Bugün: 23.07.2018

Büyük Tuzağa Doğru!..

Bizi sürekli takip eden çoğunluğunun üst düzey bürokrat ve üst düzey emniyetçiler olduğunu bildiğimiz dostlarımız bu makalemizde işaret ettiklerimizi ajentalarının bir bir kenarına yazsınlar.


Türkiye bulunduğu coğrafya itibariyle dünya emperyalistlerinin her türlü entrikalarının yerli işbirlikçileriyle birlikte sahnelendiği bir ülkedir. AKP nin kuruluşu ve İktidar oluşu ile alakalı kapalı kapılar ardında konuşulanları varolduğu düşüncesinden hareketle makalemizdeki işleyeceğimiz konuları detaylandırmaya çalışacağız.

2001 Türkiyesinde ABD den para dilenen dönemin hükumet başkanının ABD başkanı karşısındaki duruşunu herkes bilmektedir. ABD başkanı para veririz ancak Hükumetin yönetimini alırız dercesine Türkiyeye bir vali göndermişti. Mart 2001 de göreve başlayan Vali hükumetin tüm yetkilerini elinde toplayarak adeta tüm kurumlar, tüm bakanlıklar, hükumetteki partiler ona bağlanmış gibiydi.

Bu süreçte Ak-Parti kuruldu.
Recep Tayyip Erdoğan Vekil yapılmayarak kendisiyle pazarlık kapısı oluşturuldu. Bu pazarlıkların yapıldığı hissi ile hareket ettiğimizdendir ki 2002 de seçimler yapıldı ve Ak-Parti beklenmeyen bir çoğunlukla iktidar oldu. İşte bütün dengeleri Ak-Partinin 2002 de aldığı vekil sayısı değiştirdi.

Recep Tayyip Erdoğan kapalı kapılar ardındaki sözlerinde durmadığını şimdi anlıyoruz. Çok sözler verilmişti. Mesela; 2007 deki Cumhurbaşkanlığı olayı ilk sözlerdendi. Cumhurbaşkanı Deniz Baykal olacaktı. Bu konuda 2002 sonlarında bir mutabakatta vardı. Ancak Erdoğan halk desteğini arkasında görünce bu sözlerini tutmadığını düşünüyoruz. BOP da bu sözlerden bir tanesi olabilir.

Erdoğanın ıı. Abdulhamit taktiği uygulayarak halkına ve devletine hizmet etmeye başlaması ABD cephesinde ve ABD ile Erdoğan arasındaki ilişkileri tertipleyen Paralel cephesinde hoş karşılanmıyordu. İşte olaylar böyle gelişince Danıştay saldırısı gibi ciddi saldırıların başlatılmasına geçildi. Çünkü Erdoğan bir türlü sözlerinin gereğini yapmıyordu.

Tüm bu olaylar halkın gözü önünde olduğu için olaylara tek tek değinmek istemiyorum. Geldiğimiz noktada tertipledikleri ve ortaklaşa organize etmeye çalıştıkları konu ile alakalı yazmak istiyorum.

PKK üzerinden Tuzak Kuruluyor
Türkiyenin yumuşak karnı olan ve Türkiye Cumhuriyetiyle yaşıt olan yolsuzluk olayına girişerek ki burada ben bakanların veya çocuklarının kirli işlere bulaştığını düşünenlerdenim. Ancak 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonları Gezi ayaklanmasının devamı ve hedefinde yolsuzluklarla süslenmiş Türkiye Cumhuriyeti devleti vardı. 76 milyonun hepsi hedeflenmişti. Hatta geriye dönüş yaparak bir düşünün Kılıçdaroğlu ABD Ankara elçiliğine davet edilmiş ve İmparatorluğun çöküşü izlenecekti.

Taksin Gezi ve 17-25 Aralık operasyonlarının Türkiye devletine maliyeti Tek seferde 76 Milyonun her ferdinin cebinden 6000 TL çalarak ABD deki Emperyalist/Siyonist/Kapitalistlerin cebine indirildi. Her ay her ailenin giderlerine 500 TL civarında fatura yüklenmiş oldu.. Taksim gezi ve 17-25 Aralık 
operasyonlarındaki toplam kaybımız 355 Milyar TL oldu..

