Bugün: 25.04.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Batı Paradigması ve Enerji Savaşları

Batı Paradigması ve Enerji Savaşları

Batı Paradigması ve Bangladeş


Yaşadığımız yüzyıl akla karanın iletişim teknolojileri sayesinde hemen aydınlığa kavuştuğu bir yüzyıl olarak hayatımıza yazılmaktadır. Bu yüzyıl potansiyel olayların yüzyılı olarak dünya çapında önemli değişikliklere sebep olacaktır. Mantıksal jimnastiğin vicdani atmosferde geliştireceği eylemlerin deneysel teknolojileri hesap ederek hareket saymanlığı yapmasını zorunlu kılmaktadır.

 

Dün dünya Avrupa ya yönelik çalışmalar yaparken bugün dünya edebi olanı terk ederek kapitalizmin peşinde enerji yollarına doğru koşmaktadır. Bu uğurda önüne gelen tüm engelleri her türlü paradigmayı kullanılarak yıkıp geçmeyi hedeflemiştir.

 

Wıkılıes belgeleri diye ortaya atılan Mossad ve CIA nın günlük notlarından sonra hareketlenen coğrafyalarda kıyamlar ve sadece ölüm getirmişlerdir.  Wıkılıes in hedefinde üç veya dört ülke olduğu düşünülüyordu. Bunlardan birisi Suriye, birisi İran ve Birisi Türkiye olarak bilinmekte veya tahmin edilmekteydi. Bu üç ülkeye inatlaşması halinde Azerbaycan da ilave edilecekti.

 

Hedeflenen ülkelerden İran da yapılan ayaklanma denemesinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra hesap edilmeyen ve hatta planlanmayan ülkelerde ayaklanmalar yaşanmış ve Batı hemen gereğini yapmıştı. Tunus, Libya, Mısır ve Yemen beklenmeyen bir şekilde yönetsel erklerin yönetim eksiklerinden kaynaklanan ayaklanmalarla hedeflenen program birkaç yıl ertelenmiş oldu.

 

Suriye hedefteki ilk ülkeydi

Suriye ile hem İran hem de Türkiye vurulacaktı. Nitekim İranın Suriye de üstlendiği rol kapitalist hegemonyadan kurtulmak için onlarla aynı safta gözükerek Suriyelileri öldürmesi olmuştur. İran bunun faydasını 7 milyar dolarlık bir yaptırım açığı bırakılarak görmektedir. Devletinin bekasını insanların öldürülmesine bağlayan belki de ilk ve tek ülke olarak tarihe geçecektir.

 

Oysa yapılması gereken Suriye yönetiminin ikna edilerek Suriye halkına özgürlüklerin iadesi olmalıydı. İran ve Suriye bunu geri teperek ölmeyi ve öldürmeyi tercih etmişlerdir. Suriye hala daha hem Türkiye yi hem de İranı tepeleyecek kadar sıkıntılara sahiptir. Aklıselim olan gelinen noktada Suriyeden Esad ve ailesini uzaklaştırarak Türkiye ve İran kontrolünde bir yönetim oluşturmaktır. Vakit geçtikçe bu inisiyatif ABD kontrolündeki İsrail ve batı ülkelerinin eline geçecektir. Zaten hedeflenende budur.

 

Görülen o ki İran hala günü kurtarma peşindedir.

Mısırda 5 bin Kişiyi katleden 15 bin kişiyi de sakat bırakan Yahudi eksenli darbeyi devrim olarak sunmaya çalışmak ve ABD ve Dostlarına şirin gözükme yarışına girişmektedir. Oysa Mısırdaki darbecilerin kaybetmesi halinde arkalarında delik bırakacak olan kapitalist zihniyet enerji yollarını karıştırmayı enazından erteleyeceklerdir.

 

İran tarihi devlet tecrübesinden vazgeçerek günü kurtarma operasyonlarına girişmiştir. Bu tarihi hata ileride İran devletine ve pers milletine çok büyük sıkıntılar yaşatacaklardır. Persli alimler ve bilim adamları aslında bunun farkına vararak yöneticileri uyarmayı görev saymışlardır.

 

Taksim gezi ayaklanmasının köklerine baktığımızda Mısır darbecileriyle ve Esad destekçileriyle aynı ortamı paylaştıklarını görmekteyiz. Uluslararası Siyonizm tüm paradigmaları kullanarak hedefine ulaşmak istemektedir. Bu kapitalistler için insanların öldürülmesi gerekli görülen işlerden bir tanesini oluşturmaktadır.

 

Uluslararası Siyonizm ABD ve İsrailden müteşekkil değildir.

Afrikada Fransa ve İngiltere ile Kafkaslarda Rusya ve doğu Asyada Çin ile çalışan bir organizasyondur. Fransanın Mali operasyonu ile Libyanın bombalanması ve bugünde Orta Afrika cumhuriyetine girmeleri İngilterenin de tüm bu yapılanlara lojistik destek sağlaması ile Arakan, Doğu Türkistan, Tayland, Bangladeş, Pakistan gibi ülkelerdeki kıyımların tesadüfi geliştiğini düşünmek safdillik olur.

 

Bangladeş’te Abdulkadir Molanın Şehid edilmesiyle Şam banliyölerine kimyasal bomba atmak aynı adresin fiillerindendir. Türkiye deki hainlerle Bangladeş teki hainlerin beslendikleri kaynaklar aynı kaynaklardır. Mısır darbecilerini besleyen kaynaklarla Suriyedeki çocukları katleden kaynaklar aynı kaynaklardır.

