Bugün: 19.12.2018
  • Ana Sayfa
  • »
  • Çeçenistan’daki Savaşta 300 Bin Kişi Öldü

Çeçenistan’daki Savaşta 300 Bin Kişi Öldü

Alıntı Yazı

 “Çeçenistan’daki Savaşta 300 Bin Kişi Öldü”

Çeçenistan’daki Moskova yanlısı yönetim, cumhuriyette 1994 yılı sonunda başlayan savaşlarda yaklaşık 300 bin kişinin öldüğünü 200 binden fazla kişinin de kaybolduğunu söyledi.

Çeçenistan Başbakan Yardımcısı Dukyaha Abdurrahmanov, Çeçenistan’a komşu Dağıstan Cumhuriyeti’nde bir köyü ziyareti sırasında yaptığı açıklamada “Çeçenistan’daki bir kişinin çok sayıda yakını ya ölmüş ya da kayıp durumda” dedi.

Geçen haftalarda yapılan bu açıklamada Çeçenistan’daki savaşın bilançosu, ilk defa Rusya’ya yakın Çeçenistan yönetimi tarafından bu rakamlarla telaffuz edildi.

Daha önce KöZ’de bu savaşla ilgili kronolojiyi çıkarırken 200 bin kayıp 100 bin ölü demiştik. Çeçenistan Başbakan Yardımcısının şimdilerde telaffuz ettiği bu rakamlar o zaman, bize çok abartılı geldiği için daha “tarafsız” kabul edilen bir kaynaktan almıştık 200 bin kayıp 100 bin ölü rakamlarını. Şimdi Rusya yanlısı Çeçen hükümetinin daha büyük rakamları kabul ediyor olması, bu savaşın insani yıkım boyutu bakımından Irak işgalini çoktan geride bıraktığını gösteriyor.

Buna rağmen, savaş karşıtları ve onun kuyruğundaki devrimci hareket, ABD ve müttefiklerinin Irak’ı işgaline karşı onlarca eylem ve etkinlik örgütlerken, devrimciler yayınlarında bu saldırı ve sonuçlarına ilişkin yüzlerce haber ve yorum verirken Rusya’nın Çeçenistan’ı işgaline ve saldırısına sessiz kalınmaktadır.

Eğer bu ilginin nedeni Irak’taki direnişin özneleri olan gerici İslami akımlar değil de savaşın insani yıkım boyutu idiyse, neden bundan daha trajik sonuçlara çoktan beri yol açmakta olan Çeçenistan’ın işgaline ses çıkarılmadı?

Eğer benimsenen ölçü; savaşın çapı, kullanılan silahlar vb. idiyse, o durumda da Çeçen Savaşı’nın Irak işgalinden aşağı kalır yoktu. Zira:

“Rusya’nın açıkladığı resmi rakamlara göre savaşın başladığı Ekim 1999 tarihinden Grozni’nin alındığı 2000 Şubat tarihine kadar 4 ayda Çeçenistan’a toplam 11.300 hava bombardımanı düzenlendi. Yani toplam 11.300 kez Rus savaş uçak ve helikopterleri Çeçenistan’a bomba yağdırdı. Rus savaş uçaklarının, her seferde kaç bomba attığı bilinmiyor ancak her bombardımanda sadece 4 bomba bile atılmış olsa (ki daha fazla olduğu kesin) Çeçenistan savaşının ilk 4 ayındaki bombardımanlar Irak savaşını geride bırakıyor.” Üstüne üstlük bombardımanlarla ilgili bilgiler 1994 yılında başlayan birinci savaşı kapsamıyordu.

Demek ki ölçü savaşın kapsamı, kullanılan silahlar vb. de değildir.

Sakın ola benimsenen ölçü BM kararları ve hukuku olmasın? Bunu destekleyen veriler ise az değil. Örneğin ABD’nin Irak işgali sırasında patır patır sokaklara dökülen savaş karşıtları, 1991’de Irak’a BM kararıyla uygulanan ambargo sonucu ölen 1 milyon 500 bin kişiyi görmezden gelmiş, yine Ruanda’da BM’nin gözetiminde 800 bin insanın öldürülmesine ses çıkarmamıştır.

Aynı şekilde savaş karşıtları, emperyalist devletlerin bir blok halinde BM aracılığı ile «evet» dedikleri ve onayladıkları (Afganistan’daki gibi) savaş ve işgallere de sessiz kalmışlardı. Sadecebazı emperyalist devletlerin karşı çıktıkları (Irak’taki gibi) savaş ve işgallere hayır demişlerdir. Bu açık bir ikiyüzlülüktür.

Demek ki karşı çıkılan savaşlar her türlü emperyalist paylaşım savaşları değil, bir emperyalist kampın (Almanya-Fransa) çıkarlarını zedeleyen savaşlardır. Ve burada benimsenen ölçü Amerikan karşıtlığıdır. Bu tutumun ardında ABD’yi imparator yani baş düşman, en büyük düşman ilan eden bakış açısı vardır. ABD’nin diğer emperyalist devletler arasında en saldırganı tespiti yapılmasının sonucu olarak, küçük ya da daha az tehlikeli olduğu varsayılan emperyalist devletlere karşı müsamahalı bir tutum izlenmesi gerektiğini düşünmektedir bu savaş karşıtları. Öyle hareket etmekte bir sakınca görmemektedirler.