Yolsuzluklarla Türkiye devletinden bu rakamın kaçta kaçı alınmıştı acaba belli mi. Paralelcilerin ön ayak olmasıyla yapılan anlaşmaya uymayan başbakan/cumhurbaşkanı düşman ilan edilecek ve tüm saldırılar onun üzerinden yapılacaktı. Türkiye Cumhuriyeti Hükumetini etkisizleştirmek ve Türkiye Cumhuriyeti devletini ekonomik olarak çökertmek için uluslararası Türkiye düşmanlarıyla ortak cephede buluşan içimizdeki hainler Erdoğan üzerinden saldırlarına devam edeceklerdir.

İş ve dış güçler ne yaptıysalar Recep Tayyip Erdoğan ve ekibini halkın önünde ayak öptürecek duruma getiremediler. 17 Aralıkta gözaltına almayı planladıkları başbakan/cumhurbaşkanını 25 Aralık günü Taksimde idam etmeyi planladılar. Malzeme o kadar çoktu ki kimse sahip çıkamayacak ve gerekirse halkın üzerine bombalar yağdırılacaktı. Tıpkı Suriye de olduğu gibi..

Tüm bu organizeler boş çıkınca ve başbakan/cumhurbaşkanı iki seçimden de tarihi galibiyetle çıkınca geri adım atma yerine hamlelerine devam etmeye başladılar.

Yeni Hamle Çözüm Süreci ve PKK

Elde ettiğimiz gayri resmi bilgilere ve çevrelerden gelen duyumlara göre 2015 Mart ayından sonra PKK üzerinden Ak-Partiye saldırılacak ve yıpratılarak halkın gözünden düşürülecek seçimlerde de iktidardan uzaklaştırılacak. Bu çevreler buna o kadar inanmışlar ki Kılıçdaroğlunu bile inandırmışlar. Kılıçdaroğlu 2015 tarihi bir süreçti diyerek kendilerinin iktidar olacaklarını söylemektedir. Boyuna postuna bakarak iktidar olamayacaklarını bilen kılıçdaroğlu projeden haberi olduğu için ve projenin tutacağından emin olduğu için böyle konuşmaktadır.

Herkesin bildiği bir gerçek vardır ki çözüm sürecinden ne hükumet ve nede PKK geri adım atamaz haldeler. Öyleyse çözüm sürecini hızlandırarak hükumetten azami tavizler koparmak ve 2015 Martından sonra da hükumetten koparttıkları tavizlerle ortaya çıkarak Ak-Parti yıpratmak istemektedirler.

Bu organizenin içerisinde Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki blok olduğu gibi durmaktadır. HDP eş başkanının Cumhurbaşkanı adaylığı da bu organizenin gereği idi. Bugün çözüm sürecinin devamını en fazla isteyenlerin CHP ve HDP olduğunu görmemiz bizi bu iş bitti anlamında düşünmeye sevk etmesin. Bunların çözüm falan diye bir dertleri yok. Bunların tek dertleri uluslararası amirleri istediği için AKP iktidarını yokederek yeniden Türkiyeyi ayak öptürecek duruma getirmektir.

Çözüm sürecinde neler yapılıyor bizi ilgilendirmiyor. Çünkü her ne yapılırsa yapılsın Hükumetten kopartacakları tavizler onlar için önemlidir. Süreç önemli değildir. Bakıyorsunuz dört koldan çözüm sürecine sarılmışlardır. Sanıyorsunuz ki artık herkes bu iş bitsin diye çırpınıyor. AKP den başka çırpınan kimse yok.

AKP ve Hükumet ne Yapmalıdır
Bu süreçten yara almadan 2015 seçimlerini gerçekleştirebilmek için AKP ve hükumet kanadı çözüm sürecinin içerisinde CHP ve MHP almaya çalışmalıdır. Verilecek tüm tavizler ki aslında ben bunlara taviz olarak bakanlardan değilim, ama verilecekse tüm haklarda CHP ve MHP nin oluru ve imzası istenmelidir. AKP ve Hükumet kanadı bu süreci sadece kendileri sürdürmek isterlerse o zaman bu süreç Mart ayından sonra ters tepecek ve hem AKP hem de Hükumeti bitirmeye yönelecektir.