 

Doğu Türkistanda Arakanda Müslümanlar ve hatta sömürüye karşı direnen halk derileri canlı canlı soyularak ateşte kızartılmakta ve zevkle yenmektedir. Çocuklar tencerelerde kaynatılarak yenmektedirler. Gençlerin el-kol ve butları en kaliteli et olarak yenmektedir. Bunları yazarken bile insanoğlunun ne kadar vahşileştiğini yaşıyorum. 1993 de Sırpların benzer işleri yaptığını biliyoruz.

 

Modern ve insancıl dünya bu yapılanları sadece seyretmekle kalmıyor bıyık altı desteklerini de sunuyor. Türkiye de kendilerini solcu aydın gören ahmaklar da bunları desteklemekte bir sakınca görmemektedirler.

 

Peki, ne yapılmalıdır

İlk olarak yapılması gereken iş uluslararası Siyonizm’in tüm paradigmaları reddedilmelidir. Bir taraftan demokrasi diyeceksin diğer taraftan gelir vergisi sistemini sağlamlaştırmak ve Adalet sistemini Batı paradigmalarına göre düzenlemekle bu yapılanlara karşı durulamayacağını bilmeliyiz.

 

İnsanlığın değer yargısı vahiydir.

Tüm insanlık vahyi atmosferdeki vicdani sisteme muhtaç haldedir.  Asr-ı Saadette olduğu gibi tüm insanlığı kucaklayacak Adalet mekanizmasını oluşturmalıyız. Vahyi atmosferdeki adalet mekanizması insanları hapsetmeyi kabul etmez. Yeniden kurgulanacak adalet mekanizması vahyin önerdiği müeyyideleri kaale alarak hapislikleri ortadan kaldırmalıdır.

 

Verginin gelirden alınarak kapitalizmin ayakta tutulmasından vazgeçilmelidir. Vergi sistemi “servetten” alınmak üzere yeniden düzenlenmelidir. Eğitim sistemi Yahudi yaradılış teorisinden arındırılarak Vahyin bilgilerine kulak verilmelidir.

 

Adalet ve gelir sistemini vahyi atmosfere taşıyarak vahyin dinamikleri olan Sadaka, Zekat ve İnfak sistemini hayata geçirmeliyiz. Sosyal ve psikolojik düşünme yapımızdaki tüm hurafeleri vahyin öncellenmesiyle değiştirmeliyiz. Dünya emperyalizminin peşine düşmektense kendi paradigmalarımızı hayata geçirmeliyiz. Örneğini Hz. Muhammedde gördüğümüz bu sistemi bugün hayata geçirmek Mekke dönemindeki sıkıntıları yaşamadan Medine dönemini yaşamak demektir. Bugün Müslümanlar emperyalist paradigmaların tutsaklığında canlı canlı derileri soyularak kazıklara çakılıp kızartılmakta, çocuklar tencerelerde kaynatılarak yenmekte, gençlerimizin kolları ve butları en kaliteli et olarak alıcı bulabilmektedir.

 

İslam alemi değil Medineyi henüz Mekkeyi bile yaşayamamaktadır. Mekke Medineye işarettir henüz Mekkeye talip Müslüman yok denecek kadar azdır. Henüz karıştırılamayan ülkelerden bir tanesi olarak karıştırıcılara karşı yapılan eylemlerde maalesef binde birlerin katılımını görmekteyiz. Sanki bizim ülkemizde insan eti yemeyeceklerin varlığından emin gibiyiz. Oysa Suriyedeki zulme destek verenlerin Abdulkadir Molanın Şehadetine sevinenlerin insanların etlerini yemeyeceğini garanti etmek aptallık olur.

 

Medeniyetin beşiği diye adlandırarak dünyayı kandırdıkları Fransa Mali operasyonunda operasyona karşı çıkanları kadın çocuk demeden ağaç dallarıyla ateşe verip yakmadılar mı?. Müslümanları evlerine bağlayarak evleri ateşe veren Budistlere terörist diyemeyeceğini ifade eden Türkiyeli meşhur gazeteciyi okumadık mı?

Ey insanlar Allah cc ın aşağıdaki fermanına bir kulak verelim.

 

“İnsanın önünde ve arkasında, Allah’ın var ettiği ve koruduğu düzenin gereği olarak kendisini koruyan ve davranışlarını zapta geçiren günlük nöbet tutmakla görevli koruma melekleri ve zabıt kâtibi melekler vardır.

Bir millet, sahip olduğu ilahî-insanî değerleri, benliğini, kendilerindeki yüksek hasletleri değiştirmedikçe, Allah o milletin elinde olan nimetleri değiştirmez, sosyal, siyasî ve ekonomik düzenlerini bozmaz. Allah toplumların başına hak ettikleri bir felâket getirmek, onları cezalandırmak istediği zaman da, artık bu felâketin, bu cezanın geri çevrilme imkânı yoktur. Onların Allah’ın dışında, kulları durumundakilerden velileri, koruyucuları, yardım edenleri de bulunmaz.” Rad-11-

 

Düşünelim biz neredeyiz ve ne yapıyoruz. Kendi değerlerimiz varken uluslararası Siyonizm’e hizmet eden emperyalist, kapitalist paradigmaları hayata geçirmeye çalışıyoruz. Böyle bir milleti, böyle bir topluluğu Allah cc ın gazabından kurtaracak kim var ki.

 

Asyadaki enerji yollarına hakim olabilmek için köprüde nöbet tutan Türkiye, Suriye ve İranın etkisizleştirilmemesi düşünülemez. Bu ülkelerdeki her fert bu gerçekler ışığında bir ortganizasyon içerisinde hareket etmelidir. Vesselam


Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 4895

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.