale getirdiği için toplumlar bir karmaşa ile karşı karşıya kalmalarına sebep olmuştur. Hermes’in köhneleşmiş düşüncelerini palazlandırarak, dünyayı sömürenlere hizmet etmek ahlaki olmadığı gibi imani de değildir.
Hermes’in düşünce sisteminden beslenen insanlara göre, Peygamber öldüğüne göre vahiy de peygamberle birlikte ölecektir. Bu düşüncenin getirisini bugün Tarihselcilerin telkinlerinde fazlasıyla görmekteyiz. Vahyin önerdiği ve suç gördükleri, aslında Arapların örfleridir diyerek vahyi etkisizleştirmek ve enerjileri boşa harcamaktan öteye gitmeyecek bir iştir. Bu düşünme tarzı Masonlar ve bazı Yahudiler de de mevcuttur.
Doğrusu vahyin indiği toplumdaki örfler restore edilmiş veya bazıları etkisizleştirilerek tüm insanlığa mal edilmiştir. İnsan yeryüzünün her yerinde aynıdır. Sosyal/psikolojiyle değişkenlikler yoktur. Değişkenlik yaşadığı coğrafyanın şartlarındadır. Bundan dolayıdır ki vahyin indiği toplumdaki mücadele insanlığın temel mücadelesi ve evrensel olgudur.
Oryantalizm veya Şarkiyatçılık
Yakın Doğu ve Uzak Doğu toplumlarını, kültürlerini, dillerini ve halklarının incelendiği Batı kökenli araştırma alanlarının tümüne verilen isimdir.
Edward Said`in Oryantalizm adlı kitabının 1978`de yayınlanmasından itibaren, çok sayıda akademik söylem “Oryantalizm” terimini, Batı`nın Orta Doğu, Asya ve Kuzey Afrika toplumlarına yönelik genel tavrına atıfta bulunmak için kullanmaya başlamıştır.
Said`in analizinde Batı, bu toplumları statik ve gelişmemiş olarak özümsemekte, böylece emperyal gücün hizmetinde incelenebilecek, tasvir edilebilecek ve çoğaltılabilecek bir Doğu kültürü görüşü üretmektedir.
Şark kültürünü toplumunu tanımak isteyen batı kendi açısından görevini yapmıştır.
Müslüman toplum Batı’nın kültürünü-toplumunu araştırmaması batının sorunu değildir.
Herhangi bir düşüncenin çağlara aktarılması için düşünme tarzının “felsefik” boyutlu olması gerekmektedir. Oryantalizm bir tarih araştırmasıdır. Toplulukların yapısını tespit eden bir çalışmadır.
Oryantalizm hiçbir zaman ve hiçbir şekilde Tarihselciliği beslemez. Böyle bir rasyonel ve gizemli felsefesi yoktur.
Gelenekçiler ve Selefiler Oryantalist verilerden Tarihselcilerden daha fazla faydalanırlar.
Mesela; Kur’an’ın mushaf haline getirilmesi sırasında ayetlerin sahabelerden toplandığı tespiti Oryantalistlere ait bir tespittir. Bunu bugün Gelenekçi ve Selefiler doğru kabul ederler. Oysa bu tespit tarihi bir veri olsa bile Kur’an’ın Hicr Suresi 9. Ayetine ters düşer. Bu konuda ayete uygun olan bilgi Kur’an ayetlerini Aişe validemizin sandukasından alınarak mushaf yapılması bilgisidir. Yukarıdaki örnekliği vermemdeki amaç, Oryantalizmin doğrudan Tarihselciliği doğurmaz ve beslemez gerçeğini göstermek içindir.
Bugün Tarihselciler karşısında pasif duruma düşen zevatı muhteremler, konuyu Kur’an derinliğinden hareketle başka yerlerde aramak yerine iftira at izi kalsın misali Oryantalizme yapıştırıyorlar.
Bu konuda sözün özü “Gelenekçi ve Selefilerin, Oryantalizm üzerinden Tarihselcilere saldırmaları handikaplarıdır”.
Tekrar ediyorum ki; Oryantalizmin Tarihselciliği doğuracak rasyonal ve gizemliliği yoktur .
Tarihselciliğin geldiği noktayı değerlendirmek için hem yakın tarih bilinmeli hem de bu düşünce akımının felsefik kökleri irdelenmesi gerekmektedir.
Oryantalizmin Tarihselciliği besleyecek hiçbir rasyonelliği yoktur .
Bunu güncellediğimiz zaman Tarihselcilerin beslendiği kaynakların Hermes’in düşünceleriyle gelişen Modernizm/Deizm olduğunu görmekteyiz. Yani Tarihselciliğin beslendiği kaynağı başka mecralarda aramak meselenin üstüne saman çekmek olacaktır.
Gelenekçilik, Seleficilik ve Tarihselcilik Müslümanların mahallesinde Müslümanlık için üç büyük tehlikedir. İngilizler Müslüman mahallesine saldıkları bu virüslerle Kur’an’ı Kerim korkularından kurtulduklarını düşünüyorum. Zira Müslümanların hali ortada.
Gerçek şu ki; Müslümanlığa, Gelenekçiler ve Selefilerden daha çok Tarihselciler zarar vermektedir.
Bir Müslüman olarak dileğim, bu üç güruhun Kur’an’a dönmeleri, mezhep, meşrep, rivayet, tarikat ve mehdi gibi inanışlardan uzak, vahyin toplumlarda istedikleri mücadele erleri olmalarıdır. Vesselam
Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 1866

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.