Yukarıda da belirttiğim gibi elimize gelen gayri resmi bilgiler bu doğrultudadır. CHP yakında meclise yasa teklifi verecek. Bu teklif Kürt sorununun çözümünde benimde tuzum bulunsun amacı taşımamaktadır. Seçim sürecinde hükumet bizi işin içine katmadı diyebilmek içindir. Hükumet, Türkiye Cumhuriyeti devletini terör örgütüne teslim etti diyebilmek için dostlar alışverişte görsün babında ne yapabiliriz uğraşlarıdır bunlar.

Kürt halkının özgürlük sorunu olan bu sorun eğer bitme noktasına gelmiş ise ki öyle diyorlar o zaman bu sorun Hükumetlerden ziyade devletin sorunudur. Devletin sorununun çözümleneceği adres TBMM dir. TBMM Hak ve Özgürlükler komisyonu kurmalı ve Mecliste gurubu olan partiler bu komisyona eşit vekille katılarak komisyonun alacağı kararlar hükumete sunulmalı ve sorun çözülmelidir.

Hükumetin bu süreçte Emekliden işçisine/memuruna kadar her kesimle güzel diyaloglar kurması gerekmektedir. İcra Mahkemelerinin kapatılarak İCRA KOMİSYONLARI kurulmalı ve Bankaların icra takiplerine son verilmelidir. Asgari ücretliden icra takibi yapılmasının önüne geçilmeli. Kamu davaları sadece kamu düzeni noktasıyla "bozgunculukla" sınırlandırılmalı ve kamu adına açılan tüm davalar ve sonuçları ortadan kaldırılmalıdır. Çünkü Ak-Partinin tek sermayesi vardır o da halktır. Halkın ihtiyaçlarına çözüm üretilmeli ve halkın gönlü alınmalıdır.

AKP cephesinde ne hikmetse olanlar oluncaya kadar kimse kimsenin nasihatlerine veya görüşlerine yer vermez. 2012 kasım ayında İŞTE KAOS PLANI başlığı ile verdiğimiz haberde Taksim gezi olaylarının tıpa tıp aynısını yazmıştık. Gezi olaylarına 5-6 ay kala.. Şimdi aynı yerdeyiz. PKK üzerinden AKP yi bitirme planları tüm hızıyla devam etmektedir. Bu nokta da düğmeye basan ilk isim Abdullah Öcalandır. Abdullah Öcalanın 21 Martta yapmayı planladığı açıklama beklentiler gibi PKK nın bitirilmesini değil AKP nin bitirilmesini hedeflemektedir.

Bizi sürekli takip eden çoğunluğunun üst düzey bürokrat ve üst düzey emniyetçiler olduğunu bildiğimiz dostlarımız bu makalemizde işaret ettiklerimizi bir kenara yazsınlar.

Halkların Özgürlük sorunu sadece Hükumetin sorunu değildir. Hükumet CHP ve MHP yi çözüm sürecinin içine çekmelidir. Bu sorun devletin sorunudur. Devletin idare edildiği yer TBMM dir. TBMM de gurubu olan tüm partiler bu sorunla sorumludurlar. Hükumet bu gerçeği gözardı etmemelidir. PKK ve avanesi Uluslararası Türkiye düşmanlarının safında hayatiyetini sürdürmektedir. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde gördük ki Ak-Partiye karşı tek blok olabildiler. Kürtlerle veya PKK ile aynı karede ve birlikte çalıştılar.  Selahaddin Demirtaş ın adaylığı Kürt oyların Recep Tayyip Erdoğan a gitmesini önlemek içindi. MHP ve CHP bu ülkenin partileri ise bu sorun onlarında sorunudur.

Bu tuzak projesinin başında CIA eski başkanı David petraeus ve İngiliz M15 ile Mossad elemanlarının paralelcilerin üst düzey akıl hocalarıyla birlikte çalıştıkları düşünülmelidir.

21 mart dönüm noktası olacaktır
21 marttan önce sürecin durumuyla alakalı kamuyona ilk bilgileri hükumet cephesi vermelidir. Süreç bitti veya süreç şu noktalarda tıkandı diye.. 21 Martta Öcalanın ateşleyeceği fitil AKP yi, Kürt toplumunu ve Türkiyeyi yakmaya yetecektir. 


Eğer bu süreç planladıkları gibi devam ederse AKP nin sandığa gömüleceği bir seçimle karşı karşıya kalma olasılığımız oldukça yüksektir Vesselam..

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 4921

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.