Tabii bir yandan da ABD’nin önünü kesmek için BM’nin yaratmış olduğu uluslararası hukuku savunmaktadırlar. Bu yaklaşımın sonucu olarak Çeçenistan’da yaşananlar görülmemiştir. Daha doğrusu, BM Güvenlik Konseyi’nde daimi üye olan Rusya’yı ABD’ye karşı bir denge unsuru olarak kullanmak isteyen rakiplerinin manevralarının açtığı tuzaklara basılmıştır. Diğer emperyalist devletlerin bu görmezden gelme tavrı aynı biçimde savaş karşıtları ve küreselleşme karşıtları tarafından da benimsenmektedir.

Böylece yeni bir emperyalist paylaşım kavgasının taraflarının belirlendiği bir dönemde Çeçenlerin katili Putin, savaş karşıtlarının listesine Bush ve Sharon’un yanına eklenmemektedir.

Yaşadığımız topraklarda da benzer bir tutum nedeniyle, ABD’nin emperyalistler arasında en güçlü ve tehlikeli olduğu tespitinin sonucu olarak Çeçenistan’da yaşanan savaş görülmemiştir.  Oldukça kalabalık ve geniş bir siyasi yelpazeyi kapsayan savaş karşıtı hareket Irak için sokaklara dökülürken Çeçenistan için tek bir eylem dahi örgütlenmemiştir.

Çeçenistan’daki direniş Irak’takine kıyasla bir ulusal kurtuluş mücadelesi niteliğine daha çok sahip olduğu halde, ancak İslamcı ve faşist hareketin gündemine girebilmiştir.

Savaş karşıtı hareketin bir bileşenini oluşturan Kemalistler, İşçi Partisi ve Kızıl Elma koalisyonu gibi şovenlerin Rusya’yı karşılarına almaktan kaçınmaları ve geçmişte SSCB’yi sosyalizmin anavatanı olarak görenlerin bu konuyu suskunlukla geçiştirmelerinin nedenleri nispeten anlaşılır niteliktedir. Ama bu tür kaygıları ve hassasiyetleri olmaması gereken devrimci akımlar tarafından Çeçenistan sorununun es geçilmesi anlaşılmaz bir durumdur. Daha doğrusu devrimcilerin emperyalistler arası çekişmelerin dümen suyuna karıştığının bir göstergesi olmaktadır.

Emperyalistler arası çekişmenin dümen suyuna kapılmamak için yapılması gerekenler ise çoktan beri bellidir. Birincisi şu veya bu emperyalist kamp diye ayırmaksızın bir bütün olarak emperyalizme karşı bir duruş kaygısı taşımak gerekir. Bu tutumu somutlayabilmek için haklı savaş haksız savaş ayrımını emperyalistlerin ölçülerine göre değil, Komünist Enternasyonal’in ilk dört kongresinde benimsenen esaslara göre yapmak gerekir. İşçi sınıfının ve ezilen ulusların yürüttükleri savaşlar haklı savaşlardır, onlar üzerindeki sömürüyü ve baskıyı artırmak üzere yapılan paylaşım savaşları da haksız savaşlardır.

Bunun için de ezilen ulusları tarif etmek gerekir. Ortadoğu’nun ezilen ulusları Kürtler ve Filistinliler ise, Kafkasya’nın da varlığını belli eden ezilen uluslarından biri Çeçenlerdir. Çeçenler tarih boyunca kendilerini ezen Çarlığa karşı bir ulusal kurtuluş mücadelesi yürütmüş, bağrından nice ulusal akım çıkmıştır.  Çarlığın ardından kurulmak istenen burjuva diktatörlüğünü de daha doğamadan alaşağı eden Ekim Devrimi ulusal kurtuluş mücadelelerine belli bir ivme kazandırmış, Çeçenler, İnguşlarla birlikte Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Cumhuriyeti çatısı altında özgürlüklerine kavuşmuşlardır. Ancak SSCB’nin uluslar politikasının değişmesiyle birlikte bu kazanımlar zaman içinde birer birer ellerinden alınmıştır. Sovyet esasına göre örgütlenmenin elden bırakılması, farklı ulusların tek bir «Sovyet ulusu» adı altında büyük Rus şovenizmine tabi kılınarak asimile edilmek istenmesiyle birlikte yeniden bir ulusal sorun olarak belirmiştir. SSCB’nin tarihe karışmasıyla birlikte BDT çatısı altında bu sefer Rus anavatanına dahil edilmek istenmiştir ve yine dağları mesken tutan Çeçen savaşçıları ortaya çıkmıştır.

Çeçen sorunu komünistler açısından bu bakımdan bir Kürt ve Filistin sorunu gibi ele alınmalıdır. Çeçenlerin ulusal kurtuluş mücadelesi her durumda meşrudur ve bunun Amerika’nın kaşımasıyla alevlenip alevlenmemiş olması, önderliğinde şeriatçı akımların bulunup bulunmaması bu meşruluğa gölge düşürmez. Mademki ulusların kendi kaderini tayin hakkı kayıtsız şartsız sahip çıkılması gereken bir taleptir Çeçenlerin de kendi kaderini tayin hakkı her koşulda meşrudur ve ayrılma hakkını da içerecek şekilde benimsenmelidir.

Kaynak;http://www.kozonline.org/arsiv/pdk27/PDK27_12.htm

Diğer Yazıları
  • PAYLAŞ
  • İzlenme : 3416

YORUM EKLE

Misafir olarak yorum yapıyorsunuz. Üye Girişi yapın veya Kayıt olun.